Arabuluculuk kurumu ve zaruret şartı

7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile hukuk dünyasına giren arabuluculuk aradan geçen beş buçuk yıldan fazla hukuk uyuşmazlıklarının çözümüne çok katkıda bulunmuş değilken, 12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile böyle bir kurumun varlığı belli nitelikteki iş uyuşmazlıklarında mahkemeye gitmeden arabulucuya gitme mecburiyeti getirilince sanki yeni bir kurummuş gibi kamuoyunda konuşulmaya başlandı.
Herkesin tahmin edeceği üzere arabuluculuk sisteminin zaruriliğinin altında yatan temel sebep devletin adalet düzenini sağlayan mahkemelerdeki iş yükünü azaltmak, toplumda uzlaşı kültürünü yayarak ihtilafın kısa sürede çözümlenerek tarafların tatminine yönelik alternatif bir çözüm yolu olması düşüncesidir.
Süre, masraf, gizlilik, ilam niteliği ve her türlü yolla iletişim yapılabilmesi mahkemelerdeki yargılamalara göre arabuluculuk kurumunun avantajları. Bunun yanında uzlaşı kültürünün bulunmaması, mevcut alışılagelmiş yargı sistemindeki rol sahibi hukukçuların yaklaşımları, gizliliğe riayette arabulucuya olan güvenin tesisindeki güçlükler ise dezavantajı oluşturmaktadır.
Zaruriliğin kapsamının sadece iş hukuku kapsamındaki işe iade davası, kıdem ve ihbar tazminatları ile her türlü işçi alacakları(ücret, fazla çalışma, izin vs.)dan oluşması kanun koyucunun uygulamayı görmek istediğinin işareti olsa gerek. Bu uyuşmazlıklar bile sayısal olarak oldukça yekûn tutabilir. 
Burada tartışılması gereken şu hususlar öne çıkmaktadır;
Öncelikle gelecek işe göre arabulucu sayısı ve uzmanlığı tartışma konusu edilecektir. Zira gelecek işin ne olduğu kesin olarak bilinmemekte, arabuluculara üç ağır ceza komisyonu seçme mecburiyeti getirilmesi bazı bölgelerde arabulucu yığılması, bazı bölgelerde ise azlığı sonucunu doğuracaktır. Arabulucuların uzmanlığı konusu da mevcut eğitimlerle ne derece sağlanacağını uygulama gösterecektir.
Diğer bir tartışma konusu da kanunda öngörülen en fazla bir ayda sürecin bitirilmesinin zaruri olmasıdır. Zaman baskısı altında tarafların yeterince dinlenmeden veya birden fazla oturumlara imkân sağlanmaması tutanakların acelece hazırlanması neticesini doğurabilir.
Son olarak Arabuluculuk Kanunu tarafların üzerinde tasarruf edebilecekleri her tür ihtilaf için arabulucu imkânı getirmişken, son Kanun kapsamındaki bazı iş uyuşmazlık türleri için zaruretin getirilmesi sadece bu ihtilafların arabuluculuğa elverişli olduğu algısını oluşturmuştur. Bu nedenle yapılması gereken genel uygulamanın 2012 yılında yürürlüğe giren Arabuluculuk Kanununun geniş kapsamında vücut bulması, örneğin sözleşmelere bu nitelikte çözüm yolunun konulmasıyla yaygınlaştırılması sağlanabilir.
Selam ve muhabbetle…

YORUM EKLE