Ülkemiz Kamu Üniversiteleri Mali Özerk Yapıya Sahip Olabilirler mi?

            Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Ülkemizde de yükseköğretim hizmetinin sunumu ve finansmanında en büyük pay devlete aittir. Yükseköğretim almış olmanın bireysel getirileri (daha hızlı iş bulabilme, daha yüksek maaş ve daha fazla terfi etme imkânı) daha alt eğitim kademelerine göre (ilköğretim, ortaöğretim) daha yüksektir. Bu nedenle yükseköğretim yarı kamusal bir hizmet olarak görülmektedir. Bu nedenle her ne kadar yarı kamusal mal olarak nitelense de yükseköğretim hizmeti genellikle kamu sektörü tarafından sunulmaya devam etmektedir.

            Literatürde ideal bir üniversitenin temel yapı taşlarından birisinin “özerklik” olduğu yönünde hakim görüş olmakla birlikte özerklik (bağımsızlık) konusu akademik dünyada çok fazla tartışılan ve konuşulan, üzerinde tam bir uzlaşmanın sağlanamadığı bir kavram olmuştur.

            18 Eylül 1988 tarihinde Avrupa Üniversiteleri rektörlerinin İtalya’nın Bologna kentinde imzaladıkları “Magna Charta Universitatum’da” ;

            “Üniversiteler coğrafi konum ve tarihi mirası itibariyle değişik şekillerde düzenlenmiş özerk kurumlar olup, eğitim ve araştırma yoluyla kültür üretirler ve geliştirirler. Üniversitelerin içinde var oldukları dünyanın gereksinimlerine hazır olabilmeleri araştırma ve öğretim çalışmalarının tüm diğer ekonomik ve politik güçlerden manevi ve entellektüel yönlerden bağımsız olmasıyla mümkündür.”

denilerek üniversite özerkliğinin önemi vurgulanmıştır.

            UNESCO tarafından 9 Ekim 1998 tarihinde yayınlanan “Dünya Yüksek Öğretim Deklarasyonu’nda” da sorumluluk içeren bir akademik özerkliğin bir yüksek öğretim kurumunun sahip olması gereken en temel özellik olduğuna vurgu yapılmıştır.

            Özerklik kavramının ideal bir tanımı Yüksek Öğretim Kurumlarının Özerkliği ve Akademik Özgürlük Üzerine Lima Bildirgesi’nde yapılmıştır.

            "Özerklik" yüksek öğretim kurumlarının iç işleyişlerine, mali işlerine ve yönetimlerine ilişkin kararlar almada ve eğitim, araştırma, dışa yönelik çatışmalar ve diğer ilgili faaliyetlerde kendi politikalarını oluşturmada devlet ve toplumun tüm diğer güçleri karşısındaki bağımsızlıkları anlamına gelir.”

            Bu tanım çerçevesinde üniversite özerkliği “yönetimde özerklik”, “mali özerklik” ve “akademik özerklik.” Şeklinde ifade edilebilecek üç temel özerkliği içermektedir.

            Özerklik kavramını daha iyi anlamak için aşağıda özetlenen 8 ölçütü göz önünde bulundurmak gerekir. Bunlar;

  • Gayrimenkul ve diğer donanımların mülkiyetine sahip olabilmek,
  • Borçlanarak fon yaratabilmek,
  • Yaratılan kaynakları, kendi amaçları doğrultusunda bağımsız harcayabilmek,
  • Akademik program ve ders içeriklerini belirleyebilmek,
  • Akademik personelin işe alınmasına ve işten çıkarılmasına karar verebilmek,
  • Çalışanların ücretlerini belirleyebilmek,
  • Öğrenci kontenjanlarını belirleyebilmek,
  • Öğrenci harçlarını (tuition fee) belirleyebilmek,

            Üniversite özerkliğini tanımlayan bu sekiz ölçütten beşi mali, ikisi akademik ve birisi idare özerkliğe ilişkindir.  

            OECD tarafından yayınlanan bir çalışmada dünyada yükseköğretim kurumlarında yukarıda belirtilen özerklik kriterleri yönünden Ülkemizdeki yükseköğretim kurumlarının;

  • Akademik program ve ders içeriklerini belirleyebilme,
  • Akademik personelin işe alınmasına ve işten çıkarılmasına karar verebilme,

kriterleri yönünden akademik özerkliğe sahip oldukları, ancak idari ve mali yönden özerk olmadıklarını söylemek mümkündür.

Mali özerklik üniversitelerin kendilerine tahsis edilen kaynakları, hedeflerine bağlı olarak istediği gibi yönetebilmesini ve başka kaynaklar elde etmesini ifade etmektedir. Bu sayede üniversiteler hedeflerini kaynakları ile tutarlı ve esnek şekilde daha rasyonel bir yaklaşımla yönetebilecekler ve hesap verebileceklerdir.

              1980’li yıllar sonrasında dünyada üniversite yönetiminde hesap verme sorumluluğuna dayalı özerklik giderek önem kazanmaktadır. Devlet, mali konularda desteğini azaltıp, üniversitelerin özerkliklerini genişletmekte, idari ve akademik konularda yönetim ve denetim görevlerini ara kurullara devredip, hesap verebilirlik (accountability) ve kalite güvence (quality assurance) sistemlerini hayata geçirerek, üniversitelerin, mali ve idari işlemlerini ve akademik performanslarını saydam bir şekilde dış denetimlere (external-assessment) açmasını ve topluma hesap vermesini istemektedir.

Bir üniversitenin finansal performansının asıl sahibi üniversitenin kendisi olması gerekirken, üniversite dışı kurumların (Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, YOK gibi) kararlarından ve uygulamalarından kolaylıkla etkilenmektedir. Hal böyle olunca ortaya çıkan sonuç; üniversitelerde gerçek anlamda bir hesap verme mekanizması işletmenin zorlaşmasıdır.

Sonuç olarak, kamu yönetimi tekil bazda bir üniversitenin mali yönetimi ile ilgili birçok finansal sorun ile karşılaşmakta ve bu sorunların asıl sahibi de bu çoklu aktör (Üniversitenin kendisi, Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, YOK gibi) içerisinde belirlenmeyebilmektedir. Nihayetinde mali krize giren bir yükseköğretim kurumunu krizden kurtarmak kimin sorumluluğunda olacaktır?

Bu bağlamda üniversitelerin mali özerkliği, planlama-uygulama-hesap verme süreçlerinin yeniden ele alınması gerekmektedir.

OECD ülkelerinin çoğundaki kamu üniversitelerinde (örneğin, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, İrlanda, İsveç ve Finlandiya), yukarıda belirtilen sekiz kritere uygun bir yönetim anlayışı hakimdir. Bu sayede Üniversiteler, kaynaklarını daha iyi yönetecek ve kendi kararları çerçevesinde şekillendirme imkanı bulabilmektedirler.

Ülkemizde de yapılacak bazı yasal düzenlemelerle benzer bir gelişmenin ülkemiz yükseköğretim yapısında da gerçekleştirilmesi mümkün olabileceği böylece, kamu üniversitelerinin devlet bütçesi üzerindeki mali yükünün azalacağı, üniversitelerin kendi gelir kaynaklarını oluşturmaları ve daha etkin yönetime kavuşmalarının sağlanabileceği düşünülmektedir. 

YORUM EKLE