EĞİTİM ve EĞİTİM SİSTEMİ

EĞİTİM ve EĞİTİM SİSTEMİ

Eğitim nedir?” sorusuna cevabı şöyle verebiliriz: Bireyde, yaşantı yoluyla istendik davranış değişikliği yaratma sürecidir.

Eğitim; Cicero’ya göre insanlaşma süreci, Platon’a göre ruhsal bir yükseliş, Aristo’ya göre tamamlanma süreci, Rousseau’ya göre doğaya ve doğasına hazırlanmadır.

Rus yazar Tolstoy, bir asır öncesi şu soruyu sormuş; İnsan ne ile yaşar?

Hayatımız ve mesleki başarılarımız adına bu soruya şahsen şöyle cevaplanabilir; İnsan bilgi ile yaşar. Bilgi, yüceltir ve yükseltir. Kişi bilgi sayesinde ufkunu genişletir ve vizyon sahibi olur. Hayatımızda karşılaştığımız hiçbir başarı hikâyesi tesadüf değildir. Her başarının altında ilmik ilmik işlenmiş bilgi ve tecrübeler yatmaktadır. “Tecrübe, kazanarak kaybettiğimiz olgulardır.” (Semih Çalapkulu)

Eğitim; bireylerin yaşamlarını sürdürebilmeleri ve toplumda yer edinebilmesi için edinilen bilgi, beceri, anlayış değişikliklerine denir. Eğitim geniş anlamda, insanların toplum standartlarını, inançlarını ve yaşamayı kolaylaştıracak yolların kazanılmasında etkili olan tüm sosyal süreçlerdir.

Eğitimde kaliteye ulaşmanın, gerekli şartların yerine getirilmelidir. Kaliteli meslek, kaliteli hizmet ve kaliteli ürüne ulaşmanın temelinde eğitim kalitesi yatmaktadır.

Kalite, eğitimle başlar eğitimle biter.

 

Sokrates'in "Ben kimseye bir şey öğretemem, yalnızca düşünmeye yöneltebilirim." sözüyle aslında bizlere öğretme ile ilgili farklı bir perspektif vermektedir.

“Eğitim sistemi” dediğimiz şey; sistemli, programlı ve pek çok açıdan paralel eş zamanlı bir işleyişe sahip olmalıdır. Değişimleri sistemsel değil sadece problemler üzerinden yaparsanız, planlama yapmış olmazsınız. Olsa olsa problem çözmeye çalışıyor olursunuz. Planlama ve problem çözme farklı bilişsel becerilerdir. Planlama becerisi, ulusal çapta belki de en düşük beceri alanlarımızdan birisi, bu konuyu çözerek muasır medeniyetlerin seviyesine çıkabiliriz.

 

Eğitim Sürecinin Özellikleri Nelerdir? sorusuna cevabı şöyle verebiliriz: Eğitim sürecinde üç temel özellikle vardır. Amaç, öğretme ve öğrenme etkinlikleri ile değerlendirmedir.

  • Amaç: Eğitim, bir hedef çerçevesinde yapılmaktadır. Burada hedeflenen şey; kişinin davranış ve hareketlerinde olumlu yönde bir değişim sağlamaya çalışmaktır. Amaç noktasında toplumun istek ve beklentileri önemli bir rol oynamaktadır. Bundan dolayı da toplumun beklentileri göz önüne alınmaktadır. Bireyin kişiliğini etkilemeyecek ya da bireyde kalıcı bir değişim yaratmayacak gelişmeler, eğitim açısından bir değer taşımamaktadır.
  • Öğrenme ve Öğretme Etkinlikleri: Öğrenme, kişide ortaya çıkan kalıcı nitelikteki değişmelerdir. Öğretme ise öğrenmeyi sağlayan her türlü etkinlik olarak kabul edilmektedir. Öğretim ise; örgütlü ve planlı bir şekilde yapılan faaliyetlerdir. Bunların hepsi de eğitim sürecinin içerisinde yer almaktadır.
  • Değerlendirme: Eğitim süreci sonrasında yapılmaktadır. Öğretim sürecinde ne kadar başarılı olunduğuna bu şekilde karar verilmektedir.

Eğitim Sürecinin Özellikleri Nelerdir? dediğimiz şey;

  • Eğitim her yerde oluşabilmektedir.
  • Eğitim yalnızca insana özgüdür. Bu süreç sadece okulda olmaz. Aynı zamanda okul öncesinden, sonrasında ve okul dışında da süreç her zaman devam eder.
  • Eğitimde bir mekân ya da yer sınırlaması söz konusu değildir.
  • Eğitim süreci süreklidir ve her zaman devam etmektedir. Çünkü insan sürekli gelişmekte ve her zaman da yeni bir şeyler öğrenmektedir.
  • Eğitim süreci çeşitli bulgu ve bilimsel araştırmalardan yararlanmaktadır.
  • Eğitim hem milli hem de uluslararası yönlere sahiptir.
  • Eğitim, hayat ile gerçekleşir. Yaşantılar eğitim sürecinin en önemli parçasıdır.
  • Eğitim, ülkenin milli bir şekilde kalkınma ile alakalı bir durumdur.

Eğitim nedir sorusu böylelikle cevabını bulmaktadır.

Dünya hızlı bir değişme ve yenilenine döneminden geçiyor. Bu hızlı gelişime kalite ve eğitime yeterli yatırımı yapanlar, ayak uydurabiliyor. Bu dönem kaliteli üretim ve hizmetlerin, farklılaşan ve sürekli değişen tüketici tercihlerine nasıl endekslene bileceğinin dikkatle araştırıldığı bir dönem. Eğer insan kaynaklarımızı eğitim yoluyla planlı bir şekilde geliştirebilirsek, zaman içinde üretim ve hizmetlerdeki kalitenin kendiliğinden geliştiğini göreceğiz. Bunun için değişen dünyaya paralel eğitim reformu ile insan kalitesinin sürekli şekilde güvence altına alınması gereklidir.

Eğitim olmadan kalite, kalite olmadan da üretim ve hizmetlerde bir fark meydana getirmek mümkün değildir.

 

Türkiye’mizde eğitim sistemi halen, üretim ve hizmetlerde kalite farklılığını ortaya koyacak bir dinamizmi, arzu edilen seviyeyi yakalamış değiliz.

Kalite, verimlilik ve mükemmeli arama anlayışını insanlarımıza okullarda kazandıramazsak dünyadaki kalite konusundaki değişim hızına nasıl ayak uydurabiliriz?

Çağdaşlaşmaktan nasıl söz edebiliriz?

Diğer taraftan teknolojinin küçülttüğü dünyamızda insanlar, kaliteli ürün ve hizmetleri kolayca bularak alabilmektedir. Kalitesiz malın ve hizmetin yüzüne kim bakar?

Bu sebeple kalitesiz mallar dünya pazarlarından, iyi eğitilmemiş kalitesiz insan gücü de iş pazarlarından hızla kovulmaya mahkûmdur. Bunun için tek çare eğitim yoluyla kaliteye ulaşmaktır.

Ayrıca bir ülkenin kalkınmışlık düzeyinin inandırıcı kanıtı, ürettiği mal ve hizmetlerin kalitesidir. Eğitim yoluyla insanlara kaliteli meslek, iş ve meslek ahlakı, üreticilik ve araştırıcılık ruhu, yeniliklere uyma ve kendini yenileme alışkanlığı gibi özellikler kazandırılmalıdır.

Üretim ve hizmetlerin kaliteli olmasının temelinde eğitim kalitesi yattığına göre eğitimdeki bu kalite hangi yollardan temin edilebilir? Bizim aslında bu sorumuzun cevabım aramaya çalışmamız gerekmektedir.!

Kalitenin Tarihi Gelişimi: Kalite ile ilgili ilk kayıtlar M.Ö. 1760 yılına kadar uzanır. Ünlü Hammurabi Kanunlarının 229. Maddesinde şu hükme yer verilmiştir: "Eğer bir inşaat ustası bir adama ev yapar ve yapılan ev yeterince sağlam olmayıp ev sahibinin üstüne çökerek ölümüne sebep olursa o inşaat ustasının başı uçurulur."  

[ Hammurabi kanunları, MÖ 1760 yılı civarında Mezopotamya'da ortaya çıkan, tarihin en eski ve en iyi korunmuş yazılı kanunlarından biridir. Hammurabi, kendisine bu kanunları yazdıranın güneş tanrısı Şamaş'ın olduğunu söylemiştir. Dolayısıyla kanunlar da tanrı sözü sayılıyordu. ]

 

Fenikeliler de kalite konusunda oldukça etkili yaptırım yolları uygulamıştır. Fenikeli bir denetçi, kalite standartlarına bir aykırılık görüldüğünde bunun tekrarlanmasını önlemek için kusurlu mal imal edene suçun cinsine göre çeşitli cezalar verme yetkisine sahipti.

[ Fenikeliler, Antik Çağ'da yaşamış Sami dillerine mensup bir dil konuşan Akdenizli kavimdir. Bereketli Hilal'in Akdeniz'e bakan kıyılarında gelişen bu uygarlık, talassokrasik bir yapıda şekillenmiştir. ]

 

Türklerde kalite ve standart kavramları çok eski tarihlere dayanır. 1502 tarihinde II. Beyazıd Han tarafından çıkarılan Kanunname-i İhtisab-ı, Bursa da bugünkü anlamda boyama, ambalaj, standart ve kalite gibi esaslar ile ceza hükümlerine yer verilmiştir.

[ İslam dininin temel ilkelerini Türk örf ve adetleriyle birleştiren ahiliğin üreticiyi korumaya yönelik faaliyetleri yüz yıllarca devam etmiştir. Osmanlılar döneminde ahiliğin belirlediği ve ticari hayatta uyguladığı standartlar padişah fermanıyla hukuk normu haline getirilmiştir. “Kanunnâme-i İhtisab-ı Bursa” ismiyle 1502 yılında yayınlanan ferman tarihte yapılan ilk tüketici kanunu olma özelliği taşımaktadır. Kanunnâme-i İhtisab-ı Bursa (Bursa Belediyesi Kanunu) ayrıca dünyanın ilk standart kanunudur. Bu kanun Sultan II. Bayezıd emriyle yürürlüğe girmiştir. Bu kanunda; hayvan ürünleri, türlü sebze-meyve, tuz, ekmek, sanayi ürünleri, tekstil ürünleri, tarım-tahıl ürünleri, orman ürünleri, deri ürünlerinin satışları, konulacak fiyatlar ve kaliteleri bir standarda bağlanmış; bugünkü anlamda boyama, ambalaj, kalite gibi esaslarla narh ve ceza hükümlerine yer verilmiştir. “Kanunnâme-i İhtisab-ı Bursa”, dünya standart tarihine ve tüketici haklarına yönelik faaliyetlere önemli bir veri sağlamıştır. Standartın ve tüketici haklarının çok fazla gündemde olduğu günümüzde bu kanunun tetkik edilmesi önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Osmanlı devletinin kanunlarına kaynaklık eden İslâm hukukunun temel ilkeleri bağlamında söz konusu kanunda yer alan hükümlerin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. ]

Kalitenin bir kavram olarak ortaya çıkması, 19. Yüzyıla rastlar. Ancak bu dönemden sonradır ki üreticiler kalite bilinciyle, ürünlerine kendi markalarım vurmaktan gurur duymaya başlamışlardır.

Eğitim Kalitesi Ne Demektir? sorusuna cevabı şöyle verebiliriz: Eğitim sürecinin en önemli boyutu eğitim kalitesidir. Eğitim kalitesi ise eğitime tabi tutulmuş kişilerin, kendi eğitimleri ile ilgili bilgi, beceri ve davranışlarıyla toplumun ihtiyaç ve isteklerine beklenen düzeyde ve derecede cevap verebilmeleri olgusudur.

 

İyi eğitilmemiş, kaliteli meslek sahibi olmamış insan gücüyle kaliteli hizmet ve kaliteli mal üretmek mümkün müdür?

Yetişmemiş bir teknik personelle hangi fabrikada kaliteli mal üretilebilir?

İyi yetişmemiş bir sağlık personeli ile hangi kaliteli sağlık hizmeti sunulabilir?

 

Buna benzer konularda misaller daha çoğaltılabilir. Bunun için günümüzde bütün dünya eğitimde kaliteyi yakalamak peşindedir. Çünkü eğitimde en iyi kaliteyi yakalayan millet kaliteli meslek adamını ve kaliteli meslek adamının ürettiği kaliteli ürün ve hizmetleri yakalamış demektir.

Japon kalite uzmanı Işhikavva "Kalite eğitimle başlar, eğitimle biter" der.

Toplam Kalite Yönetiminde eğitimin üst yönetimden alt düzeye kadar firmadaki bütün bireyleri kapsaması gerekir. Kendilerini yenileyebilmeleri için çalışanları kendi isteği ile ilgili olarak eğitmek gerekir. Bilgi bireyin kendilerine güvenmesi ve firmanın ilerlemesine yönelik katkı potansiyellerini artıracaktır.  

Kısaca eğitimi “istenilen davranışı geliştirme ve pekiştirme süreci” olarak da tanımlanabilir.


Eğitimin Önemi:

Eğitim insana belirli konularda bilgi sağlar, değerler sistemini öğretir ve inançlarını etkiler. Bireylerin her açıdan hayata bakışını belirler. En önemlisi ise eğitim, kişinin mesleğini ve toplumdaki statüsünü, ailesine sunacağı olanak ve itibarı belirler.

Fransız filozofu Helvetius “Aldığımız eğitim ne ise o kadar oluruz” demiştir.

Gerçekten de insan geçmişte yaşamış ve öğrenmiş olduklarının ürünüdür.
Hemen herkes iyi bir eğitimin önemini kabul eder.

İyi eğitim görmemiş insanların önemli bir bölümü, konuşmalarında eğitimin önemli olmadığını söyleseler de, bu kişilerin kendi çocuklarına iyi eğitim imkânları sağlamak ve sunmak için büyük gayret gösterdiklerin bilinir.

Romalı filozof Syrus bu konuda şöyle demiştir. “Sadece cahiller eğitimi inkâr eder.” demiştir.

İnsanlık tarihinde eğitimi ön plana çıkartan toplumlar tüm dünyaya hükmetmişlerdir.

“Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün en büyük hedefi olmuştur.” Önümüzdeki yıllarda; Türkiye’miz, güçlü devlet yapısı, eğitimi, yetişmiş insan gücüyle ve ekonomisiyle, bu hedefte emin adımlarla yoluna devam edeceğinden, kimsenin şüphesi olmaması gerekir.

                                                                                                SEMİH ÇALAPKULU

semihcalapkulu@hotmail.com

YORUM EKLE