Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Naci Barışan
Naci Barışan

İran Sinemasında Aşkın Metaforik Dili: Baran

İran Sinemasında Aşkın Metaforik Dili: Baran

 

İran sineması, kuşkusuz dünya sinemasının en özgün sinemalarından biridir. Abbas Kiyarüstemi, Muhsin Mahmelbaf ve Mecid Mecidi gibi usta yönetmenleri sinema dünyasına kazandıran bu köklü gelenek; gösterişli sahnelerden, büyük bütçelerden ve sarih anlatımlardan çok, insan ruhunun derinliklerine yönelik göndermelerde bulunur.

İranlı yönetmenler, anlatmak istedikleri düşünceleri çoğu zaman doğrudan söylemek yerine sembollerin, metaforların ve alegorik anlatımların ardına gizler. Küçük bir ayakkabı, veya gökyüzünde kanat çırpan bir güvercin, filmin bütün anlam dünyasını tek başına taşıyabilir. Mecid Mecidi’nin Cennetin Çocukları filmi, bu yalın fakat derin anlatım biçiminin en güzel örneklerinden biri sayılabilir.

 

Mecidi’nin 2001 yapımı Baran filmi ise aşkı, fedakârlığı ve insanın içsel dönüşümünü son derece zarif bir dille ele alır.

 

Filmin hikâyesi, Tahran’da bir inşaatta çalışan Afgan mülteciler etrafında şekillenir. İnşaat işçilerinden biri çalışırken düşer ve ağır şekilde yaralanır. Bir süre sonra Sultan isimli bir Afgan işçi, yaralanan adamın ailesinden olduğu anlaşılan genç bir çocuğu inşaata getirir ve bu çocuğa iş vermesi için ustabaşı ile konuşur.

 

İnşaatta çalışan Latif isimli İranlı bir diğer genç, işçilerin yemek, çay ve alışveriş işleriyle ilgilenmektedir. Yeni gelen Afgan çocuk, ağır inşaat işlerinde zorlandığı için Latif’in yaptığı daha hafif işlere verilir. İşini kaybettiğini düşünen Latif, bu çocuğa öfke duyar. Ona kötü davranır, işlerini engellemeye ve ondan intikam almaya çalışır.

 

Ancak Latif, bir süre sonra “Rahmet” adıyla işe başlayan bu yeni gencin aslında erkek kılığına girmek zorunda kalan Afgan bir kız olduğunu öğrenir. İnşaattan düşen babasına ve küçük kardeşlerine bakabilmek için kimliğini gizleyerek çalışan bu genç kız, Latif’in bütün dünyasını değiştirir.

 

Filmin ilk sahnelerinde Latif, uyanık, çıkarcı ve kendi menfaatini önceleyen bir genç olarak karşımıza çıkar. Yerde bulduğu bozuk parayı kimse fark etmesin diye ayağıyla kapatması, onun küçük hesaplar peşinde koşan bencil karakterini açıkça ortaya koyar. Ancak aşk, Latif’in iç dünyasında sessiz fakat köklü bir değişim başlatır; öfkeli ve çıkarcı genç, zamanla fedakâr, merhametli ve ince ruhlu bir insana dönüşür.

 

Latif’in dönüşümü büyük sözlerle ya da romantik göstergelerle anlatılmaz. Onun aşkı, davranışlarında görünür hâle gelir. Daha önce yalnızca kendi çıkarını düşünen genç Latif, bütün birikimini Afgan kızın yaralanan babasının iyileşmesi ve ailesinin memleketine dönebilmesi için tereddüt etmeden verir.

 

Bununla beraber inşaat işçileri, bakkaldan ekmek, çay ve şeker alabilmek için Latif’in kimliğini kullanmaktadırlar ve bu durum Latif’i son derece rahatsız eder. Buna rağmen Latif, sevdiği kıza yardım edebilmek uğruna kendi kimliğini kalpazanlara satmaktan imtina etmez. Böylece yalnızca parasından değil, aşkı için kendisini toplum içinde var eden resmî kimliğinden de vazgeçer.

 

Bu fedakârlık, aşkın insanı benliğinden ve bencilliğinden arındırmasını da simgeler. Latif, sevdiği kişi için tüm benliğinden vazgeçer ve bunun karşılığında bir şey beklemez. Sevdiğini kurtarabilmek için kendi varlığından eksiltir.

 

Filmin başlarında sert ve acımasız görünen Latif, zamanla güvercinleri besleyen, yaralı işçilere yardım eden, çevresindeki insanların acılarını fark eden naif bir insana dönüşür. Burada beyaz güvercinler de Latif’in ruhsal değişiminin birer sembolü gibidir. Öfke ve kıskançlıkla başlayan yolculuk, merhamete ve sonsuz bir fedakârlığa dönüşür.

 

Filmin en etkileyici sahnelerinden biri finalde karşımıza çıkar. Afgan kız, babasıyla birlikte Afganistan’a dönmek zorundadır. Araca binmek üzereyken ayakkabısı çamura saplanır. Latif hiç tereddüt etmeden ayakkabıyı çamurdan çıkarır, elbisesiyle temizler ve sevdiği kıza adeta son vazifesini yapar.

 

Bu sahnede aşk sözleri söylenmez. Bir kavuşma yaşanmaz ve sevgi açıkça itiraf edilmez. Ancak Latif’in aşkı, çamura bulanmış bir ayakkabıyı elleri ve elbisesi ile temizlemesinde bütün açıklığıyla görünür.

 

Genç kız gittikten sonra geride çamurun üzerinde yalnızca bir ayak izi kalır. Ardından bastıran şiddetli bir yağmur başlar. Filme ismini veren “Baran”, Farsçada yağmur anlamına gelir. Yağmur hem genç kızın gerçek adını hem de Latif’in ruhunda başlayan arınmayı temsil eder. Çamurun üzerindeki ayak izi ise yitirilmiş olan sevgilinin son hatırasıdır.

 

İran sinemasında aşk, çoğu zaman sessiz ve incelikli bir dille anlatılır. Gösterişli cümlelere, uzun bakışmalara ya da abartılı romantik sahnelere ihtiyaç duymaz.

 

Baran, aşkı sevdiğine sahip olmak üzerinden değil, vazgeçmek ve fedakârlık göstermek üzerinden anlatır. Belki de filmi unutulmaz kılan tam olarak budur: Latif sevdiği kıza kavuşamaz, fakat onun sayesinde kemâlâtını tamamlar ve mümtaz bir insana dönüşür.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER