Esra GÜNTEPE – Ataberk KURT / İSTANBUL, – KALP kapağı hastalıklarının ilerleyen yaşla daha sık görüldüğünü belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Yücel Karabay, gelişen girişimsel yöntemler sayesinde birçok kapak hastalığının göğüs kafesi açılmadan tedavi edilebildiğini söyledi. Prof. Dr. Karabay, “Kasık ya da kol damarından girerek kalp kapaklarına müdahale edebiliyoruz. Hastalarımızın büyük bölümü bir gün yoğun bakımda kaldıktan sonra ikinci ya da üçüncü günde taburcu olabiliyor” dedi.
Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri’nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Yücel Karabay, kalp kapak hastalıklarının nedenleri, belirtileri ve ameliyatsız tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.
‘KALP KAPAKLARI İLERİ YAŞTA YIPRANIYOR’
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Yücel Karabay, “Aslında kalbimizde 4 tane kapakçık bulunmakta hepimizin bu kapakların bir görevi var. Kanın bir yöne akışını sağlarken geriye doğru kanın geriye gelmesini engellemekteler. Herhangi bir şekilde bu kapakçıklarda bazı sorunlar nedeniyle mekanik sıkıntılar meydana gelmesi kalp kapak hastalığı demek. Dünyada da, ülkemizde de sık rastlanan bir rahatsızlık. Aslında yaş en önemli sorun, yaşlanan toplumla birlikte yüz nasıl buruşuyorsa kapaklarımız da öyle buruşuyor ve sorunlar oluyor. İleri yaş grubunda kadınların yaşam beklentisinin daha uzun olması nedeniyle dejeneratif kapak hastalıkları kadınlarda daha sık karşımıza çıkabiliyor. Romatizmal kapak hastalıklarının sıklığı geçmişe göre belirgin azaldı ancak ülkemizde hala önemli bir hasta grubunda görülüyor. Günümüzde gitgide sıklığı azalmakta ama halen bazı ülkemizin bölgelerinde romatizmal kapak hastalıkları da gözüküyor. Çocukluk yaşlarında geçirilen, özellikle 5-15 yaşında boğaz enfeksiyonlarına bağlı kapak hastalıkları ama bunun şikayetleri yıllar sonra ortaya çıkıyor. Kötü ağız ve diş hijyeni enfektif kapaklarda enfeksiyon (endokardit gelişme) riskini artırabilir. Bu nedenle ağız diş sağlığına dikkat etmeliyiz. Bazen de doğuştan kalıtsal kapak hastalıkları olabiliyor ama çoğunlukla ileri yaşta gördüğümüz bir hastalık grubu. Romatizmal kapak hastalıklarını da saydığımızda kadın hastaları daha fazlaca görmekteyiz” diye konuştu.
‘EN SIK BELİRTİ EFORLA GELEN NEFES DARLIĞI’
Kalp kapağı hastalıklarının en önemli belirtisinin eforla gelişen nefes darlığı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karabay, “Çoğunlukla hastalarımızın genel başvurularında ‘Hocam önceden iki kat üç kat çok rahat merdiven çıkabiliyordum ama artık merdivenleri bir kat çıktığımda durmam durumunda kalıyorum.’ Yani eforla gelen bir nefes darlığından bahsederler. Bazı hastalar, özellikle aort kapak darlığı olan hastalarda bu oluyor, şiddetli göğüs ağrısı meydana gelir ve bu göğüs ağrısı sıklıkla bir baskı tarzında. Halk genelde bunu tabir ederken bir mengenede sıkışmış gibi, üzerine bir oturmuş gibi hissediyorum derler ve bu göğüs ağrısıyla gelebilir. Bazen çarpıntı olur hastalarda aniden içimde bir kuş çırpınıyor gibi hissediyorum diyebilirler. Çok nadiren de bayılmalarla kendini gösterebilir ama en sık şikayet eforla gelen nefes darlıklarıdır” ifadelerini kullandı.
‘GÖĞÜS KAFESİNİ AÇMADAN KAPAK DEĞİŞTİRİLEBİLİYOR’
Açık kalp ameliyatlarının halen güvenli şekilde uygulandığını ancak girişimsel kardiyoloji alanındaki gelişmeler sayesinde ameliyatsız tedavi seçeneklerinin yaygınlaştığını söyleyen Prof. Dr. Karabay, “Çok eski yıllardan beri yıllarca açık cerrahi, yani hastanın göğüs kafesi açılarak yapılan cerrahi güvenli bir şekilde ve hastalara uygun bir şekilde yapılmakta, günümüzde de yapılmakta. Biz kardiyologlar olarak ne yapıyoruz? Kasıktan, anjiyografik olarak, bazen kol damarından girerek yani göğüs kafesini açmadan kalp kapaklarına müdahale edebiliyoruz ve bir teknoloji gerektiriyor. Yaklaşık aort kapak müdahaleleri 2002 yılından beri, mitral kapak müdahaleleri de 2010’lu yıllardan bu yana güvenli bir şekilde yapılmakta. Dediğim gibi kol ya da bacak damarlarından girerek tüm kapaklara da müdahale etme şansımız mevcut” diye konuştu.
‘TAVİ VE MİTRACLİP YÖNTEMLERİYLE HIZLI İYİLEŞME SAĞLANIYOR’
Ameliyatsız tedavide kullanılan yöntemlere değinen Prof. Dr. Karabay, “Aslında iki tane halk arasında da sık bilinen yöntem var. Bunlardan bir tanesi TAVİ dediğimiz aort kapağı müdahale yöntemleri. Kasık damarından yaklaşık bir serçe parmağı kalınlığında kateterle birlikte teknolojik olarak onun içerisine yerleştirilmiş kapak, aort kapağın içerisine giriyoruz ve yeni biyoprotez kapak mevcut kapağın içerisine yerleştiriyoruz. Dediğim gibi yaklaşık kasık damarında 1 santimetrelik kesiyle yapmış oluyoruz. Herhangi bir vücudun başka yerinde kesi ya da cerrahi izi olmamakta. Çoğunlukla da hastalar bir gün yoğun bakımda, ikinci gün ise evlerine gitmekte. Mitral, triküspit kapak müdahaleleri ise halk arasında mandallama tedavisi olarak biliniyor; MitraClip ya da TriClip tedavisi. O ise kasık toplardamarından girerek küçük kıskaçlarımız var, kaçıran kapaklara bunları kateterler yardımıyla yerleştirerek kaçakları önlüyoruz. Bu hasta grubumuz da eee bir gün yoğun bakımda, ertesi gün serviste, iki gün sonra taburcu oluyorlar. İşlem sırasında da örneğin TAVİ gibi çok aort kapağına müdahale ettiğimiz çok ciddi bir hasta grubunda genel anestezi dahi almadan, hafif sedasyonla hastalarımızla konuşarak aort kapaklarına müdahale etmiş oluyoruz” dedi.
‘40 YAŞINDAN SONRA RUTİN KARDİYOLOJİ KONTROLLERİ ÖNEMLİ’
Doğuştan gelen kapak hastalıklarının önlenemeyeceğini ancak bazı risklerin azaltılabileceğini belirten Prof. Dr. Karabay, “Bazıları önlenebilir risk faktörleridir hayatta, bazı şeyler önlenemez risk faktörleridir. Konjenital yani doğuştan getirilen bir kapak hastalığınız varsa bunu önleyemezsiniz. Ama çocukluk çağında özellikle boğaz enfeksiyonlarına çok dikkat etmek, erişkin yaşlarda da ağız ve diş sağlığına çok dikkat etmek. Şikayet olmasa bile 40’lı yaşlardan sonra rutin kardiyoloji muayenesi ve takipleri de çok önemli. Çünkü bu hastalıklar aniden ilerlemiyor. Çoğunlukla bir başlangıç aşaması oluyor ve tedricen ilerliyor. Doğru bir şekilde erken dönemde tanı konulduğunda hastaların ilerlemesi ve ciddi sorunlara yol açması engellenebiliyor. Özellikle hipertansiyon, diyabet, sigara kullanımı, yüksek kolesterol veya aile öyküsü bulunanlarda kontroller daha erken yaşlarda başlanabilir” ifadelerini kullandı.
‘TUZU AZALTIN, EGZERSİZİ İHMAL ETMEYİN’
Kalp kapağı hastalarının düzenli doktor kontrolünde olması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Karabay, “Kalp kapak hastalıkları tanı konulduktan sonra rutin kontrollerini ihmal etmemeleri gerekiyor. Doktorlarının önerisi doğrultusunda bazı kapak hastalıklarında özellikle ülkemizde tuzlu tüketim çok fazla, tansiyon hastalığı çok fazla. O nedenle tansiyonlarına dikkat etmeleri ve tuzsuz yemeyi alışkanlık haline getirmeleri gerekmekte. Ağız, diş sağlığına çok dikkat etmeleri gerekiyor ve genel yaşam önerileri. Ülkemizde de obezite gittikçe artan bir sorun, kalp kapak hastalıklarına da ciddi şekilde zorluk çıkarmakta. O nedenle haftada en az üç kere egzersiz, diyet, ‘Akdeniz tipi beslenme, tuz kısıtlaması, ideal kilo ve düzenli egzersiz’ daha doğrusu dengeli bir yaşam, genel sağlık önerileri bu hasta grubumuzda da geçerli” dedi.

