Uzun yıllar önce...

Ramazan ayında bir şey için dua ediyordum. İstediğim şey çok netti, gerçekleşmesi de mümkün değildi. Şartlar belki değişir diye her an dua ediyorum. Kuran okuyorum, tesbih çeliyorum, nafile namazlar, dua dua yorulmuş eller... Seher vakitlerinde “Allah’ım ne olur...” diyorum. Kalbimin bir yanı acıdan uyuşmuş bir yanı kanatlanmış uçuyor. Öyle garip bir hal işte. Tabi dua ettiğim konu nasipte yok, olmuyor. Belki de onu vesile yapıyorum kendime. Çok canım acıyor ya o konuyu merdiven yapıp Allah’a “duy beni” diyorum. O günlerde tüm bunların bir mükafatı olmalı dedim. Kalbimi çıkarıp da avucuma koyan, hayallerimi cam kırığı gibi param parça edip ayak tabanıma saklayan Rabbim bir mükafat yollayacaktır. Kendi kendime mükafatın peşine düştüm. Derken Ramazan ayının son cumartesi günü yolum Hacı Bayram Camiine düştü. Nasıl kalabalık anlatamam. Cami o zamanlar tadilatta. Kadınlar halka halka bir şey bekliyor. “Neyi bekliyorsunuz” diye sordum. Sonrası bende kalsın. Mükafatımı aldım. Aradan yıllar geçti. Gecesini, gündüzünü, kuşunu, kedisini, meczubunu, dertlisini bilirim bu caminin. Benim için Ankara’nın en güzel yeri burası. Kalbimi avuçlarıma alıp, işte halin bu dediğim yer. Kaldıramam diye dua ettiklerimizi kaldırıyoruz, dayanamam dediklerimize dayanıyoruz, unutamam dediklerimizden kaçıyoruz. Hayat böyle bir şey. Geriye yalnızca dualar kalıyor. Bir cami bahçesine oturup da ettiğimiz dualar. Yürüdüğüm yol nereye çıkar bilmiyorum, hayat ne getirir, içinde kaç kriz anı saklar, içinde kaç umut kaç acıyı kapatır. Bu yolun adı düşmek mi kalkmak mı? Onu da bilmiyorum. Dünya perde perde. Biri açılıp diğeri kapanıyor. Allah bir perde indiriyor kör oluyorsun, bir perde kaldırıyor etrafındaki ateşi görüyorsun. Bir perde kalkıyor çok eski bir sahneyi hatırlıyorsun. Sadece mükafat... Artık mükafat beklemiyorum. Umutsuzluktan, yorgunluktan değil. Anladım ki Allah herkese ömürlük bir gözyaşı veriyor. Damla damla aktıkça ya içerden çürüyorsun ya da güçleniyorsun. Ve geçirdiğin her gün üzerine güneş mi doğacak, fırtına kapını mı kıracak ezelden takdir edilmiş. Bize bir cami bahçesinde teslim olmak kalıyor. Ne diyordu o hikayede “yazına razı olmak kolay mı a kızım...”.

YORUM EKLE