Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Leyla Göker
Leyla Göker

64 KARE

64 KARE

Bazı insanlar satrancı yalnızca bir oyun sanır. Oysa siyah ve beyaz karelerin üzerinde yürüyen şey yalnızca taşlar değildir. Sabırdır, stratejidir, beklemektir, kaybetmektir ve bazen insanın kendi zihniyle yaptığı savaştır. Hayat da biraz satranca benzer. Herkes güçlü görünmek ister ama çoğu zaman oyunun kaderini belirleyenler sessizce ilerleyen piyonlardır. Kimisi bir hamleyi düşünmeden yapar ve kaybeder, kimisi ise beklemenin de bir hamle olduğunu bilir. Çünkü satranç yalnızca kazanmayı öğretmez; kimi zaman geri dönüşü olmayan kararların ağırlığını da öğretir.

Geçenlerde kızımla satranç üzerine konuşuyorduk. Taşların isimlerini biliyordu, hamlelerini biliyordu. Sonra ikimiz de aynı şeyi düşündük: İnsan neden savaşmayı bir tahtanın üzerine taşıdı?

Belki de insanlar yerleşik hayata geçtikten sonra yalnızca yaşamayı değil, düşünmeyi de başka bir şekilde öğrenmek zorunda kaldı. Çünkü artık korumaları gereken şehirler, topraklar ve düzenler vardı. İnsan zihni sürekli aynı yoğunlukta kalamıyordu. Odaklanmak, hamle düşünmek ve yöntem geliştirmek gerekiyordu.Satranç tam bu noktada ortaya çıktı; insanın savaşmayı değil, önce düşünmeyi öğrenme biçimi olarak…

Bugün yapılan birçok araştırma da satrancın yalnızca bir oyun olmadığını gösteriyor. Hafızayı, dikkat süresini, problem çözme becerisini ve stratejik düşünmeyi geliştirdiği söyleniyor.Kim bilir … Belki bu yüzden satranç oynayan insan yalnızca rakibiyle değil; kendi zihniyle de sürekli bir mücadele hâlinde oluyor.

Araştırmalarıma göre satrancın kökeninin Hindistan’daki “Çaturanga” oyununa dayandığı söyleniyor. Bu oyun aslında bir ordu düzeniydi. Piyadeler, süvariler, savaş fillerini ve komutanları temsil ediyordu. Bugün satrançta bulunan “fil” taşının kökeni de buradan geliyor. Çünkü Hindistan ordularında savaş fillerinin önemli bir yeri vardı. Fakat oyun Avrupa’ya ulaştığında taşların bazı anlamları değişti. Çünkü Avrupa ordularında savaş fili yoktu. (Medeniyetler yalnızca ticaret yapmadı; düşünme biçimlerini de birbirine taşıdı.)

Zamanla her toplum satrancı kendi kültürüyle yeniden yorumladı. Kimi taşlara hayvan motifleri işledi, kimi savaşçı figürleri, kimi ise eğitsel semboller ekledi. İnsan, dokunduğu her şeyi biraz kendine benzetti.

Bugün Ankara’daki Gökyay Vakfı Satranç Müzesi içerisinde dünyanın farklı kültürlerine ait yüzlerce satranç takımı bulunuyor. Bazıları savaşın izlerini taşıyor, bazıları sanatı, bazıları ise düşüncenin estetiğini…

İş insanı Akın GÖKYAY’ın yıllar süren koleksiyon tutkusu ile oluşturulan müze, yalnızca Türkiye’nin değil dünyanın da en dikkat çekici satranç müzelerinden biri hâline gelmiş durumda. 110 farklı ülkeden toplanan 700’ü aşkın özel satranç takımıyla Guinness Rekorlar Kitabı’nda dünyanın en büyük satranç koleksiyonları arasında yer alıyor.

Hamamönü’nde geleneksel Ankara evi mimarisiyle kurulan müze yalnızca satranç taşlarını değil, medeniyetlerin düşünme biçimlerini de bir araya getiriyor. İçerisinde eğitim alanları, çocuk atölyeleri, turnuvalar ve kültürel etkinlikler de düzenleniyor.

Belki de bu yüzden o müzeyi gezen insan yalnızca satranç taşlarına bakmıyor; insanlığın ortak hafızasına da tanıklık ediyor. Ankara’da yolu düşen herkesin en az bir kez görmesi gereken yerlerden biri olduğunu düşünüyorum.

Satranç yalnızca taşların hareket ettiği bir oyun değildir; aynı zamanda insan hayatının sessiz bir provasıdır. Siyah ve beyazdan oluşan 64 kare ise yalnızca bir zemin değil; karanlıkla aydınlığın, riskle sabrın, kaybetmekle kazanmanın iç içe geçtiği hayatın kendisidir.

Çoban matı vardır mesela… Oyunun daha başında ani hamlelerle sonuca gitmeye çalışılır. Bazı insanlar da hayatı uzun savaşlarla değil, hızlı hamlelerle kazanmaya çalışır.

Açmaz vardır… Bir taş hareket ederse arkasındaki daha değerli şeyi kaybedeceğini bilir. Bu yüzden yerinde kalır. Hayatta da bazen insan ilerleyemez; çünkü korumak zorunda olduğu şeyler vardır.

Rok vardır… Şahı korumaya alma hamlesidir. Bazen güçlü olmak saldırmak değil, doğru zamanda kendini koruyabilmektir.

Pat vardır… Kimsenin kazanamadığı ama oyunun da devam etmediği an… Hayatın bazı dönemleri de böyledir. Ne kaybedersiniz ne kazanırsınız… Sadece durursunuz.

Ve şah mat… Kaçacak yerin kalmadığı son hamle. İnsanın kibriyle yüzleştiği anlardan biridir. Satranç bize şunu öğretir: En güçlü taş bile yanlış hamle yaptığında yalnız kalabilir.

Satrançta bazen en güçlü hamleler herkesin bildiği değil, en az bilinen hamlelerdir.

Geçerken alma hamlesi vardır mesela… Bir piyonun, rakibini tam geçerken oyundan alması… Hayat da bazen böyledir. Bazı kayıplar tam geçip gittiğini sandığımız anda yaşanır.

Piyon terfisi vardır… Tahtanın sonuna ulaşan en küçük taş bile vezire dönüşebilir. Satranç burada insana en önemli şeyi anlatır: Küçük görülen bir emek, doğru hamlelerle en güçlü yere ulaşabilir.

Aptal matı vardır… Oyunun en hızlı biten matlarından biri… Bazen insan en büyük kaybı, en basit dikkatsizlikler yüzünden yaşar.

Ve 50 hamle kuralı… Uzun süre hiçbir ilerleme olmazsa oyun berabere sayılır. Hayat da bazen bize şunu anlatır: Sürekli aynı yerde kalırsak, oyun ilerlememeye başlar.

Satranç yalnızca geçmişin değil, bugünün de zihinsel mücadelelerinden biri olmaya devam ediyor. Bobby FISCHER, Garry KASPAROV, Anatoly KARPOV ve Magnus CARLSEN gibi ustalar yalnızca rakipleriyle değil; dikkatleriyle, sabırlarıyla ve kendi zihinleriyle de mücadele etti. Ve yalnızca erkekler değil… Judit POLGÁR satranç tarihinde kadınların da bu oyunda ne kadar büyük başarılara ulaşabileceğini gösteren en önemli isimlerden biri oldu.

Belki de satranç bu yüzden hâlâ etkileyici… En büyük mücadele, karşımızdaki insanla değil; kendi zihnimizle verdiğimiz mücadeledir.

Dipnot: Gökyay Vakfı Satranç Müzesi’nin kurucusu Akın GÖKYAY, 21 Şubat 2026 tarihinde hayatını kaybetti.

Akın GÖKYAY artık aramızda değil… Ama onun yıllar boyunca topladığı taşlar, bugün hâlâ sessizce düşünmeyi öğretiyor insanlara.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Yazan : Leyla GÖKER

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER