İSTANBUL, – BİNGÖL’de avukatlık yapan Avukat Murat Tuğa, iş kazası davalarında hukuki sürecin deliller kaybolmadan başlatılması gerektiğini belirterek, “İş kazasının hemen ardından yapılacak işlemler maddi ve manevi tazminat davalarının sonucunu doğrudan etkileyebilir. İş kazası meydana geldikten sonra birçok çalışan yalnızca tedavisine odaklanıyor. Oysa olay yerindeki deliller, kamera kayıtları, tanık beyanları ve iş güvenliği belgeleri zamanında korunmazsa ilerleyen süreçte ciddi hak kayıpları yaşanabiliyor” dedi.
İş kazalarının yalnızca SGK tarafından yürütülen idari bir süreç olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Avukat Murat Tuğa, vatandaşların bu konuda önemli yanılgılar yaşadığını ifade ederek uyarılarda bulundu.
Birçok dosyada iş kazasının meydana geldiği ilk saatlerde toplanması gereken delillerin ihmal edildiğini belirten Tuğa, “Olay yeri fotoğrafları, kamera kayıtları, tanık bilgileri ve iş güvenliği evrakları zamanında temin edilmediğinde, sonradan bunlara ulaşmak oldukça güçleşebiliyor. Bu durum ise iş kazası davasının ispatını doğrudan etkileyebiliyor” diye konuştu.
‘SGK’NIN İŞ KAZASINI KABUL ETMESİ TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİLDİR’
Tuğa, “Vatandaşlar çoğu zaman SGK’nın iş kazasını kabul etmiş olmasının tazminat almak için yeterli olduğunu düşünüyor. Oysa maddi ve manevi tazminat davalarında mahkeme; kusur oranlarını, işverenin yükümlülüklerini ve olayın tüm şartlarını ayrıca değerlendiriyor. Bu nedenle SGK süreci ile tazminat süreci birbirinden farklı hukuki süreçlerdir” dedi.
‘KUSUR RAPORU DAVANIN SONUCUNU BELİRLEYEBİLİYOR’
İş kazası davalarında teknik incelemelerin önemine değinen Tuğa şöyle konuştu:
“Mahkemeler; iş güvenliği önlemlerini, kullanılan ekipmanları, koruyucu donanımları, eğitim kayıtlarını ve bilirkişi raporlarını birlikte değerlendiriyor. Özellikle kusur raporu, iş kazası davalarında kararın verilmesinde belirleyici deliller arasında yer alıyor.”
Tuğa, “Bize başvuran kişiler genellikle ‘İş kazası tazminatı nasıl hesaplanır?’, ‘İş kazası davası nasıl açılır?’, ‘İşveren hangi durumlarda sorumludur? ’ve ‘Maluliyet oranı tazminatı nasıl etkiler? ’gibi sorular yöneltiyor. Ancak her iş kazasının meydana geliş şekli, çalışma koşulları ve kusur durumu farklı olduğu için her dosya kendi içinde değerlendirilmelidir” ifadelerini kullandı.
‘ALT İŞVEREN VE ASIL İŞVEREN BİRLİKTE SORUMLU OLABİLİR’
İş kazalarının önemli bir kısmının taşeron sisteminde meydana geldiğini belirten Tuğa, şu değerlendirmede bulundu:
“Uygulamada birçok çalışan yalnızca çalıştığı firmaya karşı hak arayabileceğini düşünüyor. Oysa bazı iş kazalarında asıl işveren ile alt işveren birlikte sorumlu tutulabiliyor. Bu husus her somut olayın özelliklerine göre mahkeme tarafından ayrıca değerlendirilmektedir.”
‘EN BÜYÜK HATA HUKUKİ DESTEĞİ GECİKTİRMEK’
İş kazası davalarında zamanlamanın önemine dikkat çeken Tuğa şöyle konuştu:
“Uygulamada en sık yapılan hata, iş kazası meydana geldikten uzun süre sonra hukuki destek alınmasıdır. Oysa delillerin korunması, tanıkların belirlenmesi ve teknik incelemelerin zamanında yapılması, davanın sağlıklı şekilde yürütülebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Gecikme, ispatı zorlaştırabileceği gibi hak kayıplarına da neden olabilmektedir.”
‘HER İŞ KAZASI DOSYASI AYRI DEĞERLENDİRİLMELİDİR’
Tuğa, sözlerini şöyle tamamladı:
“İş kazası davaları standart şekilde çözülebilecek uyuşmazlıklar değildir. İşin niteliği, çalışma koşulları, iş güvenliği tedbirleri, kusur oranları ve meydana gelen zarar birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle her iş kazası dosyası kendi somut olayına göre incelenmeli ve hukuki süreç en başından itibaren doğru yönetilmelidir.”

