Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

‘Ne yiyorsanız, bağırsaklarınız da onu yaşıyor’

İSTANBUL, – KALIN bağırsak kanseri riskini azaltmada günlük yaşam alışkanlıklarının

İSTANBUL, – KALIN bağırsak kanseri riskini azaltmada günlük yaşam alışkanlıklarının önemli rol oynadığına dikkat çeken Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Genco Gençdal, “Ne yiyorsanız, bağırsaklarınız da onu yaşıyor. Bağırsak sağlığını korumak için mucizevi bir besine ihtiyacımız yok. Yıllarca sürdürülebilecek dengeli bir beslenme düzenine, hareketli bir yaşama ve uygun zamanda yapılan taramalara ihtiyacımız var” dedi.

Dünyada en sık görülen kanser türleri arasında üst sıralarda yer alan kalın bağırsak (kolorektal) kanseri, erken teşhis ve doğru yaşam alışkanlıklarıyla önlenebilir hastalıklardan biri olarak öne çıkıyor. Liv Hospital Topkapı’dan Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Genco Gençdal, beslenme düzeninin bağırsak mikrobiyotası üzerindeki kritik etkilerine dikkat çekerek, bağırsak sağlığını koruyan ve kanser riskini azaltan bilimsel stratejileri paylaştı.

‘İŞLENMİŞ ETLER MÜMKÜN OLDUĞUNCA AZALTILMALI’

Liften fakir, aşırı işlenmiş gıda ve yüksek miktarda kırmızı et içeren beslenme düzeninin bağırsak mikrobiyotasını olumsuz etkileyebileceğini belirten Doç. Dr. Gençdal, “Kalın bağırsak sağlığının korunmasında beslenmenin önemli bir yeri var. Özellikle lif tüketiminin artırılması, işlenmiş etlerin mümkün olduğunca azaltılması ve sebze, meyve, kuru baklagiller ile tam tahılların beslenmede daha fazla yer alması gerekiyor” dedi.

Bağırsaklardaki trilyonlarca mikroorganizmanın hepsinin zararlı olmadığını, aksine büyük kısmının faydalı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Gençdal, beslenme şeklinin bu bakterilerin dengesini değiştirdiğini ifade etti. Çok fazla sebze, meyve ve lif tüketildiğinde faydalı bakterilerin geliştiğini belirten Gençdal, aşırı işlenmiş gıdaların, fazla kırmızı etin ve yüksek yağlı beslenmenin ise bazı zararlı bakterilerin ve kimyasalların artmasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

‘NE YEDİĞİMİZ DEĞİL, BAKTERİLERİN NE YAPTIĞI DA ÖNEMLİ’

Bağırsak sağlığı ile beslenme arasındaki ilişkinin yalnızca tüketilen gıdalar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Gençdal, bağırsak mikrobiyotasının bu sürecin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti. “Son yıllarda yapılan çalışmalar sadece ne yediğimizin değil, yediğimiz besinlerin bağırsaklarımızdaki bakterileri nasıl etkilediğinin de önemli olduğunu gösteriyor. Bazı bakteriler tükettiğimiz besinleri farklı maddelere dönüştürüyor. Bu maddelerin bazıları bağırsak hücreleri için faydalı olabilirken, bazıları istenmeyen etkiler oluşturabiliyor. Dolayısıyla, tabağımızdaki yiyeceklerle bağırsaklarımızdaki mikroorganizmaları birbirinden ayrı düşünmemeliyiz” diye konuştu.

Araştırmalarda bağırsak bakterilerinin safra asitlerini deoksikolik aside (DCA) dönüştürebildiğinin ve bu maddenin kalın bağırsak hücrelerinde kontrolsüz çoğalmayı destekleyebileceğinin gösterildiğini aktaran Doç. Dr. Gençdal, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bu çalışmalar, ‘şu bakteriyi ortadan kaldırırsak kalın bağırsak kanserini önleriz’ anlamına gelmiyor. Bağırsak mikrobiyotası son derece karmaşık bir yapı. Araştırmalar devam ediyor ve bugün için herhangi bir bakteriyi hedef alarak kanserden korunabileceğimizi söylemek doğru olmaz. Ancak beslenmenin bağırsak mikrobiyotası üzerindeki etkisini artık çok daha iyi anlamaya başlıyoruz” ifadelerini kullandı.

‘LİF SADECE KABIZLIĞI ÖNLEMEK İÇİN GEREKLİ DEĞİL’

Bağırsak dostu beslenmenin temelinde lifin yer aldığını söyleyen Doç. Dr. Gençdal, lifin yalnızca kabızlığı önleyen bir bileşen olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak “Lif, en önemli dostlarından biri. Sebze, meyve, kuru baklagiller, tam tahıllar, kuruyemişler ve tohumlarda bulunan lifin bir bölümü bağırsak bakterilerimiz tarafından parçalanıyor. Bu süreçte kısa zincirli yağ asitleri ortaya çıkıyor. Bunlardan biri olan bütirat, kalın bağırsak hücreleri için önemli bir enerji kaynağıdır. Yani lifin bağırsaklarımızdaki etkisi sadece kabızlığı önlemek değil. Lif, bağırsak bakterileri ve ortaya çıkan faydalı metabolitler üzerinden kalın bağırsak sağlığının desteklenmesine katkıda bulunuyor” diye konuştu.

‘GÜNLÜK YAKLAŞIK 30 GRAM LİF TÜKETİMİ HEDEFLENEBİLİR’

Dünya Kanser Araştırma Fonu’nun yetişkinler için günlük yaklaşık 30 gram lif tüketimini önerdiğini hatırlatan Doç. Dr. Gençdal, lif alımının aniden değil, kademeli olarak artırılması gerektiğini ifade etti. Tüketim artırılırken yeterli su içilmesinin şart olduğunu belirten Gençdal, aksi takdirde gaz, şişkinlik ve karın rahatsızlığı yaşanabileceğini, amacın geçici bir diyet değil liften zengin beslenmeyi kalıcı kılmak olduğunu söyledi.

‘TABAĞINIZDA NE KADAR ÇOK RENK VARSA O KADAR İYİ’

Bağırsak dostu beslenmenin pahalı ve özel ürünler gerektirmediğini dile getiren Doç. Dr. Gençdal, sofrada yapılacak küçük değişikliklerin önemine değindi: “Çeşitlilik ve renk; brokoli, lahana, karnabahar, roka, ıspanak, havuç, domates ve biber gibi farklı renklerdeki sebzeler düzenli tüketilmelidir. Bütün meyve; elma, armut, portakal, kivi ve çilek gibi meyveler bütün olarak yenmelidir. Meyve suları lif barındırmadığı için bütün meyvenin yerini tutmaz. Kuru baklagiller; mercimek, nohut, kuru fasulye ve barbunya hem lif hem bitkisel protein açısından zengindir, haftada birkaç kez tüketilmelidir” ifadelerini kullandı.

‘KURUYEMİŞLERİN PORSİYON MİKTARINA DİKKAT EDİN’

Beyaz ekmek ve rafine tahıllar yerine tam buğday ekmeği, bulgur, yulaf, arpa, esmer pirinç ve tam tahıllı makarnanın tercih edilmesini öneren Doç. Dr. Gençdal, “Ceviz, badem, fındık, chia ve öğütülmüş keten tohumu da harika seçeneklerdir. Ancak kuruyemişlerdeki yüksek kalori içeriği nedeniyle porsiyon kontrolü unutulmamalıdır” dedi.

‘KIRMIZI ETİ TAMAMEN BIRAKMAK GEREKMİYOR’

Kırmızı etin tamamen hayatımızdan çıkarılması gerekmediğini belirten Doç. Dr. Gençdal, Dünya Kanser Araştırma Fonu’nun haftada yaklaşık üç porsiyon (toplamda 350-500 gram pişmiş et) sınırını önerdiğini hatırlattı. Sucuk, salam, sosis, pastırma ve jambon gibi işlenmiş etlerin ise günlük beslenmenin parçası olmaması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Gençdal, kırmızı et yerine balık, tavuk, yumurta, yoğurt ve baklagiller tercih edilerek protein çeşitliliğinin sağlanabileceğinin altını çizdi.

‘PROBİYOTİK KULLANMAK TEK BAŞINA KANSERİ ÖNLEMİYOR’

Yoğurt ve kefir gibi gıdaların sağlıklı olduğunu ancak tek başına probiyotik takviyelerinin kanseri önlediğine dair mucizevi bir kanıt bulunmadığını söyleyen Doç. Dr. Gençdal, en güçlü koruyucu yaklaşımın liften zengin, çeşitli ve doğal bir beslenme modeli oluşturmak olduğunu ifade etti.

‘HAMBURGERİ YASAKLAMAK YERİNE ALIŞKANLIKTAN ÇIKARIN’

Fast-food, şekerli-gazlı içecekler ve paketli atıştırmalıkların beslenmenin temelini oluşturmaması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Gençdal, “Amaç hiçbir zaman hamburger yememek değil; istisnayı alışkanlık haline getirmemektir. Esas olan genel beslenme düzeninin sağlıklı kalmasını sağlamaktır” dedi.

‘HAREKET ETMEK DE BAĞIRSAKLARI KORUYOR’

Fiziksel aktivitenin sadece kalp sağlığı için değil, kalın bağırsak kanseri riskini azaltmak ve kilonun korunması için de hayati olduğunu belirten Doç. Dr. Gençdal, her gün yapılan 20-30 dakikalık tempolu yürüyüşlerin bile büyük fark yaratacağını söyledi.

‘SADECE SAĞLIKLI BESLENMEK, KOLONOSKOPİNİN YERİNİ TUTMAZ’

Beslenmenin önemine rağmen kolonoskopinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Gençdal, şunları aktardı:

“Sağlıklı beslenmek riski azaltır ama kolonoskopinin yerini tutmaz. Kalın bağırsak kanseri genellikle poliplerden gelişir. Kolonoskopi sırasında bu polipleri henüz kansere dönüşmeden tespit edip çıkarabiliyoruz. Dolayısıyla sadece beslenmeyle riskin tamamen ortadan kalktığını düşünmemeliyiz.”

‘BAĞIRSAK SAĞLIĞI İÇİN 7 ALTIN KURAL’

Doç. Dr. Genco Gençdal, bağırsak sağlığı için temel ilkelere ilişkin şöyle konuştu:

“Her gün taze sebze ve meyve tüketin. Günlük yaklaşık 30 gram lif hedefine ulaşın. Kuru baklagilleri sofranızdan eksik etmeyin. İşlenmiş etleri mümkün olduğunca hayatınızdan çıkarın. Kırmızı eti ölçülü tüketin. Alkol tüketiminden mümkünse tamamen kaçının. Düzenli hareket edin ve ideal kilonuzu koruyun.”

‘MUCİZEVİ BİR YİYECEK YOK’

Bağırsak sağlığının uzun vadeli bir yaşam tarzı olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Gençdal; brokoli, kefir veya takviye gıdaların tek başına kanseri engelleyemeyeceğinin altını çizerek, “Kalın bağırsak sağlığı için mucizevi bir yiyecek yok. Brokoli, kefir veya herhangi bir probiyotik ürün tek başına kanseri önlemiyor. Asıl önemli olan yıllar boyunca sürdürülen beslenme ve yaşam tarzı. Tabağımıza daha fazla sebze, meyve, kuru baklagil, tam tahıl ve kuruyemiş koymalıyız. İşlenmiş eti azaltmalı, kırmızı eti ölçülü tüketmeli, alkolü mümkünse hiç kullanmamalı ve aşırı işlenmiş gıdaları günlük beslenmenin temeli haline getirmemeliyiz. Hareket etmeli ve uygun zamanda taramalarımızı yaptırmalıyız” ifadelerini kullandı.