ŞAİR SÛFÎLER - Ekrem Demirli

Sûfîlerin metinlerindeki en temel kavramlardan birisidir aşk, bunda kuşku yok! Çağımızda tasavvufa gösterilen ilginin ana sebeplerinden birisi, aşkın sûfîlerin metinlerinde kurucu kavram olarak yer almış olmasıdır.

ŞAİR SÛFÎLER - Ekrem Demirli

Sûfîlerin metinlerindeki en temel kavramlardan birisidir

aşk, bunda kuşku yok! Çağımızda tasavvufa gösterilen ilginin

ana sebeplerinden birisi, aşkın sûfîlerin metinlerinde kurucu

kavram olarak yer almış olmasıdır. Mahiyeti hakkında açık bir

fikir sahibi olmasak bile bir metinde aşktan söz edilmesi, metni

yakınlaştırır ve dikkati ona daha fazla vermeye yol açar. Aşk,

sanki herkesin özel bir kabiliyet ve başka bir gayret gerekmeden

kolaylıkla anlayabileceği ve her insan için en aşina kavram olarak

ihata eder bizi. Din bilimlerinin karmaşık kavramlarla örülmüş

metinlerine mukabil aşktan söz eden metinleri gördüğümüzde,

anlamamak yerini zevk ve coşkuya terk eder. Üstelik aşkı anlatmak

üzere sembolik anlatımlar bir yandan anlamaya yardım

ederken öte taraftan yorumun ucunu açık bırakarak mananın

ileri mertebelerine taşır insanı. Aşk için söylenen ‘tatmayan

bilmez’ deyimi anladığımızı tartışılır ve eleştirilir olmaktan

muhafaza ederek ‘güvenli’ ve ‘girilmez’ özel bir alan inşa eder.

Fuzûlî’nin meşhur Aşk imiş her ne var âlemde/İlim bir kîl ü kâl imiş

ancak beyti1 ise özel kabiliyet gerektiren bilgiyi bile değersizleşti-

1 Fuzûlî, Fuzûlî Divanı: Gazel, Musammat, Mukatta ve Rubai Kısmı, nşr. Ali Nihat

Tarlan, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay., 1950, I: 217.

rebileceği ve onun yerine insanın insan olmak bakımından sahip

olduğu duygu ile âlemi anlamlandırabileceğine kapı aralayan

yorumuyla insana tam da bu duyguyu yaşatır: aşk, en üstün ve

manalı insan duygusudur. Bu nedenle bilhassa aşkı merkezî kavram

haline getiren sûfîler herkesten daha çok insan, herkesten

daha çok aşina ve yakın gelir. Sûfîler için efendi, dost gibi tabirleri

kolaylıkla kullanabilmemiz bundan kaynaklanır. Bu durumda

sûfîler âşıklar, onların metinleri ise aşk edebiyatının en verimli

ürünleri olarak okunur.

Bir kavramı doğru anlamak için metinler üzerinde uzun

uzadıya bir araştırma gereklidir. Bu araştırma sürecinde bir

kavramı doğru anlamanın önündeki ciddi engellerden birisi,

ıstılah haline gelmiş ve özel bir yorum kazanmış kelimenin

dildeki yaygın anlamıdır. Dildeki yaygın anlam, ıstılah anlamını

unutturur veya sınırlandırır ve dahası genellikle onu araştırmayı

gereksiz bir yüke çevirir. Günümüzde tasavvuf metinleri

söz konusu olunca aşk için olan durum da budur: Ne anlama

geldiğini bilmeden bir kavram günlük dildeki insani tecrübe

anlamıyla yorumlanmış ve bütün sûfîlerin kelimeyi günlük

dildeki ve tecrübedeki anlamıyla kullanmış olduğu hesaba katılarak

uzun bir araştırma yapmaya gerek duyulmamıştır. Bunun

neticesinde sûfîlerin görüşleri ve sözleri araç haline getirilmiş,

ne dediklerini anlamaya çalışmaktan daha çok, sözlerinin ne

işe yaradığına bakılmış, sûfîlerle ve metinleriyle pragmatik bir

ilişki kurulmuş, belirsiz bir maksat –ki genellikle mutluluktur

maksat- çerçevesinde onların sözleri ‘istimal’ edilmiştir. Bir

kavramın doğru anlaşılması için önce ‘tecrit’ sürecinden geçirilmesi

gerekir. Bu süreçte ıstılahın dildeki anlamından ilişiğini

keserek uzun bir zaman diliminde kazandığı ‘ıstılah’ anlamına

ulaşmaya çalışırız. Kelimeyi dildeki kullanımından soyutlarken

terimin eşdeğer anlamlılarını bulmak da zorunlu bir merhaledir.

Metin, esas aldığımız ıstılahla birlikte öteki ıstılahlar üzerinde

kurulmuştur ve biri hakkındaki kanaatimizle ötekiler hakkındaki

kanaatimiz arasında bir uyum olmalıdır. Bu sayede metin

bütünlüğü tek bir kavramdan hareketle yanlış neticelere varmayı

engeller. Başka bir ifadeyle bir ıstılahı anlamanın doğruluk

ölçütü metnin bütünlüğüdür ve biz yazarın maksadını ancak

bu sayede anlayabiliriz.

Meseleye böyle bakınca, farklı kavramları aynı düşüncenin

ifadesi olarak okumak mümkün iken bazen bir kavramdan farklı

anlamlara gideriz ve hakikat ortadan kaybolur. Burada da bir

sorun vardır: Çağdaş insan için hakikat belirsiz bir kavram haline

gelmiştir. Bu husus tartışılabilir olmakla birlikte, geçmişten de

bu düşüncenin kaynakları vardır. Özellikle sofistler hakikatin

olmadığını ve her şeyin insana göre değişeceğini savunarak göreceliği

bir tavır olarak benimsemişlerdi. Bu nedenle bir kelimenin

bağlı olduğu bir hakikat ve mana olmadığı düşüncesi, tarihsel

bakımdan da kökeni olan bir düşünce sayılabilir. Fakat unutmamak

gerekir ki tasavvufun uzun tarihi sürecinde mücadele ettiği

akımlardan birisi bu mutlak göreceliktir. Bu mücadele sürecinde

sûfîler bilim geleneklerine yaklaşmışlar ve “Hakikat sabittir, bilgi

mümkündür” görüşünü benimseyerek sofistlerden uzaklaşmak

istemişlerdir. Bu nedenle tasavvufî metinlerin “Hakikat sabittir,

bilgi mümkündür” ilkesini esas alan bilim geleneklerinde inşa

edildiğini kabul etmek gerekir. Bunun anlamı şudur: Sûfîlerin

sözlerini, yoruma mutlak anlamda müsait metinler olarak görmek

tasavvufu reddetmek demektir. Bu nedenle tasavvuf ıstılah

geliştirme hakkını savunmuş ve başından beri tasavvufî düşünce

kavramlar üzerinden inşa edilmiştir. Bu bakımdan terimlerin

çokluğu, anlamanın önünde engel değil, bir ıstılah üzerindeki

yorumun sahih olup olmadığının kriteri (miyar) haline gelir.

Mevlana’nın meşhur istiaresiyle ‘dört farklı lafız bazen aynı

düşünceyi anlatabilirken’ mesele böyle ele alınmadığında bir

kelime dört ayrı anlama gelebilir. Birincisi doğru ve verimli

bir yol olarak anlatırken ikincisi hakikati anlamamaktan neşet

eden bir durumdur.

Tasavvuf metinlerinde aşk ile ilgili eş değer terimler arasında

fena, vuslat, iman, ihsan, ibadet, hullet (dostluk) gibi dinî düşüncenin

ve tasavvufî hayatın merkezî kavramları ilk akla gelenlerdir.

Aşk hakkındaki herhangi bir tahlilin bu kavramlara dair

yapılacak tahlille aynı neticelere varmış olması, tahlilin doğru

yapıldığının ölçütü olarak kabul edilebilir. Kavramın ne anlama

geldiği hakkında elinizdeki kitapta da olmak üzere çeşitli yazılar

ve açıklamalar vardır. Şimdi bu açıklamaları da dikkate alarak

bir şiir üzerinden Yunus’un düşüncelerini anlamaya çalışalım.

Şiir, Yunus’un Divan’ındaki ilk şiir olarak zikredilmiştir. Şiirin

ana teması besmelenin yorumu olarak kabul edilebilir ve bu

kez besmelenin yorumu üzerindeki görüşler ile aşk arasındaki

irtibatı görmemiz mümkün olacaktır.

ŞAİR SÛFÎLER
Mevlana, Yunus ve Niyazi-i Mısrî Üzerine İncelemeler
Ekrem Demirli 

SUFİ KİTAP

Ankara'nın Sesi Haber Sitesi

Güncelleme Tarihi: 31 Mart 2018, 23:19
YORUM EKLE
banner80