Mevlânâ gibi sûfîlerin tüm dünyada yankı buluyor olması, tasavvuf düşüncesinin evrensel yönünden mi kaynaklanıyor?

Mevlânâ gibi sûfîlerin tüm dünyada yankı buluyor olması, tasavvuf düşüncesinin evrensel yönünden mi kaynaklanıyor?

Mevlânâ gibi sûfîlerin tüm dünyada yankı buluyor olması, tasavvuf düşüncesinin evrensel yönünden mi kaynaklanıyor?

Mevlânâ gibi sûfîlerin tüm dünyada yankı buluyor olması,
tasavvuf düşüncesinin evrensel yönünden mi kaynaklanıyor?
Evet. Tasavvuf, İslâm’ın en evrensel yönü olduğundan dolayıdır
ki, bugün Amerikalısından Çinlisine, beyazından zencisine
kadar bütün dünyada karşılık buluyor, insanları etkiliyor. Burada
şu uyarıda bulunmam da yerinde olacaktır: Amerika’da en çok
satan kitap Mesnevî, en çok okunan adam Mevlânâ gibi söylentilerden
hareketle, Amerika’nın tamamı sûfî olmuş gibi bir hava
estiriliyor. Yok böyle bir şey. Tabii ki Mevlânâ tanınan bilinen
kişiler arasında sayılıyor ama insanların çoğu zevklerine, eğlencelerine
devam etmekteler ve hiçbir maneviyat arayışının içerisinde
değiller. Arayışım yok benim, diyen insanlar hâlâ çoğunluktalar…
İleri kapitalistleşmiş, maddî doyumunun zirvesinde
bulunan kimi insanları rahatsız eden, içlerindeki bir boşluk hali.
Bir müddet sonra Batı toplumu tamam diyor. Bu boşluğu doldurma
adına arayış içerisine giriyor. Biz buna geri dönüş diyoruz.
Maddî imkânları son haddine kadar tecrübe eden insanlarda, bir
yerden sonra duvara çarpıp geri dönüş gözleniyor. Bu, refah
seviyesi zirveye çıkmış bir toplum olması hasebiyle Amerikan
toplumunda daha çok görülebiliyor. Doğu toplumunda genellikle
insanlar günlük maişetinin derdindedir. Sabah altıda kalkacak,
yedide trafiğe girecek, işine gidecek, akşam beşte çıkacak,
iki saatlik yolculuk yapacak, evine varacak vb. durumlar… Bu
insanın, metafiziği düşünebilmesinin imkânı yok gibidir.
İleri kapitalistleşmiş toplumlarda, spiritüel konulara merak
genel anlamda vardır. Bu merak, zaman zaman onları Hint
Felsefesi’ne, Budizm’e, meditasyona veya bazılarında olduğu gibi
Judeo-Christianism, Kabalizm gibi akımlara yönlendirir. Bu spiritüel
pazarda, sûfîler de 1890’lardan beri vardır Avrupa’da. Kuzey
Afrika’dan, Hindistan’dan, Anadolu’dan gelmiş bazı sûfî şahsiyetler,
buralara tasavvufun güzelliklerini taşımışlardır. Bunlardan
istifade edenler olabildiği gibi başka akımlardan etkilenenler de
olmuştur. Ancak, burada bir fark da bulunmakta. Daha önce
başka akımları tecrübe etmiş bazı Batılıların, sonunda tasavvufta
karar kılmaları gibi bir örnek var. İmkân olsa da bu kimselere,
“Neden sûfîlik? Oralara girdin de ne bulamadın? Buraya girdin
de ne bulabildin?” diye etraflıca sorulmuş olsa keşke. Bu bağlamda,
amatörce yaptığım araştırmalardan edindiğim kanaat şudur:
Tasavvufun enerjisi, -çünkü her spiritüel alanın bir enerjisi vardır-
kullandığı esmâ, murakabe vs. Muhammedî olduğu için ve
Hz. Muhammed’in hakikati, içinde bulunduğumuz devrenin
logosu olduğu için; sûfîliğin de bu en otantik, sahih enerji kanalını
açmasından dolayı tercih edildiği yönündedir. “Hindu ya da
Budist iken elde ettiğim gelişmeyi, sûfî olunca şeyhimin verdiği
bir tesbih veya bir ism-i celalden fazlasıyla elde ettim.” diyen
insanlar bunlar. Sebebi de, İslâm’ın manevî boyutunun, enerjisinin
hepsinden daha güçlü olmasıdır.

MEVLÂNÂ ÜZERİNE KONUŞMALAR
Mahmud Erol Kılıç

SUFİ KİTAP

Güncelleme Tarihi: 21 Mart 2018, 23:03
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER