Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

İstanbul’da ‘Yeniçeriliğin kaldırılışının 200’üncü yılında 2’nci Türk Askeri Tarih Kongresi’ başladı

Gülseren KARAPINAR-Ulaşcan ÖZER/İSTANBUL, – İSTANBUL’da düzenlenen ‘2’nci Türk Askeri Tarih

Gülseren KARAPINAR-Ulaşcan ÖZER/İSTANBUL, – İSTANBUL’da düzenlenen ‘2’nci Türk Askeri Tarih Kongresi: Yeniçeriliğin Kaldırılışının 200’üncü Yılı’nda Yeniçeri Ocağı ve Yeniçeriler Kongresi’nde konuşan Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, “Yeniçeri Ocağı zaman içerisinde Osmanlı zaferlerinde en önemli rolü oynarken isyanlarıyla anılan bir grup haline geldi. Tarihe baktığınız zaman Kapıkulu isyanlarının, ardı ardına devam ettiğini, devlet otoritesinin çok zayıf olduğu dönemde meydana geldiğini ve devletin bir, özellikle 18’inci yüzyıldaki askeri reformlar önünde en önemli engellerden birisi haline geldiğini görmekteyiz. En son Maçin’de 3’üncü Selim zamanında ordunun cepheyi bırakıp gelmesiyle 3’üncü Selim Nizam-ı Cedid, yeni bir düzen kurmak için harekete geçti. Fakat bu hayatıyla mal oldu. Tahta çıkan 2’nci Mahmut, Alemdar Mustafa Paşa’nın öldürülmesini gördü” dedi.

Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Fatih Harp Tarihi Araştırmaları Enstitüsü (Fatih HATEN), Türk Askeri Tarih Komisyonu ve Türk Tarih Kurumu iş birliğiyle düzenlenen ‘2’nci Türk Askeri Tarih Kongresi: Yeniçeriliğin Kaldırılışının 200’üncü Yılında Yeniçeri Ocağı ve Yeniçeriler Kongresi’ üniversitenin Beşiktaş’taki yerleşkesinde başladı. Kongreye Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Türk Tarih Kurumu Başkanı Yüksel Özgen, MSÜ Fatih Harp Tarihi Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Bünyamin Kocaoğlu, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

‘YENİÇERİ OCAĞI ORTADAN KALDIRILDI’

Kongrenin açılışında konuşan MSÜ Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, “Bundan tam 200 yıl önce 15 Haziran 1826’da çok acı bir hadise gerçekleşmiştir. Osmanlı’yı zaferden zafere koşturan, tarihe askeri bir zümre olarak geçen Yeniçeri Ocağı ortadan kaldırıldı. Bu bir süreç. Şimdi Yeniçeriler Orhan Gazi döneminden itibaren, ilk izleri Bursa’da, 1’inci Murat döneminde tarih sahnesine çıkan Kapıkulu Ocakları’nın bir grubuydu. Kapıkulu Ocakları, karşıda savaştığınız düşmanlardan aldığınız insanları devşirerek tekrar onlara karşı kullanılmasıydı. Bu zaman içerisinde gelişti ve profesyonel bir askeri teşkilat oldu. Bu, özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nda merkezi bir askeri zümrenin bulunması aynı zamanda merkezi otoriteyle çatışmayı da beraberinde getirdi. 36 Osmanlı padişahının 12’si Yeniçeri veya askeri isyanları sonucunda tahttan indirildi. Bu Yeniçeri Ocağı zaman içerisinde Osmanlı zaferlerinde en önemli rolü oynarken isyanlarıyla anılan bir grup haline geldi. Tarihe baktığınız zaman Kapıkulu isyanlarının, ardı ardına devam ettiğini, devlet otoritesinin çok zayıf olduğu dönemde meydana geldiğini ve devletin bir, özellikle 18’inci yüzyıldaki askeri reformlar önünde en önemli engellerden birisi haline geldiğini görmekteyiz. En son Maçin’de 3’üncü Selim zamanında ordunun cepheyi bırakıp gelmesiyle 3’üncü Selim Nizam-ı Cedid, yeni bir düzen kurmak için harekete geçti. Fakat bu hayatıyla mal oldu. Tahta çıkan 2’nci Mahmut, Alemdar Mustafa Paşa’nın öldürülmesini gördü. Çok soğukkanlı hareket ederek belli bir hazırlık yaptı ve 15 Haziran 1826’da bir rivayete göre Yeniçerilerin isyan etmesi, bir rivayete göre 2’nci Mahmut’un isyan ettirmesi neticesinde Yeniçeri Ocağı ortadan kaldırıldı” diye konuştu.

‘KIŞLALARI YIKILIYOR, KAHVEHANELER YERLE BİR EDİLİYOR’

Prof. Dr. Afyoncu, “Cevdet Paşa diyor ki Rusya’daki Çar Petro’nun Strelitsleri ortadan kaldırmasından hareketle Strelitsler devletin omzunda bir ur idi, kesilip alındılar. Ama Yeniçeriler seretan idi, yani kanser idi, vücudun her tarafını sardığı için böyle kaldırılması mümkün olmadı diyor. Gerçekten de ben bu sempozyum için birkaç belgeye şöyle gözden geçirdim. Yapılmış çalışmalar var aramızda. Yüksel Çelik’in, Yüksel Paşa’nın, Ömer Bey’in ordunun reformuyla ilgili önemli bir kitabı var. Ötekin Hoca’nın Neferin Adı Yok kitabı var. Fatih Yeşil’in İhtilaller Çağında Osmanlı Ordusu var. Ama özellikle Yeniçeri Ocağı’nın ortadan kaldırılmasından sonraki yeni ordunun kurulması değil ama süreçte birkaç tane daha doktora tezi yapılacak malzemenin olduğunu gördüm. Özellikle maliye kayıtları fazla el atılmamış durumda. İmparatorluğun her tarafını sardığı için Yeniçerilerin ortadan kaldırılması ile ilgili maddi ve manevi hatıraların da hafızalardan silinmesi ile ilgili faaliyetler var. Kışlaları yıkılıyor, kahvehaneler yerle bir ediliyor. Mezar taşları, evraklar, şöyle düşünün hepimiz arşivde çalıştık Yeniçeri Ocağı’nın evrakları elimizde dursaydı herhalde muhtemelen bir arşiv kadar daha belge olurdu. Çünkü binlerce, on binlerce Yeniçerinin, Kapıkulu’nun malzemelerinin çok az bir kısmı elimizde. Tulumbacı Ocağı ortadan kaldırılıyor çünkü Yeniçerilerle bağlantılı. Yerine yeni bir teşkilat kurulamadığı için yangınlara müdahale edilemiyor. Yeniçeriyle ilgili diğer teşkilatlar, Cebeciler vesaire ortadan kaldırılıyor. Yeniçerileri hatırlatacak askeri tabirlerin kullanılmasından kaçınılıyor. Yeniçeri Ocağı ile bağlantılı olan Bektaşiler, tekkeler kapatılıyor. Bektaşi tekkeleri diğer tarikatlara veriliyor. Bektaşi sürülüyor. Ve Yeniçerilerin en büyük destekçisi olan ırgat, hamam ve kayıkçıların çoğu takibata uğruyor, sürgüne gönderiliyor. Yeniçerilerle bağlantılı Türk hamamları yerine Ermeni hamamları alıyor. Cirit oyunu yasaklanıyor. En önemli dedikodu merkezleri olan kahvehaneler kapatılıyor. Muhalif görüşleri dillendiren meddahlar, Hacivat-Karagöz oyunları yasaklanıyor. Tabii ilginç de şeyler var. Mesela sicillere baktığınız zaman sicillerde Yeniçeriler bir anda ortadan kalkıyor ama devasa bir teşkilat, ‘Şöyle olacak, böyle olacak Yeniçeriler geri gelecek’ diye dedikodular yayılıyor. Devlet de bunun üzerine bu dedikoduları yapanları sürüyor. Belli yerlerde isyanlar çıkıyor mesela Tokat’ta, Bosna’da, şeyler oluyor” dedi.

‘İSTANBUL BÜYÜK BİR KENTSEL DÖNÜŞÜME GİRİYOR’

Prof Dr. Afyoncu, “İstanbul büyük bir kentsel dönüşüme giriyor. Yeniçeri Ocağı’nın eski ve yeni odaları tamamen yıkılıyor. Enkazdan kullanılabilir durumda olan mermer, taş, yeni inşa edilecek Topçubaşı Dairesi ve Asakir-i Mansüre-i Muhammediye kışlasında kullanılıyor. Enkazın bir kısmı da Davutpaşa’da inşa edilecek yeni kışlada kullanılmıştır. Demir ve çivilere kadar teferruat var yani enkazdan çıkan demir ve çiviler toplatılıp satılıyor. Fırınlarda ve tulumbacı kışlasında ele geçirilen odunlar Asakir-i Mansüre-i Muhammediye ordusuna veriliyor. Bu kadar teferruata giren durumlar var. Yeni odaların olduğu yer, tabii isimlerin silinmesi lazım, yeni odaların olduğu yere Ahmediye, eski odaların bulunduğu yere Fevziye isimleri veriliyor. Uzun süre belli bölgelerde kahvehane inşasına müsaade edilmiyor. Bu Yeniçeri ocaklarının olduğu bölgedeki arsalar satılıp sivil yerleşime açılıyor. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının ardından ocağa ait emlaklar vakıflara devrolunuyor. Şöyle düşünün, birçok vakıf var. Bu sadece burada değil, Tokat’ta, Bosna’da, İbrahim’de bu vakıfların tasfiyesi uzun bir süreç alıyor. Onunla bağlantılı Bostancı ve Cebeci ocakları da aynı şekilde. Ocaklara, orta vakıflarına, bazı ocaklara ait dükkanlar, hamamlar, evler, bahçe ve bostanlar kayıtları müzayede ile talip olana satılıyor. Yüzlerce esnaf gediği ve kışlalara bağlı sular var. Bunlar da müzayede ile satılıyor. Ocağın para vakıflarından borç alanlar için, borç almıştır ocağın vakıflarından. Bunlar ortada kalmış, kime ödenecek? Esameler var, ortada kalmış, ne olacak? Bunların tahsili yıllarca sürüyor. Bir kısmı takside bağlanıyor. İnsanlar ocaktan borç alırken kendilerine ait belgeleri de oda sandıklarına rehin bırakıyorlar. O belgeler var. Bunlar ciddi problemler oluşturuyor. Esameleri rehin bırakanların bir kısmı, esameler karşılığında borçlarının silinmesini talep ediyor” dedi.

‘YENİÇERİ OCAĞI’NIN ÖNCESİ VE SONRASINI DEĞERLENDİRECEĞİZ’

Prof. Dr. Afyoncu, “Gerçekten de Cevdet Paşa’nın dediği gibi, bütün vücudu sarmış bir hadise Yeniçeri Ocağı. 200 yıl olmuş. Bu sene Mohaç’ın 500’üncü yıl dönümü. Onunla ilgili de Ekim, Kasım ayında bir sempozyum yapılacak. Ancak burada hem Türkiye’de hem yurt dışından birçok değerli meslektaşımız geldi. Yeniçeri Ocağı’nın öncesi ve sonrası ile ilgili, elden geçireceğiz. Ama benim gördüğüm, özellikle bu alanda birçok daha doktora teziyle yaptırmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

‘İLK ASKERİ TARİH KONGRELERİMİZİ ÖZELLİKLE ELE ALINMAMIŞ, SPESİFİK KONULARA AYIRIYORUZ’

MSÜ Fatih Harp Tarihi Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Bünyamin Kocaoğlu, “Ordunun ana unsuru Yeniçeriler zamanla iç siyasetin bir parçası isyanlarla anılır olmaya başladılar ve kurum 1826 Haziran’da kapandı. Burada ilk defa Yeniçeri bağlamında tek başına ele alan bir askeri tarih çalışması olmadı. Bu bakımdan bu anlamda da ilk askeri tarih kongrelerimizi özellikle ele alınmamış, önemli spesifik konulara ayırıyoruz. Bu anlamda da önemli bir eserin de çıkacağını temenni ediyorum, düşünüyorum. Fatih Enstitüsü olarak, ulusal, uluslararası her bazda, her düzeyde oldukça büyük programları yapabilecek yeteneğe sahibiz. Bu anlamda çok teşekkür ediyorum. Bir küçük müjdeyi de rektörümün, müsaadesiyle vermek istiyorum. Yaşatmaya çalıştığımız 5 yıldır, Harp Tarihi Dergimiz, artık TR Dizin’de taranıyor. 2025 sayıları TR Dizin’de sayı taranmaya başlandı. Yeni geldi bilgi, onu da paylaşmak istedim hazır bu kadar askeri tarih alanında çalışan arkadaşlarımız var. Harp Tarihi Dergisi alanında inşallah umudumuz gelecekteki niyetimiz, inşallah alanında Türkiye’de ve dünyada adı anılır, sayılır önemli bir dergi, SSCI’ya girmiş, önemli atıfta, önemli dergi indeksleri dahil edilmiş bir dergi haline getirmek bizim boynumuzun borcu” dedi.

‘OSMANLI TARİHİNDE MERKEZİ UNSURLARINDAN BİRİSİ DE ŞÜPHESİZ YENİÇERİ OCAĞI OLMUŞTUR’

Kongrenin açılışında konuşan Türk Tarih Kurumu Başkanı Yüksel Özgen, “Türk milleti tarih sahnesine çıktığı ilk günden beri ordusuyla var olmuş, ordu-millet vasfına hakkıyla tanınmış bir millettir. Bu köklü askeri geleneğin Osmanlı tarihinde uzun ömürlü ve merkezi unsurlarından birisi de şüphesiz Yeniçeri Ocağı olmuştur. Bu yılki kongremizin ana temasını teşkil eden Yeniçeri Ocağı ve yeniçeriler sadece Osmanlı askeri tarihinin değil; devlet düzeninin, şehir hayatının, siyasi kültürün ve toplumsal hafızanın da bir parçasıdır. Kuruluşundan kaldırılışına kadar yaklaşık 5 asır boyunca Osmanlı Devleti’nin askeri gücünün merkezinde yer alan bu ocak, imparatorluğun yükselişinde olduğu kadar dönüşüm süreçlerinde de belirleyici roller üstlenmiştir. Kazandığı pek çok zaferle disiplinleri ve askeri güçleri belirleyici olmuştur. Dolayısıyla bugün geriye dönüp baktığımızda Yeniçeri Ocağı’nı asırlık tarihinden kopararak tek taraflı hükümlerle değerlendirmek bizleri eksik ve sınırlı bir okumaya götürecektir. Nitekim tarih; şartların ve ihtiyaçların durmaksızın değiştiği ve dönüştüğü bir süreçtir. Dünya askeri tarihi kabuk değiştirirken ve yeni harp teknolojileri meydanlara hakim olurken Yeniçeri Ocağı da zamanla çağın askeri geleneklerine uyum sağlamakta zorlanmıştır” ifadelerini kullandı.

‘TÜRK ORDUSUNUN SAHİP OLDUĞU DİSİPLİNİN DE TEMELİNİ OLUŞTURMUŞTUR’

Özgen, “Bundan tam 2 asır evvel yani bugün 15 Haziran 1826’da Sultan 2’nci Mahmud’ın devletin geleceği adına sergilediği iradeyi ve askeri modernleşme konusundaki kararlılığını bir kez daha hatırlıyoruz. Yeni ordumuzun temellerinin atılmasını sağlayan bu tarihi dönüm noktası, sonraki nesillerde yetişecek nitelikli subay kadrosunun ve askeri dehanın neşet etmesine zemin hazırlamış, bugünkü Türk ordusunun sahip olduğu disiplinin de temelini oluşturmuştur. Esasen bu hadisenin tüm askeri ve sosyal dinamikleri, kongremiz boyunca siz kıymetli bilim insanları tarafından tüm detaylarıyla incelenecek, bizlere yeniden düşünme imkanı sağlayacaktır. Malumlarınız olduğu üzere geçmişi peşin hükümlerden uzak, nesnel ve çok yönlü bir bakışla anlamlandırma çabası yalnızca bireysel akademik gayretlerle sınırlı değildir. Aynı zamanda kurumların üstlendiği ilmi sorumluluğu da beraberinde getirmektedir. Türk Tarih Kurumu olarak bizler, kuruluşundan itibaren Türk askeri tarihinin ilmi esaslarla araştırılmasına büyük önem vermiş, bu alandaki çalışmaları desteklemeyi temel vazifelerden biri olarak kabul etmiştir. Tarihi, zira tarihi bilginin derinleşmesi ve yeni nesillere sağlıklı bir biçimde aktarılması, bilim insanlarının titiz araştırmaları ile kurumların destekleyici misyonunun müşterek gayreti sayesinde mümkün olabilmektedir” diye konuştu.

Konuşmaların ardından Türk Tarih Kurumu Başkanı Yüksel Özgen, MSÜ Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu’ya plaket takdim etti.