Biyolog Birsel’in Seyir Defteri
Meyve Şekeri mi Daha Tehlikeli, Akide Şekeri mi?
Son zamanlarda sık duyuyorum:
“Meyve şekeri de zararlıymış hocam, o zaman akide şekeriyle ne farkı var?”
Şeker dediğimiz şey aslında tek bir madde değil. Meyvede bulunan şekerin adı fruktoz. Akide şekerinde ise çoğunlukla sakkaroz var; yani glikoz ve fruktozun birleşmiş hali. İkisi de sonuçta enerji molekülü. Ama vücuda geliş biçimleri aynı değil.
Meyve dalından kopar. Liflidir. Suyu vardır. Vitamin, mineral ve antioksidan taşır. Fruktoz o lif ağının içinde yavaş yavaş kana karışır. Yani doğa, şekeri tek başına vermez; yanında dengeleyici bir ekip gönderir.
Akide şekeri ise rafine edilmiştir. Lif yok. Vitamin yok. Sadece yoğun şeker yükü. Ağıza atıldığı anda hızla çözünür, kana karışır, pankreas “insülin!” diye alarma geçer. Metabolizma için ani ve yoğun bir uyarıdır bu.
Peki fruktoz masum mu?
Hayır.
Fazlası karaciğerde yağa dönüşebilir. Özellikle meyve suyu formunda tüketildiğinde — yani lif devre dışı kaldığında — vücut bunu daha hızlı işler ve risk artar. Bir elmayı yemekle üç elmanın suyunu içmek aynı şey değildir.
Ama şunu ayıralım:
Bir kase meyve genellikle doyurur.
Bir avuç akide şekeri doyurmaz, tekrar yedirir.
Biyolojide tehlike çoğu zaman “yoğunlukta” gizlidir. Hücre ani yükselişleri sevmez. Ne kan şekerinin fırlamasını sever ne de sürekli yüksek kalmasını.
Ben meseleye şöyle bakıyorum:
Doğa şekeri paketleyerek verir.
Sanayi şekeri soyarak.
Sorun meyve şekeri mi, akide şekeri mi sorusu değil.
Sorun, şekeri ne sıklıkta ve hangi formda hayatımıza aldığımız.
Her gün akide şekeri tüketmek metabolik yük oluşturur.
Her gün kilo kilo meyve suyu içmek de öyle.
Ama mevsiminde, kararında yenilen meyve; çoğu zaman hücreye dosttur.
Hücre Dengeyi sever.
Ve biz dengeyi kaybettiğimizde metabolizma bize mutlaka bir sinyal gönderir.
Şeker tüketim alışkanlıklarımızı gözden geçirmemiz mutlak bu durumda.


























YORUMLAR