İNCE İZLER
Yazan: Rahime AKTAŞLIOĞLU
“Şimdi Kimse Kapı Çalmıyor Evladım…”
“Yetmiş sekiz yaşındayım kızım…” diye başladı konuşmaya.Ellerini dizlerinin üstünde birleştirmişti. Camın kenarında oturuyordu. Dışarıda Ankara ayazı vardı ama evin içi hala eski zaman kokuyordu.
Duvarda sararmış bir aile fotoğrafı…Kenarları aşınmış bir dantel…Köşede yıllardır aynı yerde duran ceviz vitrin…
“Bu eşyaların hepsinin bir hikayesi var,” dedi.“Şimdiki gençler eşya değiştiriyor ama anı biriktirmiyor…”
Sonra sustu.Bazı yaşlı insanlar konuşmadan önce geçmişin içinden geçiyor sanki…
“Bizim zamanımızda yokluk vardı ama yalnızlık yoktu evladım,” dedi.“Şimdi herkesin evi büyük… ama sofralar küçücük.”
Ankara’nın eski günlerini anlatmaya başladı sonra…Ulus’u… Hamamönü’nü…Kış gelince sokakların nasıl kömür koktuğunu…
“Akşam ezanı okununca herkes evine çekilirdi.Annen camdan seslenmeden eve girmeyen çocuk ayıp sayılırdı.”
Gülümsedi. “Şimdi çocuk sesinden çok telefon sesi duyuluyor…”
Rahmetli eşini anlatırken gözleri başka yere daldı.
“Biliyor musun, bana ilk aldığı şey altın yüzük değildi…” dedi.“Bir kese kağıdının içinde sıcak leblebiydi.”
Sonra güldü. “Öyle zengin falan değildik biz. Ama insan sevildiğini hissederdi.”
Bir an sustu.Odada sadece saatin sesi vardı.
“Şimdi herkes birbirine bir şey alıyor ama kimse kimsenin gönlünü almıyor evladım…”
Gençliğinde mahalledeki kadınları anlattı sonra…Yufka açanları…Kapı önünde çekirdek çitleyenleri…Kışlık hazırlıkları…
“Bir komşunun evi dağılırsa bütün mahalle toparlanırdı. Şimdi insanlar yan dairede kim oturuyor bilmiyor.”
Bir ara vitrinin içinden eski bir fotoğraf çıkardı.Siyah beyaz…Kenarları kıvrılmış…
Fotoğrafta genç bir kadın vardı.Başında beyaz örtü, elinde emaye tepsi…
“Bu benim…” dedi sessizce.“Bak şu gözlerde ne umut vardı…”
Uzun uzun baktı fotoğrafa.
“İnsan yaşlanınca yüzü değil, içindeki bekleyenler yoruluyor kızım…”
Sonra pencereye döndü.Sokaktan geçen kimse yoktu.
“Eskiden akşam olunca kapı çalardı,” dedi.“Biri çay içmeye gelir, biri hal hatır sorar, biri oturmaya uğrardı.”
Derin bir iç çekti.
“Şimdi telefonlar var ama ses yok evladım…Kalabalık var ama insan yok…”
Çayından küçük bir yudum aldı.Belli ki anlatacak çok şeyi vardı ama bazı acılar yaşlandıkça kelime olmaktan çıkıyor…
Ben kalkarken elimi tuttu.
“Yaz kızım bunları…” dedi.“Biz gidince bu hikayeleri kimse bilmeyecek…”
İşte o an anladım…Bazı insanlar ölmeden önce değil, unutulunca kayboluyormuş.
Ankara İnce İzler Arşivi
Ankara’nın Sesi































YORUMLAR