Hayatın tadına bakmanın farklı bir yolu: TARÇIN

      Merhaba ben Tarçın. Keçiören Halk Eğitim Merkezinde oturuyorum. Genellikle girişteki koltukları mesken eyliyorum. Buraya gelirseniz sizleri misafir edebilirim. Beni görünce tanıyabilmeniz için biraz kendimden bahsedeyim. Ben bazen oyunbaz, bazen miskin bazen de maceracıyım. Biraz güneşten biraz külden rengini almış pastel tonların karışımı bir renkteyim ve hafif topluyum. Aslında en belirgin özelliğim kuyruğumun kısacık oluşu. “Neden kısa kuyruğun?” dediğinizi duyar gibiyim. Bu benim için acı bir hatıra ama anlatacağım tabi. Yaşayan her canlı bir acı duyabilir değil mi? İşte o yüzden ben de duydum.

         Bir sabah bir insan evladının dikkatsizliği nedeniyle trafik kazası geçirdim. Arabanın tekerleği kuyruğumu keskin bir mazgal üzerinde ezdi ve kuyruğum koptu. O anda çok acı çektim canhıraş seslerle  miyavladım. Aslında yardım istemek için miyavlamıyordum, canımın acısıyla feryat ediyordum. Bilincimi kaybetmiştim, bir araba kaputuna sığınmaya çalışırken etrafımda bazı insanların olduğunu farkettim, kaçmak istedim ama çok bitkindim. Bir kadının elinin bana uzandığını hatırlıyorum, sonra etrafımda artan insan kalabalığını. “Yazık kuyruğu kopmuş, hemen veterinere götürmek lazım” diyorlardı. O anda “Ayy, kuyruğu kanıyor” sesleri çıkıyordu insanlardan. Galiba bana merhamet ediyorlardı ama yine de çok korktum. Titredim de titredim. Sonra bir taksiyle veteriner denen o yere götürdüler beni ve birkaç beyaz önlüklü adam okşayarak severek tedavi ettiler beni. Artık kuyruğum yok ama daha iyim, canım acımıyor. Hatırlayınca içim burkuluyor tabi ama mutluyum. Çünkü buradaki insanlar benim karnımı doyuruyorlar, beni seviyorlar. Ben de onlara memnun olduğumu göstermek için bol bol mırr mırr türkümü söylüyorum, hem de hiç bıkmadan söylüyorum ve anlıyorum ki merhamet ne güzel şeymiş! Merhameti ilk annemden ve kardeşim Pancar’dan gördüm bu dünyada. Bir de annemin kardeşim Pancar’la merhamet üzerine mırlaşmaları var tabi:

Annem : Merhamet vicdandan gelir; vicdan da kendini, haddini, yaradanı bilende vardır. Merhametsiz canlılardan kaçın evladım. Onlar merhametsiz davranarak hem bize hem de kendilerine zarar verirler. Onlar bilmedikleri için böyle davranıyorlar.

Pancar: Neyi bilmiyorlar anne?

Annem: Beni büyüten yaşlı bir teyze vardı demiştim ya!

Pancar: Evet anne, şu çok kitap okuyan teyze değil mi?

Annem: Evet o. Kedileri gördüğünde “hubbül hırratı minel iman” derdi.

Pancar: O ne demek anne?

Annem: Yani kediyi sevmek imandandır.

Pancar: Aaa o zaman biz çok kitap okuyanların kedisi olalım anne?

Annem: Hınzır bir pati atıp “hayır sen benim kedim olacaksın” deyip kardeşimle oynamaya başlamıştı. Annem ne zaman bize bilgi verse sonra bir oyun da oynardı. Oyunun sonunda bizi yalar, mır mır türküsü söylerdi. Ne güzel günlerdi!

             O zamanlar pek anlamazdım ve önemsemezdim annemin öğrettiklerini, onların ne anlama geldiğini ama şimdi çok iyi anlıyorum ve önemsiyorum. Bazen bir şeyi anlamak için çok acı çekmesi gerekir canlıların! Canım annem keşke onu dinleseydim ve ondan hiç uzaklaşmasaydım! Bazen anne sözünü dinlememek, anlamamak çok acı sonuçlar doğurabiliyor. Şimdi ailem yanımda yok,  kuyruğum yok! Ama yine de şanslıyım şükürler olsun! Üstelik her şeyin daha da farkındayım. Mesela kuyruğumu ezip kopmasına sebep olano insan, merhametsiz ve vicdansızdı. Beni hiç önemsemedi, arabasından inmedi. Sadece bir an durup ifadesizce yüzüme baktı ve “iyi yaşıyor” deyip yoluna gitti. Benim acı içinde yaşamam ona yetiyordu demek! Ne tuhaf bir insanı yaralayıp bu cümleyi kursalar, ne olur acaba? Muhtemelen o insan konuşur, kendini anlatır, ya hastaneye ya polise gider her şekildekendini korur, hakkını arardı. Eğer o yapamıyorsa yakınları, arkadaşları yapardı bunu! Peki ya biz, bizim hakkımız! Yaşam hakkımız! Bunun için kim neler yapar, yapabilir ve yapmalı!  

           Hayatta üzücü şeyler olsa da bazı gelişmeler bu konuda umut veriyor. Duyduğuma göre Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, barınaktan alınan ve bakanlığın bahçesinde bakılan 'Pergel' isimli köpeğin fotoğrafını paylaşmış ve okulların da barınaktan köpek alabilmeleri için çalışma başlattıklarını açıklamış, darısı biz minnoşların başına. Bakan beyin şu açıklamasını özellikle çok beğendim: "Emin olun, müfredata hayvan sevgisine dair bir yazı koymakla, okul bahçesine çocuğun seveceği, günaydın diyeceği bir can koymak arasında, “sevgi” kadar büyük bir fark var."  Bu açıklama, eğitim kurumlarını sevgi atölyesine çevirme girişimi gibi geldi tüylü kulaklarıma, aklıma geldikçe mırmır türkümü söylüyorum ve yanımdaki insanlar da nasipleniyor. Biliyorsunuz bizim türkümüz hem biz kedilere hem de siz insanlara çok iyi gelir. Biz çok çeşitli sesler çıkarsak da mırr sesimizin şifası boldur. Bizler mırlama titreşimleri yayarak kaslarda rahatlama sağlıyoruz. Bu nedenle kedi sahibi olan insanların kalp krizi riskinde %40’a varan azalmalar var. Bunları nerden öğrendiğimi merak ediyorsunuzdur, tabii haklısınız, anlatayım:

          Bizim halk eğitim merkezimizde onlarca kurs var. Bu nedenle bir çok insan geliyor. Bazıları beni sevip okşarken bazıları da bana “pis , ıyyy” diyor. Üzülüyorum o zaman ama beni seven bilgili insanlar her defasında beni korumak için onlara cevap veriyor. İyiki buraya gelmişim, onlar sayesinde kendim ve atalarım hakkında hatta bazı önemli insanlar hakkında çok bilgi edindim. Eğer beni dinlemek isterseniz, bu öğrendiklerimi sizlere de mırlamak isterim. Mırrr, mırrr, mırrr….

​Nurten KAYA

YORUM EKLE