Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Gülhanım Sarı
Gülhanım Sarı

Yorgun Zihinler Ve Sessiz Çığlıklar

Bu yazımda sizlere, son dönemde giderek arttığını gözlemlediğim modern yalnızlıktan ve bunun toplum üzerindeki etkisinden bahsetmek istiyorum.
Günümüz insanına baktığımda, yalnızlığı tercih ediyor gibi görünse de; bence etrafındaki kimselerin onu gerçekten duymaması nedeniyle içe kapanmayı tercih ediyor. Kalabalıkların ve zihin doluluğunun ortasında kaybolmuş yorgun zihinler ve sessiz çığlıklar var her yerde…

Yüzler gülüyor ama gözlerde sürekli ertelenen bir yorgunluk gizleniyor. Zihinler dolu, kalpler ağır. Konuşmak isteyen çok insan var fakat dinleyen yok. Modern hayat ve teknoloji bizi özgürleştirmek yerine içimize hapsedip; koşturmanın içinde duygularımızı unutturmayı öğretiyor. Bizler de kendi iç sesimizi duymaktan korkar hale geliyoruz. En kötüsü ise toplum olarak empatiyi ve hissiyat yetimizi yavaş yavaş kaybediyoruz.

Geçenlerde bir kafede oturan genç bir kadını izledim. Önünde kahvesi, elinde telefonu vardı ama aslında ne kahveye ne de ekrana gerçekten bakıyordu. Bir ara başını kaldırdı; kalabalığın içinde bir çift göz, bir kalp aradı sanki… Fakat kimse fark etmedi onu. Sonra yine sustu. Hepimiz gibi. İşte modern yalnızlık böyle başlıyor; insanların kalabalığın tam ortasında bile görünmezleşmesiyle.

Aslında hepimizin hayatında bu sessiz çığlık anları var. Eve döndüğümüzde omuzlarımızdan düşmeyen bir ağırlık, içimizde konuşmak isteyen bir çocuk ve dışarıya karşı taktığımız “iyiyim” maskesi… O maskeyi çıkaracak güveni bulamadıkça da zihinler daha fazla yoruluyor, kalpler daha fazla köşeye sıkışıyor.

Peki, bu döngü nasıl kırılabilir? Belki de çözüm büyük adımlarda değil; küçük ama samimi temaslarda saklıdır. Birbirimizi gerçekten dinlemek, yargılamadan anlamaya çalışmak, birinin gözündeki yorgunluğu fark edip “iyi misin?” diye sorabilmek… İşte modern yalnızlığın duvarında ilk çatlak belki de böyle oluşur. Çünkü insanın en büyük ihtiyacı, duyulduğunu ve görüldüğünü hissetmektir. Hissedilmediğimizde ise hırçınlık, tahammülsüzlük ve gerginlik kaçınılmaz sonuçlar haline gelir.

Ve belki de sonunda fark ederiz ki, iyileşmek bazen büyük şeylerde değil; birbirimize yeniden insan gibi yaklaşabilmenin inceliğindedir.

Sessiz çığlıklarınızı bile duyan o nadir yüreklerin, en ihtiyaç duyduğunuz anda yolunuza çıkması dileğimle…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER