Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Müyesser DOĞAN
Müyesser DOĞAN

Bencilliğin Gölgesinde Bir Toplum ve Kaybolan Denge

Bencilliğin Gölgesinde Bir Toplum ve Kaybolan Denge.

Son günlerde Türkiye’de yaşanan ve hepimizi derinden sarsan öğretmenlere yönelik şiddet olayları üzerine konuşmak, sadece bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda bir toplumun kendi kendine ayna tutma zorunluluğudur. Öncelikle şunu söylemek gerekir: Değerli öğretmenlerimiz bu ülkenin en kıymetli emekçilerindendir. Geleceği inşa eden, çocuklarımızı hayata hazırlayan en önemli toplumsal sütunlardan biridir.
Ancak yaşanan bu vahşeti yalnızca bilgisayar oyunlarına, tek bir nedene indirgemek büyük bir yanılgı olur. Çünkü mesele çok daha derin, çok daha katmanlıdır.
Bugün çocuklarımıza sürekli “kendini geliştir”, “özgüvenli ol”, “kendini sev” diyoruz. Fakat çoğu zaman bu kavramların içi boşaltılıyor. Benlik ile enaniyet arasındaki çizgi silikleşiyor. Kendini sevmek, başkalarını yok saymakla karıştırılıyor. Kendi çıkarını her şeyin üstüne koyan bir anlayış, farkında olmadan çocukların dünyasında da karşılık buluyor.
Peki çocuklar, sürekli “sadece kendini düşün” mesajı verilen bir dünyada neyi öğrenebilir?
Ailede başlayan bu yaklaşım, toplumun geneline yayılıyor. Çoğu zaman ebeveynlik, rehberlikten çok yönlendirmeye, hatta kontrol etmeye dönüşüyor. Çocukların karar alma mekanizmaları bastırılıyor, onların yerine ebeveynlerin hayalleri ve korkuları konuşuyor. Böyle bir zeminde büyüyen bir bireyin iç dünyasında sağlıklı bir denge oluşması zaten çok zor.
Bizler çocukken oyunlar oynadık. Şiddet içerikli dijital oyunlar da vardı. Ama hiçbirimiz oyunla gerçeği karıştırmadık. Oyun içinde yapılan eylemler, gerçek hayata taşınmadı. Demek ki mesele sadece oyun değil; oyunla birlikte büyüyen ruh dünyası, aile yapısı ve toplumsal değerler bütünüdür.
Bir diğer önemli konu ise adalet duygusu.
Bu ülkede neden özel okullar var? Neden özel üniversiteler var? Neden ekonomik gücü olan daha düşük puanlarla daha iyi imkanlara ulaşabiliyor? Bu sorular sadece çocukların değil, yetişkinlerin de zihninde yankılanıyor. Adalet duygusunun zedelendiği bir toplumda, sadece çocuklar değil, herkes bir noktadan sonra kırılganlaşır. Bu kırılganlık, bazen öfkeye, bazen de kontrolsüz tepkilere dönüşebilir.
Öte yandan öğretmenlerin rolünü de göz ardı edemeyiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” sözü bugün hâlâ çok güçlü bir sorumluluğu hatırlatıyor. Ancak mevcut sistemde öğretmenler çoğu zaman idealize edilen rol ile gerçeklik arasında sıkışmış durumda. Yorgun, tükenmiş ve çoğu zaman çocuklara ulaşmakta zorlanan bir yapıdan söz ediyoruz. Bu da eğitimin etkisini zayıflatıyor.
Toplum olarak ise sürekli birbirimizi yargılıyoruz. Herkes bir diğerinin hatasını konuşuyor ama kimse kendi sorumluluğuna bakmıyor. Oysa gerçek dönüşüm, bireyin kendi ahlakından, kendi adalet duygusundan başlar. Adalet sadece bize yapıldığında hatırlanan bir kavram olmamalı. Dürüstlük sadece kendimiz mağdur olduğumuzda devreye girmemeli.
Böylesi bir dünyada, her an değişebilen bir hayatın içinde, bir çocuğun şiddete yönelmesi sadece bireysel bir mesele olarak ele alınamaz. Bunun sosyal, psikolojik, ekonomik ve kültürel birçok katmanı vardır.
Elbette toplumda çok daha karanlık eğilimler, istismarlar, yönlendirmeler ve farklı yapısal sorunlar da konuşulmalıdır. Ancak bunları konuşurken dikkatli olmak, meseleyi spekülasyona değil, çözüm arayışına taşımak gerekir.
Bugün geldiğimiz noktada en çok yorulduğumuz şey insanın kendisi. Gösteriş için yaşayanlardan, sürekli kendini teşhir edenlerden, içini geliştirmek yerine sadece görüntüsünü büyütenlerden, egosunu onay arayışıyla besleyenlerden yorulduk.
Ama yine de tüm bu yorgunluğa rağmen insanlığa tutunmak gerekiyor.
Çünkü eğer bir şey değişecekse, bu ancak bireysel ahlakın yeniden inşasıyla mümkün olabilir. Daha adil, daha dürüst, daha vicdanlı bir birey… Toplumun en küçük hücresinden başlayan bir dönüşüm.
Belki de çözüm çok karmaşık değil: Adalet ve güvenin yeniden inşası. Çünkü sevgi, zaten onların olduğu yerde kendiliğinden büyür.
Ve belki de en önemlisi, gösterişsiz yapılan iyiliklerin, sessizce yaşanan doğrulukların bir gün bu toplumun gerçek temelini oluşturacağına inanmak.Kime sorsak herkes iyi, peki nerede bu kötüler. Herkes kendini tartsın belki de o kötülerden biri de sizsinizdir…

Müyesser DOĞAN.
Çocuk Gelişimci & Yazar

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER