SİİRT’İN TARİHİ ve KÜLTÜREL YERLERİ

SİİRT’İN TARİHİ ve KÜLTÜREL YERLERİ

Başta “Encyclopedia of Islam” olmak üzere diğer 19. yüzyıl batılı kaynaklarında “Sı’ırd, Sa’ırd, Sert, Sa’erd, Sört, Sö’ört, Sa’irt” gibi oldukça fazla bir çeşitlilikle karşımıza çıkmaktadır.

Oysa çağdaş Batılı yazarlar, sanki sözbirliği etmişçesine, Siirt kentinin adını, tek ve en doğru şekliyle “Si’ird” olarak kullandılar (Kramers; Darkot, 1967).

(Encyclopedia of Islam; İslam Ansiklopedisi, Brill tarafından yayınlanan İslami çalışmaların akademik disiplininin bir ansiklopedisidir. İslami çalışmalar alanındaki standart referans çalışmaları olarak kabul edilir.)

En eski Süryanice metinlerde, Keldani dilindeki biçimine çok yakın bir benzerlikle “Se’erd” olarak yer almaktadır.

Şimdiki Siirt, eski Siirt’in kurulu olduğu sırtlara yamanarak kurulmuş olduğu için Farsça’da Sé– Hırt (üç düğüm, üç tepe ve ya üç tepecik) adı da uygun düşmektedir. Eski Siirt’in kurulu olduğu alanının hemen gerisinde Rasinnebah, Biraffa ve Mevbuk adında üç tepe yer almaktadır. Bu da gösteriyor ki sözü edilen bu son isim kaynağı daha uygun ve geçerli olmaktadır.

Siirt şehri, Mezopotamya ile Anadolu uygarlıklarının kesiştiği alanda kurulmuştur. Bu nedenle kuzeyinde ve güneyinde hüküm süren uygarlıklar, yörenin kültürel gelişmesinde etkili olmuştur.

Siirt’in kuzeyindeki arazinin sarp ve dağlık olması burada gelişmiş bir kent kültürünün gelişip yayılmasını engellemiştir. (Semih ÇALAPKULU)

1-) SİİRT SAAT KULESİ

[Siirt Saat Kulesi; Siirt ilinin Merkez ilçesinde bulunan saat kulesi. Siirt Ulu Camii'nin doğusunda yer alan ve Alaaddin Paşa tarafından 1905'te yaptırılan orijinal kule zamanla yıkılmış ve mevcut yapı 1975 yılında inşa edilmiştir. İki renkli kesme taşlar kullanılarak inşa edilmiştir. 6 katlı bir yapı olan bu kulenin ilk beş katında, her yüzünde birer pencere bulunmaktadır. Altıncı katta ise saat bulunmaktadır.]

2-) SİİRT ULU CAMİİ

 [Siirt Ulu Camii; İnşa tarihi kesin şekilde bilinmemektedir. Yapıldıktan kısa bir müddet sonra harap olan yapı 1129’te Irak Selçuklu Hükümdarı Mugīsüddin Mahmûd b. Muhammed Tapar, 1260’da atabeglerden Mücâhid İshak tarafından tamir ettirilerek genişletilmiş, yanına bir medrese ilâvesiyle külliye haline getirilmiştir. Osmanlı döneminde caminin doğu kanadındaki medrese hücreleri kaldırılmış, yerine iki nefli bir mescidle 1905’te bir saat kulesi inşa edilmiş, cami ve minare onarılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce 1957-1980 yıllarında tekrar elden geçirilen caminin ilk yapısından kubbeleri taşıyan orta ayaklarla minaresi kalmıştır. Zamanla doğuya doğru eğrilen minare de 1974-1975’te sökülüp yeniden inşa edilmiş ve yakın zamanda tekrar esaslı bir onarım görmüştür.]

3-)VEYSEL KARANİ HZ

[Veysel Karani Hazretleri ve Türbesi; Siirt’teki önemli türbelerden biri olan Veysel Karani Türbesi, Ziyaret beldesinde bulunmaktadır. Asıl ismi ise; Üveys bin Âmir el-Karanî'dir. 594 yılında Yemen’de doğmuştur. Yemen'in Karen köyünde doğmuş olmasından dolayı kendisine bu isim verilmiştir. Babasının adı Âmir'dir ve henüz Veysel Karanî dört yaşında iken vefat etmiştir. Bu sebeple anne terbiyesi ile yetişmiştir. Annesine olan fevkalade saygısı, aşırı bağlılığı, doğruluğu onu veliliğin en yüce mertebesine ulaştırmıştır. Hz.Muhammed'in (s.a.v.) sağlığında Müslüman olmuş, ancak onu göremediği için sahabe olamamıştır.

Fırat Nehri yakınlarında çıkan Sıffin Savaşı’nda Hz. Ali’nin tarafını tutan ve ağır yaralanan Üveys bin Âmir el-Karani, daha sonra hayatını kaybetti. 1901 yılında yapılan türbenin yapımında bölgene çok ünlü olan cas harcından yapılan türbe, bir kubbe ile örtülüdür. Türbe 1967 yılında yıkılmış ve tekrardan yaptırılmıştır. 2001 yılında valilik tarafından tekrar tamir ettirilen türbe daha modern bir hal almıştır. Tekrar yapılmasından ve modernleştirilmesinden dolayı dönemin mimari özelliklerin taşımamaktadır. Her yıl 16 - 17 Mayıs tarihlerinde Veysel Karani’yi anma etkinlikleri yapılmaya devam etmektedir.]

4-) İSMAİL FAKİRULLAH HZ

[İsmail Fakirullah Hazretleri ve Türbesi; Anadolu'da yetişen büyük velilerden olan İsmail Fakirullah Hazretleri, 1656 yılında, Siirt ilinin Tillo ilçesinde doğdu. Babasının adı, Kasım'dır. Dedesi Molla Abdülcemal, Peygamber Efendimizin amcası Abbas Hazretleri'nin torunlarındandır. Zahiri ilimlerde çok büyük âlim olup memleketin­de müderris idi. Odasında kendi eliyle yazdığı Kur'an-ı Kerim vardı ve yazısı çok güzeldi. Tefsir-ü Meâlimü't-Tenzîl, Mesâbih-i Şerif kitaplarını kendi eliyle yazmıştı. Babasının eliyle yazdığı dört ciltlik İhya-i Ulum ve iki ciltlik Envâr-ı Fıkh-i Şafii kitapla­rı, dedesinin yazdığı dört ciltlik Şifa-i Şerif ve Şir'atü'l-İslam kitaplarını ya­nından ayırmazdı.

Babası Mevlana Kasım Efendi Hazretleri 1660 yılında vefat edince onun medresesinde ders vermeye başladı. O yıl içerisinde evlendi. Geçimini ziraat yaparak temin ederdi. Harama çok dikkat eder, şüpheli şeyleri terk eder, mubahların da birçoğundan kaçınırdı. Kırk yaşına kadar hayatını bu titizlik ve temizlik içinde sürdürdü. Kırk yaşına geldiğinde hayatının seyri değişti. Kırk gün yemedi, içmedi, konuşmadı. Kendinden habersiz olarak yattı, kalktı. Kırk gün sonra mübarek gözünü açıp bir tas su içti ve ekşi nar istedi, ekmekle yedi. Ondan sonraki günler her çeşit yemekten orta derecede yiyerek kırk sekiz yaşına kadar böyle devam etti. Kırk sekiz yaşına geldiği, 1702 yılında Şaban ayının ilk cuma gecesiydi. Akşam namazından sonra komşularından birine taziyeye gitmişti. Yatsı olma­dan camiye gitmek üzere ayrılan İsmail Fakirullah Hazretleri karanlıkta evin avlusuna çıktı. Avluda içinde su bulunmayan on beş metre derinliğinde içi boş ve ağzı açık bir kuyuyu fark edemeyerek içine düştü. Fakat yine Yüce Allah'ın koruması ile kendisine hiçbir şey olmadı. Sadece sol kaşının üzerinde ince bir sıyrık vardı. Yüce Allah'ın kendisini kayırdığını anladı ve secdeye vardı. O an­da etrafında manevî bir meclis kuruldu.

Hızır Aleyhisselam, Abdülkadir Geylanî, Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri gibi pek çok velinin ruhları orada hazır oldular. Kuyunun içerisi genişleyip, yemyeşil nura gark oldu. Kendisinin evliyalıkta Gavs denilen makama yükseltildiği müjdelendi. Kendisine muhabbet şerbeti içirdiler. Böylece zamanının velilerinin sultanı oldu. O, bu haldeyken saatler geçti. Camide yatsı namazını kılmak için bekle­yen cemaat, İsmail Fakirullah Hazretleri'nin gelmediğini görünce evinden ve komşularından soruşturdular. Bulamayınca da aramaya başladılar. Dokumacılık yapan bir usta, kuyunun içinden tatlı bir sesin geldiğini fark edince komşula­rına haber verdi. Herkes kuyunun başında mumlarla toplandı ve kuyuya inerek İsmail Fakirullah Hazretleri'ni dışarı çıkardılar. Fakirullah Hazretleri, kuyuda içtiği muhabbet şerbetinin tesiriyle sekiz yıl istiğrak halinde, dünyayı unutarak kendinden geçip, devamlı mest bir halde kaldı. İnsanlardan tamamen uzlet edip aile fertlerinden bile ayrı kaldı. Sadece büyük oğlu Abdülkadir Efendi huzuruna gidip hizmetiyle şereflenebildi

İsmail Fakirullah Hazretleri 1734 yılında, Cimal Âlemine yürüdü. Bir "Allah" lafzı son söylediği oldu.

Türbesi; İsmail Fakirullah Hazretlerinin vefatından sonra öğrencisi İbrahim Hakkı Hazretleri tarafından 18. Yüzyılda yaptırılmıştır. İbrahim Hakkı Hazretleri, hocası İsmail Fakirullah Hazretlerinin vefatı üzerine “Hocamın başucuna doğmayan güneşi neyleyim?” diyerek astronomi ve mimari açıdan büyük bir bilim harikasına imza atmıştır.

Hocasının defnedildiği türbenin yanı sıra 8 köşeli ve 10 mt. yüksekliğinde bir kule yapan İbrahim Hakkı Hazretleri, türbenin doğusuna harçsız taşlarla bir duvar inşa etmiştir. Gece ve gündüzün eşit olduğu ekinoks günlerinde (21 Mart ve 23 Eylül) kalenin arkasındaki vadiden yükselen güneş bu duvara çarpmaktadır. Işık sadece duvarda bulunan pencereden geçmektedir. İlerde bulunan tepeden kırılan ışık türbenin penceresinden içeri girerek, İsmail Fakirullah Hazretleri’nin mezarının başını aydınlatmaktadır.

UNESCO Dünya Miras Merkezi tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, İsmail Fakirullah Hazretleri Türbesi ve bileşenlerinin UNESCO Dünya Miras Geçici Listemize kaydedilmesi uygun görülmüştür.]

5-) BOTAN MAĞARALARI

[Botan Mağaraları; Botan Çayı ve barajının karşı yakasında yüksekçe bir yerde bulunan Botan Mağaraları, Siirt’teki en bilinen mağaralardır. Dicle Nehri’nin en önemli kollarından biri olan Botan Çayı’nın bulunduğu Botan Vadisi’nde birçok mağara, kilise kalıntısı, arkeolojik höyük günümüze kadar gelmiştir. Kalker oluşumlu jeolojik yapısıyla Siirt’te en çok bilinen Botan Mağaraları, geçmişte ev olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Suyun aşındırması sonucu eriyen kalkerle vadi boyunca çeşitli biçimlerde mağaralar oluşmuş ve o zamanın halkı bu mağaraları ev olarak kullanmıştır.]

6-) DERZİN KALESİ

[Derzin Kalesi; Baykan ilçesindeki Adakale olarak da bilinen, Derzin Köyü’nün sarp kayalıkları üzerinde bulunan Derzin Kalesi, ne zaman inşa edildiği bilinmese de kalenin mimari tarzı ve yapım şeklinden dolayı Bizans Dönemi’nde yapıldığı varsayılmaktadır. Aynı zamanda Derzin beylerinden Şahkulu Bey’in ismiyle anılmaktadır. Kitabesi ve kale ile bilgilerin yazılı olduğu kaynaklar günümüze gelmemiştir. Bir tepeye inşa edilen Derzin Kalesi moloz taşlardan ve harçla yapılmıştır. Kale’nin birçok bölümü bugüne gelememiş olsa da gözetleme kuleleri günümüzde hala ayaktadır. Bulunduğu yükseklikten dolayı kalenin muhteşem bir manzarası bulunmaktadır.]

7-) KORMAS (İNCE KAYA) KALESİ

[Kormas Kalesi; Siirt şehir merkezine 40 kilometre uzaklıkta bulunan Şirvan ilçesindeki Kormas Kalesi, Bizanslılar tarafından yaklaşık bin yıl önce yapıldığı tahmin edilen bir Orta Çağ kalesidir. Yüksek bir tepede bulunan kale, tarih boyunca Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından kullanılmıştır. Siirt’in sahip olduğu dağların arasında bulunan İnce Kaya köyünde bulunan Kormas Kalesi bulunduğu köyden dolayı İnce Kaya Kalesi olarak da anılmaktadır. Kiliseye, hamama, 360 odaya, kilerlere ve su sarnıcına sahip olan Kormos Kalesi geçen yıllardan dolayı harap olmuştur. Bizanslılar tarafından yaptırılan kalede bir hazine olduğu düşünülmekteydi. Bundan dolayı kale hazine avcılarından da nasibini almış ve bundan dolayı da çok yıpranmıştır.]

8-) FİNİK KALESİ

[Finik Kalesi; Güçlükonak ilçe sınırları içinde bulunan Finik Kalesi, Siirt’teki Osmanlı kalıntılarından biridir. ancak surların ne zaman yapıldığına dair net bir tarih söylemek mümkün olmamaktadır. Daha önce Siirt’in Eruh ilçesinde bulunan kale, 1990 senesinden bu yana Şırnak ilçesine bağlanmıştır. Surlar içindeki kalıntılardan yola çıkılarak kalenin Asur veya Gudiler döneminde inşa edilmiş olabileceği de düşünülmektedir. Kale içinde bulunan medresede Fakı Teyran isminde bir şairin ders verdiği yönünde rivayetler de bulunmaktadır.

Finik Kalesi günümüze çok iyi bir şekilde gelmiş olmasa da Siirt’in tarihi ile ilgili önemli ipuçları vermektedir. Kalenin bulunduğu bölgedeki Finik Ören Yeri içindeki geçmişi M.Ö. 4.000 tarihine uzanan geçmişiyle mağaralar da görülmesi gereken yerlerden biridir. ]

9-) ERZEN ÖREN YERİ

[Erzen Ören Yeri; Erzen ören yeri, Siirt’in ilk yerleşim yerlerinden biri olma özelliğini taşımakta. Kurtalan ilçesi içerisinde Bozhöyük ve Gökdoğan köyleri arasında bulunmakta. Bu ören yerini önemli hale getiren en önemli özelliği ise yapılan araştırmalar sonucunda bu bölgenin Siirt’in ilk yerleşim yeri olduğuna dair bulgulara rastlanması. ]

10-) CAS EVLERİ

[Cas Evleri; Cas evlerinin yapım aşamasında kullanılan yöntemler nüfus, aile, gelenek, görenek ve yörede yaşayan ailelerin yaşam şartlarını tam anlamıyla yansıtmaktadır. Bu meskenlerde yaşayan evli çift sayısına göre odalar bölünmekte, kız ve erkek cinsiyet ayrımına göre oda sayısı değişmektedir. Hatta sadece oda sayısı ve yapılış tarzı değil, geçmişte kullanılan kapı tokmakları bile yöre insanının yaşam tarzını ve inceliğini yansıtmaktadır.

Cas maddesi yapımında; sadece kireç taşı vb. taşlar değil, aynı zamanda Siirt ili çevresinde bulunan molozlarla da kullanılarak bir karışım haline getirilir. Kuruması için piramit biçiminde üst üste yığılarak bir bütün halini alan cas harcı; suyu hapsetmiş olan bileşenlerin sudan arınması ve su miktarının azaltılması amacıyla altı yanıcı maddelerle doldurularak (genellikle odun) 3 gün boyunca fırınlama yöntemiyle kurutulur. Kurutma işleminin tamamlanmasıyla beraber bir tür topak haline gelen cas maddesi toz halini alabilmesi için tokmak yardımıyla ufalanır.

Kullanım amacıyla bekletilen bu madde, mesken yapımı esnasında duvar ustaları tarafından gerekli görüldüğü miktarlarda kesme taş parçaları ve molozlarla bu cas malzemesini birleştirerek on beş-yirmi gün gibi bir sürede iki-üç katlı, tavanı kubbeli ev inşa ederler.

Odalardaki tavanların kubbe şeklinde tasarlanması ülkemizde yaygın olmayan bir yöntemdir. Isıyı hapsetme yöntemi olarak kullanılmaktadır. Urfa yöresinde arı kovanı biçiminde tasarlanan Harran evlerinin de yapımında cas evlerine benzer teknikler kullanılmaktadır.

 Cas malzemesiyle yapılan bu mesken tiplerinin yapım sürecini günümüzde görmek mümkün değildir. Cas evi yapımının maliyetinin fazla ve işçiliğinin zor olması, görülmemesindeki en büyük etkendir. Yeni konut ihtiyacının artması, çimento kullanımın yaygınlaşması ve daha ucuz olarak elde edilen modern alçı maddelerinin varlığı cas harcının yapımının unutulmasına neden olmuştur.

Bir tür alçı malzemesi olan cas, Siirt iline özgü yapı malzemesi olarak bu evlerin yapımında kullanılmıştır. İki ya da üç katlı olan bu evler, çevreye zarar vermeyen doğal malzemelerden üretildikleri için çevre dostu yapılardır.

Bu evlerdeki kalın duvarlar, yazın sıcaklığını ve kışın soğuğunu önleyecek biçimde örülmekte olup, üstü kemerli dikdörtgen pencereler küçük tutulmaktadır. Kırma, moloz ve kesme taş malzemeden inşa edilen oldukça kalın duvarlar ve üst örtüye sahip bu evler, cas harcıyla sıvanarak ön pencerelerinde dışa çıkık balkonu ile kale izlenimi verir. Dışarıdan bakıldığında düz görünen çatı, iç kısımdan bakıldığında kubbe şeklinde olduğu görülür, bu şekli bazı odaların tavanlarında da görmek mümkündür.

Yapımında sadece harç değil, çevredeki çeşitli ağaç malzeme (özellikle meşe) meskene destek vermesi amacıyla ev içinde ve dışında belirli kısımlarda kullanılmaktadır.

Cas evlerinde, bazı cas evlerini daha dayanıklı hale getirmek amacıyla, duvarların çökmesini engellemek için yapım aşamasında “Hatıl” adı verilen ağaç kütükleri ile duvarlar desteklenmektedir. Zamanla tahrip olan bazı ev bölümlerinin yeniden sağlamlaştırılması amacıyla demir profiller kullanılmaktadır. Fakat yapılan bu restore biçimiyle cas evlerinin tarihi ve mimari yapısı zarar görmektedir.

Evlerin ahşaptan yapılmış küçük, üst kısımları genellikle yuvarlak kemerli pencereleri de evlere bir başka güzellik katmıştır. Bu evlere “Dergâh” adı verilen, süslü “Mısraheyn” diye tabir edilen çift kanatlı kapıdan girilir. Bu kapıların arkasında kalın tahtadan yapılmış sürgüler, kapının üzerindeyse metalden yapılmış el şeklinde iki tokmak bulunmaktadır.

Bu tokmaklardan sıkılmış yumruk şeklinde olanı tok ses çıkarır ve kapıyı çalan erkekler tarafından kullanılırken, açılmış el şeklinde olanı ise tiz ses çıkarır ve eve gelen bayanlar tarafından kullanılmaktadır. Ev sahipleri tokmağın sesine göre gelenin kadın veya erkek olduğunu bilir ve kapı ona göre açılır. Kapılarda gözetleme penceresi de bulunmaktadır. Kapıyı çalan kişi eve girmeyecekse görüşme bu pencereden yapılır.

Avludan geçildikten sonra yaz aylarında serin, kış aylarında ise sıcak olan, genelde örme duvar olarak tasarlanmış ve misafirlerin bu alanda ağırlandığı “Behu” adı verilen odaya geçilir. Behu’nun bir yanında ise birkaç merdivenle inilen “Tabok” denilen bir mahzen bulunmaktadır.

Bu mahzenlerin çoğu çökmüş olduğu için günümüzde genellikle kullanılmamaktadır. Bir nevi buzdolabı görevi gören bu yerde bozulacak türde olan peynir, et ve diğer kışlık yiyecekler muhafaza edilmektedir. Behu’dan 10-15 basamak çıkılarak “Çırtak” denilen balkon olarak adlandırabileceğimiz bir yere geçilir.

Meskende yer alan odalar ikamet eden kişi sayısına ve medeni durumlarına göre artabilmektedir. Ataerkil bir aile yapısının görüldüğü cas evlerinde oda sayısı daha çoktur. Meskende yer alan odaların içinde “Kabbele” denilen ve duvara gömülü şekilde yapılan bölmelerde; yorgan, yastık, vb. eşyaların konulduğu yüklükler bulunmaktadır. Günümüzde bu kullanım bölmelerine niş adı verilmektedir. ]

11-) DELİKLİ TAŞ

[Delikli Taş; Delikli Taş yani diğer bir deyişle Rasıl Hacar’dır. Delikli Taş’tan Botan Çayı’na yanın doğal oluşumlu tabiat harikası bu yerin bir diğer adı Rasıl Hacar Kanyonu’dur. Siirt merkezin güneydoğusunda yer alan bu bölge yaklaşık 4km uzaklıktadır. Yolun 3,5 kilometresi anayoldan gidilmekte geriye kalan yolda fıstık bağlarının içinden yeni yapılan ve asfalt dökülen 600-700 metrelik aşağı inilen bir yoldur.

Delikli Taş nasıl oluşmuş; Yaklaşık 370 metre yükseklikten bakan mağara, dik kireç taşlarının milattan önceki devirlerde oyulmasıyla oluşmuştur. Rasıl Hacar’ın (Taş Başı) hemen sağında iki adet insan eliyle yapılmış mağara mevcut.

Bu mağaralar daha önce burada yaşam sürüldüğünün belirtisidir. İç içe olan mağaralarının biri mutfak olarak dizayn edildiğine dair belirtiler mevcut. Su bölmeleri ve erzak bölmeleri gibi.]

12-) BOTAN VADİSİ

[Botan Vadisi; Dicle’nin bir kolu olan Botan Nehri’nin oluşturduğu derin ve güzelliği ile büyüleyen Botan Vadisi, Türkiye'nin en dik ve sarp vadilerinden biri. İpekyolu üzerinde bulunması nedeniyle neolitik çağdan günümüze kadar birçok uygarlık iz bırakmış buralarda. Doğaseverler için de cennet gibi bir yer. Botan Vadisi boyunca trekking yapmak isteyenler için köylerden geçen birçok yürüyüş yolu bulunuyor. (Trekking: Günübirlik doğa gezisidir.) ]

13-) KALATÜL ÜSTAD TEPESİ

[Kalatül Üstad; Son zamanlarda birçok yere yapılan cam seyir teraslarından biri de Tillo ilçesinde yer alan Kalatül Üstad tepesine yapılmış. Siirt’in Tillo ilçesinde bulunan 1.300 rakımlı Kalatül Üstad Tepesi’ndeki Tillo Tabiat Parkı, doğa güzelliği ve cam terasıyla ziyaretçi akınına uğruyor. Kalatül Üstad Tepesi, ilçe merkezine 3 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır.

İbrahim Hakkı hazretleri tarafından yapılan ışık düzeneğinin bulunduğu yer olduğu bilinen Kalatül Üstad Tepesi, doğa manzarasıyla da vatandaşların ilgisini çekiyor.]

14-) İRUN KALESİ

[İrun Kalesi, Şirvan’a 40 km mesafede bulunmaktadır. Kalenin Musul Atabegi Nurettin Zengi zamanında, 12. yüzyılın başlarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Kale, günümüze kadar bölgede hakimiyet kuran birçok uygarlık tarafından da kullanılmıştır. Kalenin en önemli özelliği ise, dağın eteklerindeki nehirle olan yer altı bağlantısıdır.

Kale, tıpkı birçok kale gibi şehrin korunması için şehrin en sarp dağların tepesinde kurulmuştur ve bu nedenle ziyaret noktasında zorlayıcı bir konumda bulunmaktadır. Kayahisar Köyü’ne geldikten sonra kaleyi kolay bir şekilde bulmak mümkün olmaktadır.]

15-) CUMHURİYET CAMİİ – (HIDR-ÜL AHDAR CAMİİ)

[Cumhuriyet Camii, Tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmese de, Hıdr-ül Ahdar Camii’nin 12. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilmektedir. 1929 yılında ise cami kapsamlı bir tadilattan geçmiştir. Cumhuriyet Camii ismini de gerçekleştirilen tamirat sonrası almıştır. Cami inşası sırasında gerçekleştirilen ağaç işçiliği ise camiyle ilgili oldukça ilgi çekici detaylardan biridir. Selçuklu döneminde camiye eklenen bir de Sük-ul Ayn isminde çeşme bulunmaktadır. Camide son olarak 2012 yılında restorasyon çalışmaları gerçekleştirilmiş ve cami, aslına uygun bir hale getirilmiştir.]

16-) ŞEYHUL HAZİN HZ (ŞEYH MUHAMMED EL-HAZİN)

[Şeyhul Hazin Hazretleri; Önceleri merkeze bağlı bir köy konumundayken ilçe olması üzerine Tillo’ya bağlanan Fersaf köyünde dünyaya gelen Muhammed El Fersafi (1816-1892)’nin lakabı Hazin’dir. Bu lakabın bir istiğrak halinde kendisine ait salavat-ı şerifesini söylerken, “Kul Ya Hezin, Kul!” hitabına mazhar olduğu ve kendisine bizatihi Hazret-i Muhammed tarafından verildiği, nakledilir. Daha 8 yaşındayken Kur’ân-ı Kerim’i hıfzetti.

Moğolların Bağdad’ı işgal etmeleri üzerine şerif olduğu (Hazret-i Hasan’ın soyundan geldiği) belirtilen cetlerinin Anadolu’ya göç ettikleri ve Fersaf köyüne yerleşerek halkı irşada başladıkları anlatılır. Babası Şeyh Musa Efendidir. İlk tahsilini Siirt’te Hamid Ağa Medresesinde yapmıştır. Siirt’teki Hocası Molla Halil el Siirdi’dir. Molla Halil el-Ömeri Hazretleri, kendisine emanet edilen Muhammed’i çok sever ve ona daima iltifatta bulunur. Başlangıçta onu, maiyetindeki alimlerden birinin ders halkasına tayin ederse de çok geçmeden huzuruna çağırarak bizzat kendi halkasına katılmasını emreder. Ondan sonra Muhammed el-Fersafi tam on dört yıl boyunca bu üstadın rahle-i tedrisinde ilim tahsil eder. Bu müddet içerisinde hocasının derin sevgisini kazanır ve hususi sohbetlerinde bulunur.

İlahi aşka dair kasidelerinden başka Onun Hazreti Peygamber'e (salallahu aleyhi vesellem) Gayâtü’l-Hayrât adı altında manzum olarak yazıp hediye ettiği ön üç kıta salevâtı şerifeleri vardır. Bu salevât, doğuda geniş bir muhitte namazlardan sonra okunmaktadır.]

17-) SULTAN MEMDUH HZ

[Sultan Memduh Hazretleri; Asıl adı Mahmut olan Sultan Memduh Hz., Miladi 1761 senesinde, Zilkade Ayı’nın 20. günü Cumartesi gecesinde Tillo’da doğmuştur. Önceleri anne ve babasının terbiyesi altında büyüdü. Genç yaşta dedesi İsmail Fakirullah Hz.’nin halifesi olan İbrahim Hakkı Hz.’nin yanında sarf, nahiv, tefsir, hadis ve fıkıh gibi pek çok dini ilimleri okudu.

Tasavvufi alanda da özellikle büyük dedesi İsmail Fakirullah Hz.’nin marifet ve nurların güzelliğini, hikmet ve esrarın kaynaklarını içeren tarikatına bağlı kalıp, hizmet etmekle meşgul oldu. Kısa süre içinde, hocaları İbrahim Hakkı Hz. ve aynı zamanda amcası olan Şeyh Mustafa Hz.’nin manevi terbiyesiyle, İbrahim Hakkı Hz. tarafından “Memduh” yani “Övülmüş” lakabını kazanacağını müjdeledi. İlim, irfan ve irşad’ı sayesinde ünü dünyanın her yerine yayılmış ve kendisini görmek isteyen insanlar her yerden Tillo’ya akın etmeye başlamıştır.
Tarikatı, dedesi Şeyh İsmail Fakirullah Hz.’nin “Uveysiyye” tarikatına dayanır. Sultan Memduh Hz.’nin zevcesi kendisi gibi Velayet Makamı’na yükselmiş olan Zemzem’il-Hassa’dır. Büyük Veli Sultan Memduh Hz. alemde elde ettiği kemalat ile 47.000 beyitlik bir divan yazmıştır.

Değeri ölçülmeyecek kadar kıymetli olan bu eser tasavvufi olup, Arapça, Farsça ve Türkçe’dir.

Miladi 1847 senesinde Dar-ı Fenâdan Dar-ı Bekâya irtihal eden Sultan Memduh Hz.’nin kabri İlçe’de kendi ismiyle anılan Sultan Memduh Türbesi’ndedir. Türbe, Tillo’da yüksek bir sırttadır. 1830 yılında Sultan Memduh Hz. tarafından oğlu Şeyh Abdurrahman için yaptırılmış, kendisi de aynı türbede defnedilmiştir.]

18-) ŞEYH MUHAMMED KAZIM HZ

[Şeyh Muhammed Kazım Hazretleri; 1906’da Siirt’te doğdu, 1996’da vefat ederek Siirt’te defnedildi. 90 yıllık hayatı boyunca, ilim ve tasavvuf terbiyesiyle meşgul oldu. Onun fikri ve tasavvufi meselelerle ilgili kaleme aldığı "Cevahiru’l-Ulumi’l-Kazimiye" adlı eseri 2000 yılında çocukları tarafından basıldı. Şeyh Muhammed Kazım hz. Mevlana Halid-i Bağdadi’nin, Doğu Anadolu’daki halifeleri arasında önemli bir konuma sahip olan Seyyid Taha’l-Hakkari, bölgede, etkili bir Nakşibendi şeyhi olarak biliniyor. Siirt Nakşibendiliği’nin, bugün, Şeyh Mü’niddin Aydın tarafından temsil edilen kolu, Muhammed Kazım, Şeyh Şerafettin, Muhammed Hazin vasıtasıyla es-Seyyid Taha’l-Hakkari’ye ulaşıyor.]
 

19-) ŞEYH İBRAHİM EL MÜCAHİD

[Şeyh İbrahim El Mücahid Hazretleri; Asıl adı İbrahim olan Şeyh Mücahid Hz. Kutb’ul Aktab Şeyh Hamza El-Kebir Hz.’nin oğludur. Doğum tarihi bilinmeyen Şeyh İbrahim El-Mücahid hz. Tillo’da dünyaya gelmiş ve babası gibi Velayet Makamına yükselmiştir. İbrahim Hakkı hz. eserlerinde onun çok sayıdaki kerametlerinden bahsetmiştir. Şeyh Ibrahim El-Mücahid hz. Miladi 1262 senesinde babasından önce Tillo’da vefat etmiştir.]

20-) GARNAVE (SAĞLAR, BİLLORİS) KAPLICASI

[Sağlarca Kaplıcası; Sağlarca Kaplıcası, Eruh ilçe sınırındadır. Sağlarca kaplıcasının bir diğer adı “Billoris Kaplıcası ya da Garnave”dır. Kaplıca su sıcaklığı 33°C -36°C aralığında değişkenlik göstermektedir. Vücut sıcaklığına sürekli yakın olan kaplıca suyuna girmek oldukça kolay ve rahatlatıcı olmaktadır.

Kaplıcanın suyu; Klorürlü, Sülfatlı, Bikarbonatlı, Sodyumlu, Hidrojen-Sülfürlü, Kalsiyum içermektedir. Suyun Ph değeri 6,4’tür.

Kaplıca Şifalı suyu, romatizma, deri, solunum yolları, kadın, sinir ve kas yorgunluğu, sinirsel hastalıklar, eklem ve kireçlenme, ameliyat sonrası rahatsızlıklar gibi hastalıklara olumlu etki yapmaktadır.

Baraj gölet su tutmasından dolayı; 2019 yılının son ayları, 2020 yılın başından itibaren Garnave kaplıcası sular altında kalmıştır.]

ÖZETLE; Siirt, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Dicle bölümünde ve Güneydoğu Torosların kenar kıvrımları kuşağında yer alan güzel bir şehrimizdir.

Tarih boyunca Anadolu’ya hükmetmiş olan uygarlıklarla Mezopotamya krallıkları arasındaki savaşlarda sürekli el değiştirmiş ve ciddi tahribatlara uğramıştır.

Daha çok Türk-İslam kültürünün etkisiyle biçimlenen şehrin kurulu olduğu plato, doğu ve batısını sınırlandıran Botan suyu ve Kezer çayı tarafından aşındırılarak ve çevresiyle irtibatı kesilerek arızalı bir görünüm kazanmıştır.

Şehir, ilk kurulduğu Şeyhşemu ve Rasinnebah Tepelerinin batı yamacından Kezer çayına doğru, topografik koşulların uygunluğu ve Siirt- Batman- Diyarbakır kara yolunun etkisiyle hızlı ve yoğun bir büyüme göstermektedir.

Siirt’imiz; tarih, kültürel ve din turizmi için gezilmesi gereken en önemli ilerimizden biridir. Yazımda bunların bir kısmının yazarak bir araya getirmek istedim. (SEMİH ÇALAPKULU)

KAYNAKÇA:

1- CUMHURİYET DÖNEMİNDE SİİRT

https://docplayer.biz.tr/47709395-Cumhuriyet-doneminde-siirt.html

2- SİİRT ŞEHRİNİN KURULUŞU VE GELİŞİMİ

Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (Cilt: 19, Sayı: 2, Sayfa: 61-81, ELAZIĞ-2009)

3- SİİRT'İN 3500 YILLIK TARİHİ AKABE YOLU

https://www.turizminsesi.com/haber/siirtin-3500-yillik-tarihi-akabe-yolu-20629.htm

4- İSMAİL FAKÎRULLAH EFENDİ HAZRETLERİ

http://www.evliyalarimiz.com/ismail-fakirullah-efendi-hazretleri

5- SULTAN MENDUH HAZRETLERİ

http://www.uyur.com/2855/sultan-memduh-hazretleri

6- SİİRT TARİHİ YERLER | ERENLER DİYARININ 13 TARİHİ NOKTASI

https://blog.biletbayi.com/siirt-tarihi-yerler.html/#:~:text=İrun%20Kalesi%2C%20Şirvan'a%2040,birçok%20uygarlık%20tarafından%20da%20kullanılmıştır.

7- SİİRT

https://siirt.ktb.gov.tr/

                                                                                                SEMİH ÇALAPKULU

semihcalapkulu@hotmail.com

YORUM EKLE