Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Müyesser DOĞAN
Müyesser DOĞAN

“Kadınların sahiden doğurduğuna,

toprağın da sürüldüğüne inanmıyorum.” İsmet Özel, ilk okuyuşta anlaşılması güç bir dize bırakmış değil mi?

Rahmani bir olayın kutsallaştırılmasına bir sitemdir bu aslında. Zira çocuk doğurmak, cinsiyetler arasında bir tercihe bırakılmamıştır; fizyolojik olarak kadınlara yüklenmiş bir görev gibidir. Kadının ruh dünyası ve anatomik yapısı, bunun için ilahi bir planlamanın parçasıdır zaten.

Çünkü doğurmak yalnızca bir bedensel olay değildir; insanın dünyaya gelişi kadar, dünyaya “nasıl” gönderildiğiyle de ilgilidir. Doğum, rahmani bir hadisedir. Ancak onu kutsal yapan şey yalnızca gerçekleşmiş olması değil, o hadisenin ardından başlayan sorumluluktur. Bir çocuğu dünyaya getirmek bir başlangıçtır; asıl mesele, o çocuğu bir insan olarak inşa edebilmektir.

Anne figürü tam da burada anlam kazanır. Onu yücelten şey yalnızca fiziksel doğumun zahmeti değildir. Asıl yücelik, bir çocuğu toplumun içinde savrulmadan durabilecek bir birey haline getirebilmesindedir. Yani onu sadece büyütmek değil; ona düşünmeyi, seçmeyi, yanılmayı, doğruyu ve merhameti öğretmektir. Bir tür nakış gibi… Sabırla, tekrar ederek, bazen eksilterek, bazen çoğaltarak işlenen bir karakter.

Çocuk, “sahip olunan” bir varlık değildir. Ne bir mülkiyet ne de bir başarı göstergesidir. Ne annenin yarım kalmış hayallerini tamamlamak için bir araçtır ne de toplumun gözünde bir statü malzemesi. Doğduğu andan itibaren hem ailenin hem toplumun hem de kendi yolunun yolcusudur.

Bu yüzden anneliğin en büyük sorumluluğu sevgiyi öğretmektir. Ama öyle romantik bir sevgiden bahsetmiyorum; sınırları olan, saygıyı bilen, empati kurabilen, insanı insan yapan sevgiden… Çünkü bir çocuğun dünyaya bakışını belirleyen şey, çoğu zaman ona gösterilen sevginin biçimidir.

Ne yazık ki modern hayatın hızında bu hassasiyet bazen kaybolabiliyor. Çocuklar birer proje gibi görülüyor; ya başarıya endeksleniyor ya da bir kimlik tamamlayıcısı hâline getiriliyor. Oysa çocuk, anne-babanın uzantısı değil, kendi başına bir varlıktır.

Belki de en kritik nokta şudur: Bir anne, çocuğunu sadece büyütmez; onunla birlikte dönüşür. Eğer o dönüşüm gerçekleşmezse, büyüyen sadece bedendir, ruh değil. Ama anne, çocuğunun frekansını yakalayabildiğinde, onun dünyasına gerçekten temas ettiğinde, orada bambaşka bir şey olur: birlikte büyüyen iki hayat.

Anneliğin en güçlü hâli, çocuğu kontrol etmek değil; onu anlamaktır. Ve belki de en derin hâli, çocuğun içinde filizlenen insanı, kendi elleriyle sabırla büyütmektir.

Çünkü bazı hayatlar doğurularak değil, yetiştirilerek kutsallaşır.

 

Yazar’ın notu: Kutlamaları da çok sevemedim hiç bir zaman. Başkaların da eksik olabilecek bir durum ve duygunun , gürültülü davranışlarla kutlanması bana hiç anlamlı gelmedi,gelmiyor,gelmeyecek… Duâ ile vesselam…

 

Müyesser DOĞAN

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER