MISIR GEZİ NOTLARIM

Nil Nehrini güneyinden kuzeyine doğru pıtı pıtı tırmandığımız bir hafta boyunca yaşadığım gözlemlerimi gitmek isteyenlerle paylaşmak istiyorum...

Öncelikle Mısır, medeniyetin beşiği olarak çok fazla tarihsel birikimi farklı yerlerinde bulunduran geniş bir ülke, bu sebepten bir hafta tam anlamıyla gezebilmeniz için malesef yeterli değil olmayacaktır.

Biz Hurghada ile başladık.

Yeterli büyüklükte bir uluslararası havaalanı var ve havaalanı otellerin bulunduğu Sahil Haşiş bölgesine ~20 km mesafede. Taksiyle çok uygun bir fiyata ulaşabilirsiniz. Biz araç kiraladık. Yedi gün için de Türkiye standartlarına kıyasla çok daha uygun bir meblağ ödedik. EuropCar’ın havaalanında ofisi var, ve son derece yardımsever çalışanları ile gecenin bir yarısında varsanız bile sizi güleryüz ve nezaketle karşılıyorlar. Tavsiye edebilirim.

İletişim için Hurghada Havaalanı çıkışında Vodafone Egypt’in standı var. Pasaportunuzu-telefonunuzu verip pakedinizi seçiyorsunuz, (ben 10 dolar karşılığında 6gb internet pakedini tercih ettim) hemen işleminizi yapıyorlar, hattınızı takıp - diğer hattınızı size veriyorlar. Türkiye operatörleri günlük ~20 ₺ talep ederken bu sayede iletişimi daha uyguna hallediyorsunuz, güzel oluyor.

Hurghada, doğudaki deniz turizmi merkezi Şarm el Şeyh şehrine alternatif olarak Nil’in batısına kurulmuş bir Kızıldeniz incisi...

Benim gibi şezlonglardan adım atamadığınız kalabalık ve gürültülü plajları sevmiyorsanız, Hurghada şahane bir adres.

Upuzun bir sahili var, hoş bir müzik açıp ıssız kumlarda saatlerce yürüyebilirsiniz.

Ben gah Kızıldeniz’e ayak basıp, gah kumsalını adımlayıp, gah kumsalına sevdiklerimin ismini yazarak 3 km boyunca kesintisiz yürüyebildim, ama sahil kesinlikle benim yürüyebildiğimden daha uzun, ve oteller henüz parsellemediği için boylu boyunca kesintisiz yürüyebiliyor; harika mercan parçaları, deniz kabukları, kum taşları toplayabiliyorsunuz. Yengeçler fıldır fıldır ayacıklarınıza dikkat edin, balık sürüleri neredeyse kumsala uzanıp güneşlenecek o kadar yakın ve yüzeyde yüzüyorlar...

Seyri ömre bedel...

Dinlenmek için bire bir...

Bununla birlikte Hurghada; Karnak tapınağı, Luksor tapınağı ve Krallar Vadisi gibi binlerce yıllık tarihî açık hava müzelerinin şehri Luksor‘a ~305 km mesafede. Yani az gayretle günübirlik Luksor turu yapıp akşamınızı yine Hurghada’da Kızıldeniz’in tatlı meltemleriyle sonlandırabilirsiniz.

Mısır’ın Sudan’a yakın antik yerleşim alanları Aswan’a ~505 , Ebu Simbel’e ~750 km - Akdeniz’e komşu antik yerleşim alanları Gize’ye ~650, Memphis’e de ~450 km mesafede ortada bulunan Hurghada, sizin için iyi bir başlangıç ya da final noktası olabilir.

Sadece denize girmek istiyorum derseniz, biz bu sefer deneyimleyemedik ama Giftun adasına gidip dalış yapmanız tavsiye edilir . Şarm el Şeyh’e geçiş için, Nil üzerinden feribot seferleri durdurulmuş, bu sebeple otobüsle geçiş yapabilirsiniz.

Bu arada Hurghada henüz yeni turistikleşmeye başladığı için çok pahalı değil. Örneğin iyi ve temiz bir otelde, geniş ve balkonlu bir odada kahvaltı ve akşam yemeği dahil gecelik 250-300 liraya konaklayabilirsiniz. Ücreti kişi başı değil oda ücreti olarak alıyorlar. Yani 6 yaşından küçük çocuklarınız varsa ister 2, isterseniz 4 kişi kalın ayrıca yatak istemem diyorsanız, ekstra ücret talep etmiyorlar. Hazır yeri gelmişken; Mısır’a girişte 25 dolar ödeyerek çocuklarınıza kapıda vize alabiliyorsunuz. Üstelik Türkiye’de vize almak için harcayacağınız süreden çok çok daha kısa oluyor işlem.

Havası sıcak, ama sanırım çöl iklimi de etkili olduğu için nem çok yüksek değil, tatlı tatlı esiyor arada ve vıcık vıcık terlemiyorsunuz.

Hurghada’nın sessiz ve berrak güzelliğine aşkla bir mim koyup, yukarı, kuzeye doğru anlatmaya devam edeyim...

Luksor için yola çıktığınızda Kızıldeniz’den uzaklaşıp içeri doğru sokuldukça sıcak ve kuru bir çöl iklimiyle yüz yüze kalıyorsunuz. Yol boyunca sağlı sollu kum tepecikleri görmeniz ve o filmlerde gördüğümüz altın tozlarına dokunmanız, ayak basmanız mümkün. Nil’e doğru yaklaştıkça birden o kuru çöllerin yerini, geniş delta ovaları, göz alabildiğine yeşillikler ve boyları on metreleri bulan palmiye ağaçları alıyor. Nil’in etrafı çok ama çok verimli ve yemyeşil... Envai çeşit çiçek, ağaç ve tropik meyve bulmak mümkün.

Luksor çok eski bir şehir.

Binalar ortalama elli yıllık. Dolmuşlar -minibüsler çok eski, klimaları yok, dolmuşlar genelde kapıları açık gidiyor, içerdeki amcaların entarileri kapıdan fırıl fırıl uçuşuyor

Luksor’da çok fazla at arabası var. Daha dikkatli olmak gerekiyor.

Tapınakları gezdikten sonra akşamların en keyifli yanı Nil boyu yürüyüşler... Ama orda da ‘yardımsever’ satıcılar yapışıveriyor size, hatta baya baya birlikte tur atıyorsunuz.

Bir tanesi annem bebek arabasını kaldırıma çıkarırken yardım etmiş ona, eşimden gelip az önce annenize yardım ettim diye para istedi mesela

Bu arada sokaklarda at arabası sürücülerinden tutun da bakkala pazara kadar okula gitmiş olsun, gitmemiş olsun neredeyse her on kişiden yedisi İngilizce biliyor, bir şekilde anlaşabiliyorsunuz.

Dil demiş - yeri gelmişken, açık hava müzeleriyle ilgili bir sorundan bahsetmem gerek; ben ilk başta sadece açık hava müzelerinin eksikliği zannettim ama benzer duruma Kahire Müzesi’nde de denk geldim ki yönergeler, eser açıklamaları, bilgilendirici notlar yok denecek kadar az.

Mesela firavun heykellerinin bir adım önde duranları firavun henüz hayattayken; iki eli bağlı ve ayakucları aynı hizada duranları ise firavunlar öldükten sonra yapılmış heykellermiş.

Eğer kim kimdir bilmiyorsanız, öylece geziyorsunuz bu biraz üzücü. Gitmeden önce ziyaret etmeyi planladığınız alanlar ve içerikleri ile ilgili bir şeyler okursanız daha çok keyif alabileceğinizi düşünüyorum. Çünkü eserlerin etraflarında şu şudur, şu zaman yapıldı, şu sebeple - şu kişi tarafından yapıldı, yapımı şu kadar sürdü nevi bilgilendirmeler çok az.

Son olarak açık hava müzelerinin yanı sıra Luksor’da timsah pazarını ve Nil’in kıyısındaki Mumyalama Müzesi’ni de görmenizi ve gerçek taş ve bakırdan el işi heykeller, hakiki papirüsler ve bunun gibi hediyelikler için müzenin karşısındaki pasajın içinde hemen sağdan üçüncü dükkanda Muhammed amcayı ziyaret etmenizi tavsiye edip, yola devam edelim

Luksor’dan sonra güzergahımız Gize idi. Gize yaygınca sanılanın aksine ayrı bir şehir değil.

Kahire şehrinin içinde, piramitler ve sfenks heykelinin bulunduğu nekropolün adı.

Luksor’dan Gize’ye ~650 km yol var. Yol üstünde 450. km civarında hristiyan nüfusun ağırlıkta olduğu Minye şehri var. Minyeli Abdullah filminden hatırlıyorum burayı ben, ama 2017 yılı Mayıs ayında Işid’in şehrin gayrımüslim sakinlerine yönelik çok kanlı bir terör saldırısı olmuştu. Halen pek güvenli olmadığı duyumunu alıp, gidemedik. Gitmek isteyen olursa Minye’de yeni yapılan kazılarda bir takım antik bulgulara ulaşılmış, gelecekte orası da bir turizm merkezine dönüşebilir, kim bilir?

Veee 200 km daha kuzeye çıktıktan sonra geliyoruz Gize’ye...

Gize nekropolüne giriş için yine deveciler, at arabacılar yapışıyor size. Hem ağızları da laf yapıyor, bir şekilde ağzınızdan girip burnunuzdan çıkıp bağlıyorlar sizi. Biz piramitlerin içine giremedik. Çocuklar için endişe ettik. Ama söylenen o ki piramitlerin içindeki çoğu eser Kahire Müzesi’ne taşınmış. Kahire Müzesi iki katlı yatay mimari ile inşa edilmiş, gerçekten büyük bir müze.

Yalnız Mısır’da müze girişi ücretlendirmelerinde enteresan bir uygulama var. Fotoğraf ve video çekmek için, müze girişinde ödediğiniz meblağın üzerine ekstra ücret ödemeniz gerekiyor. Size, ödemenize ve tercihinize göre yaka kartı veriyorlar. Buna rağmen özel mumya odalarında fotoğraf çekmeniz yasak. Eğer yaka kartı olmadan çekim yaptığınız anlaşılırsa da 100 pound ceza ödeyip müzeden dışarı çıkarılıyorsunuz. Mumya odalarını gezmek Firavun İkinci Ramses’i ve o kızıl saçlarını görmek istiyorsanız, müze girişi ve fotoğraf video ödemenizin üzerine ekstra bir ücret daha ödemeniz gerekiyor. Yani özetle Kahire müzesinde hem video fotograf cekeyim, hem mumyaları göreyim diyorsanız 120 giriş, 100 foto video, 150 mumya odasına giriş toplamda 370 pound vermeniz gerekiyor bu da yaklaşık 130 Türk Lirası ediyor.

Hazır konusu gelmişken biraz da paradan bahsedeyim. Mısırlıların para birimi Mısır poundu, ve maalesef bizim sıfırları atmadan önceki halimize benzer bir değersizliği var.

İki kişilik iyi bir akşam yemeği için 1000 Mısır poundunu gözden çıkarmanız gerekiyor. Türkiye’deki gibi bakınca bir şaşırıyorsunuz 1000 lira mı? gibi düşünüp.

Bununla birlikte en küçük banknotları olan 1 - 2 Mısır pounduna hiç bir şey alamıyorsunuz. Dilenciye verseniz beğenmiyor o derece. Örneğin bir buçuk litrelik bir şişe su 12 Mısır poundu dolayında.

Müze ve ören yeri girişleri turistler için ortalama 100-150 pound dolayında. Allah’tan burdaki poundlarla, geçen yaz İngiliz poundlarıyla deneyimlediğimizin tam tersini yaşadık da biraz moral oldu ????

TL - LE oranı ~ 1’e 2.9.

Bu arada kolayca erişebileceğiniz sıklıkta atm makineleri var. Yanınızda nakit taşımak zorunda değilsiniz. Hesabınıza kartınızla ulaşıp yaklaşık 10₺ komisyon ödeyip hesabınızdan anında çevirip Mısır poundu çekebiliyorsunuz. Türk lirası kabul etmiyorlar. Mısır poundu, dolar ve euro tercih sebebi kendileri için.

Hazır paradan bahsetmişken Türk turizmcilerine de bi selam vermek istiyorum! Mısır devleti yerli turistleri çok kayırıyor.

Mesela Mısırlı’ysanız ya da oturum izniniz varsa, ören yeri girişleri için 10-15 Mısır poundu ödüyorsunuz. Oteller de aynı şekilde, yerli turistin ödemesi gereken ile yabancı turistin ödemesi gereken meblağ arasında yaklaşık 1’e 5’lik bir oran var. Bizdekinin tersi.

Kahire’de gezilebilecek yerler arasında; Tahrir Meydanı, El-Ezher Üniversitesi ve Camii, Hz Hüseyin Camii, Han El-Halili Çarşısı, İslam Eserleri Müzesi, Mehmed Ali Paşa Camii, Kahire Kalesi var. Han El-Halili demişken biraz da alışverişten bahsedeyim. Ben hediyelik ve hatıralarımın çoğunu Luksor’dan aldım. Daha kaliteli malzemeden yapılmışlardı. Mısır’da çılgınlar gibi hediyelik var, her yer tanrıların, tanrıçaların, kralların, kraliçelerin heykelcikleriyle dolu, magnetler çok çeşitli, porselen ürünleri çok hoş ve vazgeçilmezlerden papirüsler!

Papirüslerin orjinalini bulmak pek kolay değil. Onun da kolayını bulmuşlar muz yaprağına yapıp 25-30 pounda satıyorlar. Hakiki papirüsler 200-300 pound dolayında. Üzerinde kimyasal olmadığı için havaalanlarında sorun çıkarmıyor. Diğerlerinin geçişine izin vermeyebiliyorlar, ve hediyeliklerinizi alanda bırakmak zorunda kalabiliyorsunuz. Çünkü tüm bavulları ülkeden çıkarken polisler masaya döküp, afedersiniz iç çamaşırlarınıza kadar kurcalayıp patlayıcı izi arıyorlar. Siz yalınayak bakarken

İngiltere’ye bile daha kolay girip çıkmıştım, epey uğraştırdı Mısırlılar ????

Bir de 1942’de kurulmuş bir porselen fabrikaları var, o ürünler her yerde satılıyor hediyelik olarak, çok hoş desenleri ve kaliteli porseleni var. 300 - 400 pound ayırıp fincan takımından, kupaya, bardak altlığından, küllüğe, tepsiye, tabağa, çay fincanına kadar antik Mısır görselleriyle bezeli çok şık hediyelikler alabilirsiniz, Çin malı değil.

Kahire ve Mekke’nin şehir içi kara düzen trafiği birbirine çok benziyor. Yolu bulan geçiyor, kavşakmış - yaya geçidiymiş - ışıkmış pek takan yok. Ama insanları yardımsever, şaşkın şaşkın ortada kaldığınızı gören trafik polisleri yardımınıza koşabiliyor. Benim gibi kolay adapte olabilen bi tipseniz ve bu kaosa uyum sağlayıp yola atlamaya başlayabilirseniz, el kol hareketi ile “küçük çocuğum var, bebek arabam var, azcık durun nolur” diye önlerine çıkıp, tebessümle teşekkür ediyorsanız duruyorlar ve Kahire’de yürüyebiliyorsunuz

Yalnız çocuk satıcılar Türkiye’dekinden çok daha yapışkan. Aşırı ısrarcılar, kibarca da kabaca da söyleseniz gitmiyorlar, köşe diplerinde onları bekleyenleri gördükçe cinleriniz tepenize çıkıyor, ve çocuklar bi yerden sonra sizi tacize başlıyor vurmalar itmeler kakmalar ‘hadi şurtayı çağırsana’ (şurta - polis) nevi meydan okumalar falan, baya baya da yürüyorlar sizinle neredeyse odanıza kadar çıkaracaklar o derece. Ama acizane tavsiyem, sakın yolun ortasında cüzdan açıp ‘bir iki verir başımdan savarım’ demeyin, o bir çocuk saniyesinde dörde ve katlarına bölünebiliyor ve o kadar çocuk arasında neye uğradığınızı şaşırabiliyorsunuz.

İyi oteller genellikle Tahrir Meydanı civarında Hilton, Carlton, Steigenberger gibi.

Daha iyileri Sofitel, Kempinski, Intercontinental gibi biraz daha Tahrir’den aşağı Nil’e sıfır konuşlanmışlar. Bu arada aynı yerlerde büyükelçilik binaları da var. Ve İngiltere büyükelçiliği ‘burası benim sömürgem’ diye bağırırcasına çok geniş bir alana kurulmuş, kapıları - pencereleri de zırhla kaplanmış durumda. Tahrir Meydanı, Meclis (ki meclisin parmaklıklarının dışından bile fotoğrafını çekmeme izin verilmedi keza İçişleri bakanlığını çekmek istediğimde de uyarıldım) ve Kahire Müzesi birinin camından diğerine el sallayabileceğiniz yakınlıkta. Meydanın girişlerine Mısır bayrağı renklerine boyanmış kapılar koyulmuş, ve civarda sürekli güvenlik güçleri bekliyor. Gerektiğinde meydanın kapılarını kapatıyorlar ve Meydana girişe izin verilmiyor.

Güzel bir ülke, yaşamak için tercih edeceğimi sanmıyorum ama zengin tarihi ile kucaklaşmak için arada ziyaret edilmesi kesinlikle önerilir.

Yavaş Yavaş Hasan Şaş repliği turistik yerlerde tüm Mısırlıların diline pelesenk olmuş... Sizi görür görmez Türk olduğunuzu anlıyorlar, ve hemen Yavaş Yavaş Hasan Şaş deyip kahkaha patlatıyorlar Erduğaaaan Erduğaaaaan diyenlerin sayısı çok... Hükümetlerimiz gergin de olsa biz de Osmanlı’nın evladıyız kardeşiz diyenler çok... Herkeste pozitif bir hava var sıcak bi şehir... Giderseniz kesinlikle pişman olmazsınız deyip sevgi ve selamlarımı sunuyorum...

Merve ÇAKIR GÖK

YORUM EKLE