Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Gülhanım Sarı
Gülhanım Sarı

Dipten Yükselmenin Sessiz Gücü

Dipten Yükselmenin Sessiz Gücü

Geçenlerde sokakta bisiklet sürmeye çalışan küçük bir çocuğa rastladım.

Her düşüşünde dizlerini toparlayıp yeniden ayağa kalkıyor, birkaç saniye sonra tekrar deniyordu.

Vazgeçmiyordu.

Onu izlerken şunu düşündüm: İnsan gerçekten istediği için mi ısrarla devam eder, yoksa sadece bırakmayı bilmediği için mi tutunur?

İnsan bazen hayatın en dip noktasına iner. Öyle bir an gelir ki, yaşadığı acılar iliklerine kadar işler; kendini unutacak kadar dağılır. Ama işte tam o noktada, herkesin içinde aynı arzu uyanır: Yeniden kendine dönmek… Yeniden ayağa kalkmak… Dipten en yükseğe çıkmak.

Fakat bu yol, sanıldığı gibi sadece istemekle açılmaz. Çünkü insanın ne istediğinden çok, neyi taşıdığı önemlidir. Eğer içten içe bir şeyi gerçekten hissediyorsan, onu herkese anlatmak zorunda değilsin. Hatta çoğu zaman susmak daha güçlüdür.

Sessizliğin içinde büyüyen bir güç vardır.

İnsan, en çok kendi içinde toparlandığında güçlenir.

Gelişmenin en kritik noktası da burada başlar. Hayat, sana ait olanla olmayanı ayırt etmen için sürekli işaretler verir. Bunu bazen bir kapının sürekli kapanmasıyla, bazen de ne kadar uğraşsan da ilerleyemediğin bir yolda anlarsın.

Mesela düşün: Çok istediğin bir iş, bir insan ya da bir hayal olsun… Elinden geleni yaparsın, sabredersin, çabalarsın ama bir türlü yol açılmaz. Her adımda bir engel çıkar, içindeki huzursuzluk büyür. Buna rağmen ısrar ettikçe daha çok yorulursun.

İşte tam o noktada insanın durup kendine sorması gerekir:

“Ben gerçekten buna mı aitim, yoksa sadece bırakmayı bilmediğim için mi tutunuyorum?”

Çünkü bazı kapılar zorlandıkça açılmaz; aksine, bırakıldıkça aralanır.

Nasip olmayan insanı yorar. Nasip olan ise yolda bile huzur verir.

Bu yüzden bazen vazgeçmek, kaybetmek değil; doğru olana yer açmaktır.

İnsan bunu kabul ettiğinde hafifler. Kalbini sıkan her şeyin aslında ona ait olmadığını fark eder. Ve anlar ki; Nasibinde olan şey, onu bulmak için yolunu kaybetmez.

Zor olan her şey kötü değildir ama nasip olanın içinde mutlaka bir kolaylık vardır.

Allah, sana ait olanı sana ulaştırırken içini daraltmaz; aksine ferahlatır. Eğer olmuyorsa, gerçekten olmuyordur. Ve çoğu zaman bunun içinde görünmeyen bir hayır gizlidir.

Sonuçta hayat bize şunu öğretir:

Israr ettiklerin değil, sana akışla gelenler senindir.

Kalbini yormayan, ruhunu daraltmayan şeyler… İşte onlar senin yolundur.

Ve en güzeli de şudur:

Sana yazılan seni bulduğunda, içinde hiçbir şüphe bırakmaz.

 

 

YORUMLAR

Bir adet yorum var

  1. Kapıyı kırmak yerine, anahtarın gelmesini bekleyecek kadar sabırlı mıyız? Mesele tam olarak bu kalemine sağlık ablacığım 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER