Santiago Olalım

Mezuniyetin ve işsizliğin verdiği boşlukla son zamanlarda hayatımın büyük bir bölümünü Kitaplar doldurdu. Kimi zaman aşk acısı çeken bir genç kız, kimi zaman bir itfaiyeci, kimi zaman aşkı İçin savaşan bir genç, kimi zaman bir devlet başkanı oldum. Her karakter, her olay, her bir söz ufkumu açtı, açtı, açtı... 
Sonra farkettim ki, zaman içinde savunmasız, güvensiz, kararsız, hırssız ve ne istediğini bilemeyen bir insana dönüşmüş ve aslında okuduğum her kitabın karakterlerinde kendimi aramış ve bişeyler çıkarmışım. Bu süreçte biraz daha güçlenmek istedim ve Ernest Hemingway’in Nobel ödülünü kazanmasını sağlayan o incecik kitap geçti elime. Ama hiçte öyle incecik dediğime bakmayın, onca kitabın arasından beni etkileyen en çok o oldu. Bana bir ihtiyarın istikrarı, bir çocuğun sorgusuz güveni ve bir köpekbalığının hırsını yakalayamamış olduğumu gösterdi. belki de bu yüzden hedeflerim yarım kalıyor, yollarım çatallanıyor ve iç sesim kararsızlaştırıyor tüm kararlarımı. 
Genelde hikayelerimiz mutlu sonla bitsin istiyoruz fakat bunun için en ufak engele, zorluğa karşı gelemiyor, mutsuz sonu hakediyoruz. Bazen karşıdaki insanı bırak, kendimize bile güvenmiyoruz. Kendi hedeflerimize olan bağlılığımız ve kararlılığımız genelde başkasının hırsını ve başarısını görünce azalıveriyor. Ne zaman bu duruma geldik bilmiyorum fakat bir şey var ki Santiago bana hedeflerimi Tutku’ya dönüştürmeyi, günlerin, yılların hedefine ulaşmakta bir kısıtlama olmadığını ve küçük yenilgilerin koca bir zaferin önüne geçemeyeceğini öğretti. Ve aklımda kalan en güzel sözü de şu oldu“ İnsanoğlu dünyaya yenilmek için gelmemiştir.”  Hepimizin içinde bir Santiago olmalı. Dikenli yolları geçelim, patikaları aşalım, dağları tırmanalım, begonvillere, zambaklara, sümbüllere, gelinciklere sarılalım. Engelleri kaldırmanın, zorlukları yenmenin, insanlara yeniden güvenmenin zamanı gelmedi mi? E hadi o zaman kalkın ne duruyoruz, daha yürüyeceğimiz çok yol, geçeceğimiz çok patika var...

YORUM EKLE