İÇSEL OKUMA
İkra… Oku.
Zaman, insana verilen en kıymetli imkânlardan biridir ve beyhude işlerle harcanmayacak kadar değerlidir. İnsan, zamanını neyle doldurursa, aslında kendini de onunla şekillendirir. Bu yüzden zaman, yalnızca geçen bir kavram değil; insanın neye yöneldiğini gösteren bir aynadır.
“İkra”… Oku.
Ama yalnızca satırları değil; kendini, çevreni ve içinde bulunduğun evreni de oku.
Evren dediğimizde; uçsuz bucaksız bir düzen, sayısız varlık, doğa, insan, canlı ve cansız her şey gözümüzün önüne gelir. Ormanlar, denizler, şehirler, insanlar… Hepsi bir bütünün parçalarıdır. Ancak çoğu zaman fark edilmeyen bir gerçek vardır: İnsan da kendi içinde bir evrendir; düşünceleri, duyguları, zaafları ve hayalleriyle…
Ve bu evrenin içinde, zamanla doldurulmaya çalışılan bir boşluk vardır. Kimi zaman başarıyla, kimi zaman insanlarla, kimi zaman da geçip giden anlarla… Fakat her doluş, beraberinde bir eksilmeyi de getirir. Çünkü insan, neyle doldurursa doldursun, kendi özünü okumadan o boşluğu tam anlamıyla kavrayamaz.
İşte bu içsel süreç, fark edilse de edilmese de insanın içinde sessizce ilerler.
Zaman ilerler, takvim değişir; fakat asıl değişim insanın içinde başlar.Dışarıda zaman akarken, içeride anlam oluşur. Bazen bir an, bazen bir cümle, bazen de bir karşılaşma insanın içinde kalır ve onu yavaş yavaş dönüştürür.İnsanın bu içsel boşluğu anlamlandırma çabasında en temel araçlardan biri okumaktır. Okumak çoğu zaman basit bir alışkanlık gibi görülür; bir kitap açılır, sayfalar çevrilir ve geride bırakılır.
Oysa bu kadar sade görünen bir eylem, herkes için aynı anlamı taşımaz; çünkü mesele okumak değil, insanın ona ne yüklediğidir.
Bazı okumalar vardır ki, insanın içinde kalır. İşte o an, okumak bir alışkanlık olmaktan çıkar; insanın kendine temas ettiği bir alana dönüşür.
İnsanlık tarihine bakıldığında bu eylemin ne kadar köklü olduğunu açıkça görürüz. Sümerler, M.Ö. yaklaşık 3200 yıllarında çivi yazısıyla düşüncelerini kil tabletlere aktararak yalnızca yazıyı değil, kalıcılığı da başlatmıştır. O günden sonra okuma, bireysel bir eylem olmaktan çıkmış, insanlığın ortak hafızasına dönüşmüştür.
Bugün bu yazıtların dünyanın farklı müzelerinde korunuyor olması tesadüf değildir. Irak Müzesi, British Museum, Louvre ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri gibi merkezlerde sergilenen bu eserler, geçmişin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatır. Binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşan bu metinler, okumanın yalnızca bir alışkanlık değil, zamanlar arasında kurulan güçlü bir bağ olduğunu gösterir.
Ancak okumak yalnızca dış dünyayı anlamak için değil, insanın kendi iç evrenine yönelmesi için de bir araçtır.
İnsan; karakterini, beklentilerini, korkularını, yeteneklerini ve sınırlarını okumadan ne kendini anlayabilir ne de hayatla gerçek bir bağ kurabilir.
Bu noktada şu soru kaçınılmazdır:
Bugün kendin için ne yaptın?
Okudukların seni değiştirdi mi, yoksa sadece geçti mi?
Kendini okudun mu?
İnsanlık tarihine bakıldığında okumak hiçbir zaman tek başına bir amaç olmamıştır. Leonardo da Vinci yalnızca okuyan biri değildi; gözlemleyen, deneyen, sorgulayan ve üreten bir zihne sahipti. Aynı şekilde Evliya Çelebi için de okumak, yola çıkmanın ilk adımıydı; asıl anlam, gördüklerini anlamlandırmakta saklıydı.
Onlar için bilgi biriktirmek değil, bilgiyi yaşamak esastı.
Bugün ise bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolayken, anlam üretmek bir o kadar zorlaşmış durumda. Çünkü okumak çoğu zaman bir son gibi görülüyor; oysa okumak sadece başlangıçtır.
İnsan okuduklarıyla değişmiyorsa, yalnızca sayfa değiştirir; kendisi aynı kalır.
Zaman dediğimiz o kıymetli ayna da tam burada netleşir. Aynada görünen yalnızca okunan kitapların sayısı değil; o kitapların insanın içinde neye dönüştüğüdür. Takvim yaprakları ilerlerken, eğer içeride bir anlam oluşuyorsa zaman yerini bulmuştur. Aksi halde geriye, doldurulmuş ama yaşanmamış günler kalır.
Bu yüzden her okumanın ardından insan kendine şu soruyu sormalıdır:
“Ben bu bilgiyi hayatımın neresine koyacağım?”
Cevabı olan için zaman işlenmiş bir değere dönüşür.
Cevabı olmayan için ise her şey hâlâ başlama noktasındadır.
Ve belki de bütün bu yolculuğun özü tek bir kelimede saklıdır: “OKU”
Leyla GÖKER




























Canım muhteşem bir yazı kaleme almışsın. Çok begendim. Ellerine, duyguna sağlık. Tebrik ediyorum.
Teşekkür ederim ✍️Kitapların yolunda aydınlanmamız temennimle…