İNSAN NEYE TUTUNUR? BAĞIMLILIK GERÇEĞİ
Bağımlılık denildiğinde çoğu insanın aklına ilk olarak sigara, alkol ya da madde kullanımı gelir. Oysa bağımlılık sadece bunlarla sınırlı değildir. Günümüzde teknoloji, sosyal medya, kumar, bahis ve şans oyunları da en az bunlar kadar güçlü ve sinsi bağımlılık türleri arasında yer almaktadır.
İnsan neden farkında olmadan bir şeye tutunur?

Çoğu zaman bu sorunun cevabı yaşanan kırılma anlarında saklıdır. Bir kayıp, bir ayrılık, bir yalnızlık ya da derinden sarsan bir olay… İnsan, baş edemediği duygularla karşılaştığında kendine bir dayanak arar. İşte tam bu noktada bir alışkanlık, bir uğraş ya da bir kaçış biçimi devreye girer.
Başlangıçta bu tutunuş masum görünür. Biraz oyalanmak, biraz unutmak, biraz da iyi hissetmek içindir. Ancak zamanla bu durum kontrolün elden kaymasına neden olur. Kişi artık o davranışı yönetemez hale gelir; aksine o davranış kişiyi yönetmeye başlar. Bu süreç ise çoğu zaman fark edilmeden, yavaş yavaş ilerler.
Bağımlılık, yalnızca bireysel bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal bir gerçektir. Türkiye’de en yaygın bağımlılık türlerine bakıldığında, sigara ve tütün kullanımı hâlâ ilk sıralarda yer almaktadır. Bunun yanında özellikle son yıllarda teknoloji ve sosyal medya bağımlılığı, gençler arasında hızla artış göstermektedir. Kumar ve bahis alışkanlıkları ise daha çok yetişkin bireylerde dikkat çekmektedir.
Dünya genelinde de tablo çok farklı değildir. Ancak gelişmiş ülkelerde dijital bağımlılıklar, özellikle ekran ve oyun bağımlılığı daha ön plandadır. Bazı ülkelerde ise alkol ve madde bağımlılığı ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Yani bağımlılığın türü değişse de özü değişmemektedir: insanın bir şeye olan kontrolünü kaybetmesi.
Bağımlılık yaş gruplarına göre de farklı şekillerde kendini gösterir:
* Çocukluk ve ergenlik döneminde: Daha çok oyun, internet ve sosyal medya bağımlılığı görülür.
* Genç yetişkinlikte: Kimlik arayışıyla birlikte alkol, sigara ve sosyal çevreye bağlı alışkanlıklar ön plana çıkar.
* Yetişkinlikte: Stres, ekonomik kaygılar ve yaşam yüküyle birlikte kumar, bahis ve madde kullanımı artabilir.
* İleri yaşlarda: Yalnızlık ve duygusal boşluklar, farklı türde bağımlılıklara zemin hazırlayabilir.
Bağımlılıklar yalnızca davranışları değil, insanın bedenini ve ruhunu da derinden etkiler.
Sigara ve alkol kullanımı zamanla solunum ve dolaşım sistemi üzerinde ciddi hasarlara yol açabilir; kalp hastalıkları, akciğer problemleri ve genel sağlıkta bozulmalarla sonuçlanabilir. Madde bağımlılığı ise hem fiziksel hem de zihinsel çöküşe neden olarak kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürür.
Teknoloji ve sosyal medya bağımlılığı, ilk bakışta masum görünse de; dikkat dağınıklığı, uyku düzensizliği, odaklanma problemleri ve sosyal ilişkilerde zayıflamaya sebebiyet verebilir. Kişi gerçek hayattan uzaklaşarak sanal bir dünyanın içine hapsolabilir.
Çocukluk ve ergenlik döneminde dijital dünyaya kontrolsüz maruz kalmak da ayrı bir risk taşır. Özellikle uzun süre şiddet içerikli oyunlara dalmak, bazı çocuklarda saldırgan davranışların normalleşmesine, empati becerisinin zayıflamasına ve dil kullanımının olumsuz etkilenmesine yol açabilir. Argo ve kırıcı ifadelerin günlük konuşmaya sızması, sosyal ilişkileri ve bireyin kendini ifade etme biçimini de zedeleyebilir. Bu durum zamanla okul başarısından arkadaşlık ilişkilerine kadar birçok alanda olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Bu noktada ebeveynlere de önemli bir sorumluluk düşer. Çocukların özellikle ergenlik döneminde yalnız bırakılmaması, onların yanında olunması ve yargılamadan dinlenmesi büyük önem taşır. Unutulmamalıdır ki ergenlik bir geçiş sürecidir; sabır, anlayış ve doğru iletişimle sağlıklı bir şekilde atlatılabilir.
Kumar ve bahis bağımlılığı ise yalnızca bireyi değil, çoğu zaman ailesini de etkileyen bir sürece dönüşür. Maddi kayıplar, borçlar, stres, kaygı bozuklukları ve hatta depresyon gibi ciddi sonuçlar doğurabilir.
Duygusal bağımlılık ise çoğu zaman fark edilmesi en zor olanıdır. Kişi bir insana, bir ilişkiye ya da bir ilgiye gereğinden fazla anlam yükleyerek kendi varlığını onun üzerinden tanımlamaya başlar. Bu durum zamanla özgüven kaybına, kaygıya ve kişinin kendi benliğinden uzaklaşmasına neden olabilir.
Çoğu zaman bunun kökeni çocukluk ve ergenlik dönemine uzanır. Ailesinde yeterince sevgi, ilgi ve saygı görmeyen bireyler; büyüdüklerinde içlerinde adını koyamadıkları bir boşluk hissi taşıyabilirler. Ve bu boşluğu farkında olmadan, hayatlarına giren insanlarda doldurmaya çalışırlar. Kimi zaman bir kadın bir erkekte, kimi zaman bir erkek bir kadında; aslında aradığı şey bir insan değil, eksik kalan duyguların tamamlanmasıdır.
Aynı şekilde bazı bağımlılıklar toplum tarafından fark edilmez, hatta çoğu zaman takdir edilir. Bunlardan biri de işkolikliktir. Kişi kendini tamamen işe adayarak üretken ve başarılı görünse de, zamanla dinlenmeyi, sosyal ilişkileri ve kendi iç dünyasını ihmal edebilir. Sürekli çalışma hali, tükenmişlik, stres ve duygusal yorgunlukla sonuçlanabilir. Bu da gösterir ki bağımlılık yalnızca zararlı alışkanlıklardan ibaret değildir; ölçüsüz olan her şey, zamanla insanın dengesini bozabilir.
Tüm bu bağımlılık türlerinin ortak noktası ise şudur: İnsanı kendisinden uzaklaştırmak ve zamanla hem ruhsal hem de fiziksel bir yıpranmaya sürüklemek.
Aslında değişen sadece araçtır. Bağımlılığın özü hep aynıdır: Bir boşluğu doldurma çabasıdır.
İnsan bu boşluk anlarında, farkında olmadan yanlış yönlere de yönelebilir. Bazen bu yönelimler, yanlış arkadaşlıklar ya da sağlıksız çevreler aracılığıyla hayatına dahil olur.
İnsan, bulunduğu çevreden bağımsız değildir. Kimlerle vakit geçiriyorsak, neyi konuşuyor, neyi normalleştiriyorsak zamanla ona dönüşürüz. Halk arasında “gül bülbüle, karga çöplüğe götürür” denir. Yani insan, yönünü çoğu zaman çevresinden alır.
Bu yüzden hayatımızdaki insanların niteliği, alışkanlıklarımız üzerinde düşündüğümüzden çok daha fazla etkiye sahiptir. Bir başka ifadeyle, en çok vakit geçirdiğimiz birkaç kişinin ortalamasına dönüşürüz. Eğer bu insanlar olgun, aklı başında, kendini geliştiren ve sanatsal yönü güçlü bireylerse; bizim de bağımlılığa yönelme ihtimalimiz azalır.
Çünkü insan, neyle temas ederse zamanla ona benzer.
Bu noktada kendimize şu soruları sormamız gerekir:
* Neye ihtiyaç duyduğumuzu gerçekten biliyor muyuz?
* Bağımlı olduğumuz şey bize ne kazandırıyor, ne kaybettiriyor?
* Onsuz kaldığımızda neden huzursuz oluyoruz?
* Bu durum bizim kontrolümüzde mi, yoksa biz mi onun kontrolündeyiz?
Bağımlılıkla mücadele süreci kolay değildir. Ancak imkânsız da değildir. Öncelikle kişinin kendi durumunun farkına varması gerekir. Farkındalık, bu yolculuğun en önemli adımıdır. Ardından destek almak, çevreyi düzenlemek ve alışkanlıkları değiştirmek bu süreci güçlendirir.
Bu süreçte destek alınabilecek bazı kurum ve kuruluşlar da bulunmaktadır. Örneğin, ülkemizde Yeşilay bağımlılıkla mücadele konusunda önemli çalışmalar yürütmektedir. Aynı şekilde AMATEM merkezleri, profesyonel destek sunarak bireylerin bu süreçten sağlıklı bir şekilde çıkmalarına yardımcı olmaktadır. Ayrıca ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı üzerinden ücretsiz danışmanlık hizmeti alınarak bu süreçte rehberlik desteği sağlanabilir.
Unutulmamalıdır ki bağımlılık bir sonuçtur; asıl mesele o sonuca götüren sebepleri anlayabilmektir. İnsan, kendini tanıdıkça, boşluklarını fark ettikçe ve onlarla yüzleştikçe bağımlılıklarından özgürleşmeye bir adım daha yaklaşır.
Çünkü gerçek özgürlük, insanın kendine hâkim olabildiği noktada başlar.
Yazan: Leyla GÖKER




























Yazarın da dediği gibi gerçek özgürlük insanın kendine hakim olabildiği noktada başlar.
Yazınızı bir solukta okudum. Kimsenin konusamadigi yuzlesemedigi bir konuyu derin bir yazıya dönmüşsünüz.
Teşekkürler Önder Bey kıymetli düşüncenizi bizimle paylaştığınız için.