21 Dakika ve Eski Zamanların Sessizliği
Yazan: Rahime AKTAŞLIOĞLU
Geçenlerde eski bir habere denk geldim.
Tozlu bir anı gibi çıktı karşıma…
“21 Ağustos’ta 21 dakika kitap okuma” diye.
Okudum… sustum…
Sonra bir şey fark ettim.
Bu aslında bir kampanya değildi.
Bir özlemdi.
Çünkü biz eskiden…
Sessizliği bilirdik.
Akşam olurdu…
Televizyon tek kanaldı, telefon yoktu, bildirim yoktu.
Ama garip bir huzur vardı.
İnsanlar aynı odada, aynı dünyadaydı.
Şimdi düşünüyorum da…
Belki de o yüzden “21 dakika” dedim.
Çok değil…
Bir çayın demlenme süresi kadar…
Bir annenin “gel yanıma” demesi kadar…
Bir çocuğun sayfayı çevirirken hayale dalması kadar…
21 dakika.
Ama aslında o 21 dakika,
eski zamanlardan bugüne uzanan ince bir köprü.
Ben öğretmenim…
Ama bazen ders anlatmıyorum,
bazen sadece hatırlatıyorum.
Kitabın kokusunu…
Sessizliğin değerini…
Aynı evde gerçekten birlikte olmayı…
Bu fikir büyüdü mü?
Evet…
Ama içimde hâlâ o ilk an var.
Bir sınıfta, bir düşünce…
“Acaba mümkün mü?” dediğim o an…
Ve şimdi dönüp bakınca şunu görüyorum:
Bazen insan, koca bir değişimi başlatmaz…
Sadece unuttuğumuz bir şeyi geri çağırır.
Benim yaptığım da buydu belki…
Bir çağrı…
Saat 21.00’de…
21 dakika…
Ve belki de en çok ihtiyacımız olan şey…
Tam olarak buydu.


























YORUMLAR