Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Naci Barışan
Naci Barışan

Bir Coğrafyanın Hafızası: Ümmü Gülsüm

Bir Coğrafyanın Hafızası: Ümmü Gülsüm

 

Bütün zamanların en güzel seslerinden biri olarak kabul edilen Ümmü Gülsüm, 20. yüzyılın başlarında Mısır’ın Dakhaliye vilayetinde dünyaya geldi. Fakir bir köy imamının kızıydı ve doğduğu dönemde kırsal bölgelerde doğum kayıtları düzenli tutulmadığından kesin doğum tarihi belli değildir.

Ümmü Gülsüm, ilk müzik eğitimini babasından aldı. Henüz çocuk yaşta iken Kur’an okumayı öğrendi ve hafız oldu. Almış olduğu ilk müzik eğitiminden hemen sonra geniş kitlelerce tanınmaya başladı. Babasıyla birlikte çevre köyleri dolaşarak ilahiler ve kasideler söyledi. Onun sanatının temelinde yalnızca doğuştan gelen olağanüstü bir ses değil; sergilediği Kur’an tilavetinden, Arap şiirinden ve köklü makam bilgisinden süzülen kültürel birikim vardı.

 

İlerleyen yıllarda döneminin en önemli ses ve musiki ustalarından icralar aldı. Arap şiirinin klasik metinlerini, geleneksel makamları ve dönemin yeni müzik anlayışını bir araya getiren geniş bir repertuvara sahip oldu. Onu eşsiz kılan yalnızca yüksek ve güçlü sesi değildi. Müzikal nağmelerini, dinleyicinin ruhunda derin bir karşılık oluşturacak şekilde yorumlayabilmesiydi.

 

Ümmü Gülsüm’ün sanatsal altın çağı 1940’lı yıllarda başladı; toplumsal ve siyasal etkisi ise özellikle 1950’ler ve 1960’larda zirveye ulaştı. Bu dönem, Arap dünyasının sömürgecilikten kurtulmaya, bağımsız devletler kurmaya ve ortak bir kimlik oluşturmaya çalıştığı çalkantılı yıllardı.

 

Bir tarafta Filistin meselesi, savaşlar, askerî darbeler ve siyasi bölünmeler yaşanırken diğer tarafta Arap birliği düşüncesi yükseliyordu. Baas hareketinin etkisi genişliyor, hemen her Arap lideri sınırları aşan büyük bir Arap birliğinin hayalini kuruyordu. Böyle bir atmosferde Ümmü Gülsüm’ün sesi, yalnızca bir sanatçının sesi olmaktan çıktı; ortak bir idealin, dayanışmanın ve yeniden ayağa kalkma arzusunun moral kaynağına dönüştü.

 

O yıllarda Kahire, Arap dünyasının kültür merkeziydi. Mısır sineması, radyosu, basını ve müziği; Şam’dan Bağdat’a, Beyrut’tan Fas’a kadar geniş bir coğrafyada takip ediliyordu. Ümmü Gülsüm’ün radyodan yayımlanan konserleri, farklı ülkelerde yaşayan milyonlarca insanı aynı akşam aynı şarkının etrafında buluşturuyordu.

 

Kahire’de başlayan bir konser, kısa sürede Şam’ın kahvehanelerine, Bağdat’ın evlerine, Beyrut’un salonlarına ve Kuzey Afrika’nın şehirlerine ulaşıyordu. Siyasi sınırlar toplumları birbirinden ayırsa da Ümmü Gülsüm’ün sesi, bu sınırları aşarak ortak bir duygunun dili hâline geliyordu.

 

1952 Mısır Devrimi’nin ardından Cemal Abdünnasır; bağımsızlık, sömürgecilik karşıtlığı ve Arap birliği düşüncesinin en güçlü temsilcilerinden biri oldu. Süveyş Kanalı’nın 1956 yılında millîleştirilmesi, Nasır’ı bütün Arap dünyasında bir direniş ve bağımsızlık sembolüne dönüştürdü.

 

Ümmü Gülsüm’ün sesi de bu siyasal atmosferle birleşti. Seslendirdiği birçok eser, bağımsızlık, birlik ve toplumsal dayanışma temalarını işliyordu. Fakat onu yalnızca Nasır döneminin veya devlet siyasetinin sesi olarak değerlendirmek eksik olur. Çünkü onun asıl gücü, siyasetin ötesinde insan ruhuna seslenebilmesindeydi.

 

1967 Arap-İsrail Savaşı’nda yaşanan ağır yenilgi, Arap dünyasında büyük bir hayal kırıklığı meydana getirdi. Ümmü Gülsüm, bu zorlu atmosferin ardından Mısır’ın yeniden toparlanmasına katkı sağlamak amacıyla farklı ülkelerde yardım konserleri verdi. Bu sebeple Arap dünyasında toplumsal dayanışmanın ve yeniden ayağa kalkma iradesinin de sembolü oldu.

 

Ümmü Gülsüm’ün konserleri sıradan müzik gösterileri değildi. Sahip olduğu orkestra, kendi dönem koşulları içerisinde çok büyük ve müstesna bir etkiye sahipti.

 

O, klasik Arap şiirini halkın anlayabileceği bir duygu dünyasıyla buluşturdu ve geleneksel makamları bu büyük orkestralarla yorumladı.

 

Bu nedenle Ümmü Gülsüm yalnızca büyük bir ses sanatçısı değildi. O, bağımsızlık arayan, savaşlarla sarsılan ve ortak bir kimlik kurmaya çabalayan Arap dünyasının duygusal hafızasıydı.

 

Yıllar boyunca Mısır’da ve bütün Orta Doğu’da ikonik bir şahsiyet olarak anılmasının nedeni de budur. O, bir devrin yalnızca şarkılarını değil; umutlarını, yenilgilerini, aşklarını ve özlemlerini de temsil eden ikonik bir isimdi.

 

Bugünün güncel koşullarında bile Ümmü Gülsüm’ü dinlediğimizde yalnızca güçlü bir sese değil, 20. yüzyıl Arap dünyasının siyasal ve toplumsal çalkantılarına da vakıf oluruz. Çünkü bazı sanatçılar kendi toplumlarının temsilcisi, hafızası ve tanığıdırlar.

 

Ümmü Gülsüm, bir dönemin hafızası ve güçlü bir tanığı idi.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER