Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Leyla Göker
Leyla Göker

BİZE EMANET EDİLEN DÜNYA

BİZE EMANET EDİLEN DÜNYA

5-11 Haziran tarihleri arası Dünya Çevre Koruma Haftası olarak anılıyor. Aslında çevreyi korumak için belirli günlere ya da haftalara ihtiyaç duymamalıyız. Çünkü nefes aldığımız hava, içtiğimiz su, üzerinde yürüdüğümüz toprak ve gölgesinde dinlendiğimiz ağaçlar yalnızca doğanın bir parçası değil, yaşamımızın da temelidir.

 

İnsan, çoğu zaman sahip olduğu şeylerin değerini kaybetmeye başladığında anlıyor. Kuruyan bir dere, kesilen bir ağaç ya da betonlaşan bir yeşil alan bize yalnızca doğanın değil, geleceğimizin de eksildiğini hatırlatıyor.

 

Bir ağacın büyümesi yıllar sürerken kesilmesi birkaç dakikayı alıyor. Bir damla suyun oluşması uzun bir döngünün sonucu iken israf edilmesi birkaç saniye sürüyor. Oysa doğa bize sürekli veriyor; bizden istediği tek şey ise ona zarar vermeden yaşayabilmek.

 

Doğa, insanın dışında var olan bir şey değildir. Biz de onun bir parçasıyız. Soluduğumuz hava ciğerlerimize, içtiğimiz su bedenimize, toprağın yetiştirdiği ürünler soframıza ulaşır. Doğaya verilen her zarar, dönüp dolaşıp insanın yaşamına dokunur. Bu yüzden çevreyi korumak bir tercih değil, geleceğe karşı sorumluluğumuzdur.

 

Eğer yarın daha yeşil bir dünya bırakmak istiyorsak, işe çocuklardan başlamalıyız. Çünkü doğayı seven çocuklar, büyüdüklerinde ona zarar vermeyen yetişkinlere dönüşürler. Bir ağacın değerini gölgesinde oturarak değil, onu büyütmek için emek vererek öğrenen nesiller geleceğin en büyük umududur.

 

Son yıllarda çevre bilincini artırmak amacıyla hayata geçirilen çalışmalar da umut veriyor. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen “Yeşil Vatan – Benim Okulum Geleceğe Çare” projesi, çocukların doğayı yalnızca kitaplardan öğrenmesini değil, toprağa dokunarak, fidan dikerek ve üreterek deneyimlemesini amaçlıyor. Çünkü çevre sevgisi bazen bir sınıfta değil, toprağın içinde filizlenen bir fidanda öğreniliyor.

 

Bir başka güzel örnek ise gönüllü çevre hareketleri ve sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarıdır. Yıllardır erozyonla mücadele, ağaçlandırma ve çevre bilinci konusunda önemli çalışmalar yürüten TEMA Vakfı gibi kuruluşlar, doğaya sahip çıkmanın yalnızca bir kurumun değil, toplumun ortak sorumluluğu olduğunu hatırlatıyor. Bir fidan dikmenin, bir ağacı korumanın ya da toprağa sahip çıkmanın yalnızca bugünü değil, yarını da korumak olduğunu bize yıllardır anlatıyorlar.

 

Çevreyi korumak yalnızca devlet kurumlarının ya da sivil toplum kuruluşlarının görevi değildir. Asıl değişim, bireyin kendi sorumluluğunu fark ettiği noktada başlar. Bazen bir kişinin attığı küçük bir adım, başka insanların da harekete geçmesine vesile olabilir. Toplumları değiştiren şey çoğu zaman büyük sözler değil, küçük ama kararlı davranışlardır.

 

Kimi zaman ellerinde çöp poşetleriyle ormanlarda, sahillerde ve piknik alanlarında gördüğümüz gönüllüler de aslında hepimize sessiz bir mesaj veriyor: “Bu dünya hepimizin.” Arkalarında kamera olmadan, alkış beklemeden yapılan bu çalışmalar geleceğe bırakılan en kıymetli miraslardan biridir.

 

Çevreyi korumak yalnızca ağaç dikmek değildir. Gereksiz akan bir musluğu kapatmak, yere atılan bir çöpü almak, geri dönüşüme katkı sağlamak, yaz aylarında bir sokak hayvanı için kapının önüne bir tas su bırakmak da çevreyi korumaktır. Çünkü doğa yalnızca ağaçlardan ibaret değildir; içinde yaşayan bütün canlılarla birlikte bir bütündür.

 

Çevreyi korumak aynı zamanda bu dünyanın sessiz sakinlerine de sahip çıkmaktır. Yaz sıcağında bir sokak hayvanı için bırakılan bir kap su, kuruyan bir ağacın dibine dökülen birkaç litre su kadar değerlidir. Çünkü doğa, insanın dışında kalan her canlıyla birlikte anlam kazanır.

 

Bugün dünyanın birçok yerinde iklim değişikliği, kuraklık, orman yangınları ve çevre kirliliğiyle mücadele ediliyor. Bu mücadelede atılacak her küçük adımın büyük bir değeri vardır. Doğaya yapılan her iyilik, aslında insanın kendi geleceğine yaptığı bir yatırımdır.

 

Atalarımız toprağı “ana” olarak görmüş, suyu aziz bilmiş, ağaca saygı duymuştur. Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey budur; dünyanın sahibi değil, emanetçisi olduğumuz gerçeği.

 

Bugün sahip olduğumuz ormanlar, parklar ve yeşil alanlar da bir zamanlar birilerinin geleceği düşünerek attığı adımların sonucudur. Biz nasıl geçmiş nesillerin bıraktığı mirastan faydalanıyorsak, gelecek nesiller de bizim bugün göstereceğimiz duyarlılıktan faydalanacaktır.

 

Bugün toprağa bıraktığımız bir çam fidanı, yarın bizim gölgemiz olmayabilir. Belki onu diken kişi, büyüyüp koca bir ağaca dönüştüğünü bile göremeyecektir. Fakat yıllar sonra bir çocuk onun gölgesinde oyun oynayacak, bir kuş dallarında yuva kuracak, bir yolcu onun altında soluklanacaktır.

 

Çünkü bazı emekler kendimiz için değil, bizden sonrakiler içindir. Gerçek miras da tükettiğimiz değil, gelecek nesillere bıraktığımız değerlerdir.

 

Daha temiz bir çevre, daha yaşanabilir bir dünya ve gelecek nesillere bırakabileceğimiz güzel bir miras dileğiyle Dünya Çevre Koruma Haftası kutlu olsun.

 

Dünya bize ait değil; biz, kısa bir süreliğine dünyaya emanetiz.

 

Sağlıcakla kalın, bir sonraki yazımızda görüşmek üzere…

 

Leyla GÖKER

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER