Bağımlılık yalnızca maddeyle, ekranla, kumarla başlamaz.
Bağımlılığın daha sessiz, daha sinsi bir türü vardır: kötü ahlak bağımlılığı.
Fark edilmeden büyür.
Kimse “ben ahlaksız olmaya alışıyorum” demez.
Ama küçük ihlaller tekrarlandıkça, içteki adalet çarkı yavaş yavaş bozulur.
Toplu taşıma, spor salonu, iş ortamı, kalabalık alanlar…
İnsanlarla temas arttıkça bazı gerçekler daha net görünür.
Bunların başında da hak ihlali gelir.
Bugün “sınırlar” diyoruz.
“Hayır de”, “kendini koru”, “benliğini savun” diyoruz.
Peki ya biz?
Biz başkalarının hakkını ne kadar gözetiyoruz?
Bir spor salonunda, yürüyüş bantlarının tam karşısında yazıyor:
“15 dakikadan fazla kullanmayınız.”
Hem de üç farklı yerde.
Yani gözden kaçacak bir şey değil.
Yani unutulmuş bir uyarı değil.
Buna rağmen üç kişi, bu kuralı ihlal ediyor.
Her biri yaklaşık yarım saat yürüyor.
Bu küçük bir şey gibi görünebilir.
Ama bu bir saygısızlıktır.
Ve saygısızlık, ahlakın ilk çatlağıdır.
Mesele yürüyüş bandı değildir.
Mesele 15 dakika da değildir.
Mesele, kimse bakmazken ne yaptığımızdır.
Ahlak tam da orada başlar.
Denetlenmediğin yerde.
“Küçük bir şey” diyerek geçiştirdiğin anda.
Bugün küçük bir kuralı aşarsın.
Yarın daha büyüğünü.
Çünkü içindeki adalet çarkı, ilk ihlalde zarar görür.
Her yanlış, daha büyüğüne alan açar.
Her ihlal, bir sonrakini meşrulaştırır.
Eski bir söz vardır, kaba ama gerçektir:
Ön teker nereye giderse, arka teker de oraya gider.
Bugün önemsiz sandığın bir davranış,
yarın hayatının yönünü belirler.
Ahlak, büyük laflarla ölçülmez.
İnanç cümleleriyle süslenmez.
Ahlak; davranıştır, tavırdır,
kimse görmüyorken bile doğruyu yapabilmektir.
Küçük gördüğümüz her ihlal,
büyüğüne kapı aralar.
Ve biz çoğu zaman o kapıdan
ne zaman geçtiğimizi fark etmeyiz bile.
Kezban Kardak
























YORUMLAR