Ders Zili Çaldı, Velilerin Mesaisi Başladı

Ders zili çaldı. Milyonlarca öğrenci iki buçuk aylık tatilin ardından okullarına döndü. Onlarla birlikte veliler de yeniden sabah alarmı, beslenme çantası, servis saati ve “Ödevini yaptın mı?” cümlesiyle buluştu.
Okul güzel şey… Çocuklarımız okusun, öğrensin, iyi bir gelecek kursun diye elimizden geleni yapıyoruz. Özel dersinden çantasına, kahvaltısından okulda ne yiyeceğine kadar her ayrıntıyı düşünüyoruz. Yeter ki iyi olsunlar, iyi yetişsinler.
Ben de çocuklarıma sabah mümkün olduğunca sağlıklı bir kahvaltıyla uğurlamak isteyenlerdenim. Yumurta olsun, peynir olsun, meyve olsun… Teoride kahvaltı masamız küçük bir sağlık festivali. Pratikte ise bazen çocuğu yataktan kaldırmak bile günün ilk sınavı oluyor.
Bir gece biraz geç yatıldıysa sabah alarmı çalıyor, evde herkes gözlerini açıyor ama kimsenin hayata dönmeye niyeti olmuyor. Çocuk yatakta, ben kapıda, saat ise acımasızca ilerliyor. Böyle günlerde sağlıklı kahvaltı hedefi, “Hiç değilse çiğ kuruyemişini yanına koyayım” seviyesine geriliyor. O da bir başarı sayılır.
Çünkü sağlıklı beslenmenin çocukların hem bedensel hem zihinsel gelişimi için ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Fakat bilmek başka, sabahın o erken saatinde bunu uygulayabilmek bambaşka. Hele bir de çocuk “Ben bunu yemem” diyorsa, mutfakta küçük çaplı bir diplomasi krizi yaşanıyor.
Çocukları hazırladık, gönderdik derken sıra bizim işe yetişme telaşımıza geliyor. Okullar kapalıyken 20 dakikada aldığınız yol, okullar açılınca 40-50 dakikayı bulabiliyor. Servisler, okul önlerinde bekleyen araçlar, son anda çocuğunu indirenler, bir de “Ben sadece iki dakika duracağım” deyip yolu kapatanlar…
Daha mesai başlamadan günün ilk stresini yaşamış oluyorsunuz. İnsan işe vardığında çalışmaya değil, önce trafikte yaşadıklarını sindirmeye ihtiyaç duyuyor.
Benim “okul tükenmişliğim” nedense okullar kapanırken değil, açılırken başlıyor. Çünkü okulun açılması yalnızca derslerin başlaması değil; evde yeniden bir düzen kurulması demek. Erken yatılacak, sabah erken kalkılacak, ödevler takip edilecek, antrenmanlara yetişilecek…
Bir yandan çocukların programı, bir yandan iş, ev ve şehir hayatının temposu… Takvim doluyor, telefon hatırlatıcılarla konuşmaya başlıyor. Bazen gün içinde o kadar çok şeyi takip ediyoruz ki, kendi çantamızı nereye koyduğumuzu takip edemiyoruz.
Aslında modern hayat biraz da sürekli bir yerlere yetişmeye çalışmak değil mi? Okula, işe, servise, toplantıya, antrenmana… Gün bitiyor ama insanın içinde hâlâ yetişemediği bir şeyler kalıyor.
Sonra bütün bu koşturmanın ortasında insan yine en basit gerçeğe dönüyor: Sağlık olsun yeter.
Çocuklarımız sağlıklı olsun, biz sağlıklı olalım. Trafik de geçer, unutulan ödev de tamamlanır, yetişmeyen kahvaltının telafisi de yapılır. Bugün bizi yoran bu telaşlar, belki birkaç yıl sonra özleyeceğimiz günlere dönüşür.
Çünkü çocuklar büyüdüğünde ev sessizleşecek. Kimse sabah “Beş dakika daha uyuyabilir miyim?” diye seslenmeyecek. Beslenme çantası hazırlanmayacak, okul servisi beklenmeyecek. O zaman bugünün telaşını, bugünün yorgunluğunu ve hatta sabah trafiğini bile özleyebiliriz. Gerçi trafiği özlemek biraz iddialı olabilir.
O yüzden yeni eğitim yılı başlarken kendime de bütün velilere de aynı şeyi hatırlatıyorum:
Sağlık varsa, gerisi tatlı telaş.
Tüm öğrencilere ve öğretmenlere güzel ve başarılı bir eğitim yılı; velilere bolca sabır, enerji, güçlü bir kahve ve mümkünse biraz daha az trafik diliyorum.
































YORUMLAR