Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Müyesser DOĞAN
Müyesser DOĞAN

BİR DENİZ NASIL ASILIR ?…

BİR DENİZ NASIL ASILIR ?…

Deniz Gezmiş’in darağacına gönderilişinin üzerinden yıllar geçti. Ama bu ülkede hâlâ her nesil, o fotoğrafa yeniden bakıyor. Çünkü mesele yalnızca üç gencin idam edilmesi değil; mesele, farklı düşünen genç zihinlerin bu topraklarda nasıl görüldüğüne dair derin bir hafıza meselesidir.

Bir ülke, kendi gençlerini yalnızca itaat eden bireyler olarak görmek istediğinde; sorgulayan, itiraz eden, yön vermek isteyen gençlerden korkmaya başlar. Oysa gençlik dediğimiz şey tam da budur: Dünyayı olduğu gibi kabul etmeyen, değiştirmek isteyen bir enerji.

Deniz Gezmiş ve onunla aynı kaderi paylaşan gençler, herkesin aynı fikirde olduğu insanlar değildi. Bugün de olmayabilirler. Fakat mesele hiçbir zaman yalnızca fikir değildi. Mesele; bir duruşa sahip olmak, bir şeyi değiştirmek istemek, bir ideal uğruna bedel ödemeyi göze alabilecek kadar inançlı olmaktı. Ve belki de tam bu yüzden, sistemin geleceğinde onlara yer bırakılmadı.

Çünkü otorite, bazen farklı fikirlerden değil; sağlam duran insanlardan korkar.

Oysa bir devletin gücü, kendisiyle aynı düşünen insanları çoğaltmasında değil; kendisine karşı fikir üretebilen insanlara rağmen ayakta kalabilmesindedir. Gerçek demokrasi, yalnızca destekleyen seslere tahammül etmek değil; farklı seslerin de yaşayabilmesine alan açabilmektir.

Şiddet çağrısı olmayan, insan hayatını hedef almayan her düşünce; sağcı, solcu, muhafazakâr, seküler, başörtülü ya da başörtüsüz fark etmeksizin konuşulabilmelidir. Çünkü insanı merkeze koymayan hiçbir ideoloji, uzun vadede adalet üretemez.

Bir insanın yaşama hakkının devlet eliyle elinden alınması ise vicdanlarda kapanmayan yaralar bırakır. Bugün hâlâ toplumun büyük kısmı, “Bir insanı asarak gerçekten neyi çözdük?” sorusunu soruyorsa, bu soru geçmişin değil, bugünün de meselesidir.

Ve insanlar doğal olarak şu çelişkiyi sorguluyor: Bu ülkede gençler fikirlerinden dolayı darağacına gönderilmişken, neden binlerce insanın hayatına mal olmuş isimler yıllarca devletin imkânlarıyla yaşamaya devam edebiliyor? Hukuk, dönemsel öfkelere göre mi işler, yoksa evrensel bir adalet duygusuna göre mi?

Belki de asıl konuşmamız gereken yer tam da burasıdır: Adaletin kişilere, dönemlere, ideolojilere göre değişmediği bir sistem kurabildik mi?

Çünkü adaletin olmadığı yerde; güven azalır, ahlak aşınır, sevgi zayıflar, toplum birbirinden korkmaya başlar.

Bugün bu ülkenin en büyük eksiklerinden biri de budur: Farklı düşünen ama aynı ülkeyi seven insanların birbirini tehdit olarak görmesi.

Oysa her görüşün içinde iyi insanlar da vardır, zehirli insanlar da. Her ideolojinin içinde samimi insanlar olduğu gibi, öfkeyle hareket edenler de vardır. Önemli olan; bütün bir fikri yok etmek değil, o fikrin içindeki kötülüğü ayıklayabilmektir.

Ama biz yıllardır başka bir şey yapıyoruz: Kendi fikrimizden olmayanı susturuyor, etiketliyor, ötekileştiriyor, bazen de tamamen yok sayıyoruz.

Sonra dönüp şu soruyu soruyoruz: “Neden bu ülkeden yeni liderler çıkmıyor?”

Çünkü eğitim sistemimiz çoğu zaman özgür düşünen bireyler değil, kurallara uyum sağlayan insanlar yetiştiriyor. Ezberleyen ama sorgulamayan, çalışan ama yön vermeyen, meslek sahibi olan ama karakter inşa edemeyen nesiller oluşuyor.

Oysa bu ülkenin; özgür ruhlara, ahlaklı itirazlara, vicdanlı liderlere, korkmadan konuşabilen gençlere ihtiyacı var.

Ve bir genç, hangi görüşten olursa olsun; şiddeti savunmadığı, insan hayatını hedef almadığı sürece düşüncelerinden dolayı korkmamalıdır.

Çünkü bir ülkenin gerçek geleceği; susturulan gençlerde değil, konuşmasına izin verilen gençlerde büyür….

 

MÜYESSER DOĞAN.

YORUMLAR

2 adet yorum var

  1. Sevgili Müyesser Hanım ,kaleminize sağlık. Evrensel bir konuya değinmişsiniz.Her şeyi yok edebilirler lakin düşünceleri kontrol edemezler.
    “Düşünceleri zincire vurabilirsiniz belki…
    Ama bir insanın zihninde doğan hakikati tamamen yok edemezsiniz.
    George Orwell’ın 1984 adlı eserinde anlattığı şey tam da buydu:
    Baskı önce kelimeleri susturur, sonra hafızayı, ardından insanın kendisini.
    Fakat insan, düşünmeye devam ettiği sürece tamamen yenilmiş sayılmaz.”
    — George Orwell esintisiyle…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER