40’tan Sonra İnsan Kendine Yetişiyor

Kırk yaş, bir gecede gelen büyük bir aydınlanma değil. Yıllardır aceleyle geçtiğimiz bir yolda durup geriye bakmak gibi… Kimler için yorulduğumuzu, neleri ertelediğimizi ve kendimizi ne kadar ihmal ettiğimizi fark ettiğimiz bir eşik.
Yirmilerde hayatı yetişilecek bir yer sanıyoruz. Otuzlarda iş, aile ve gelecek kaygısıyla kurduğumuz düzeni sürdürmeye çalışıyoruz. Kırklarda ise bir soru beliriyor: “Ben bütün bunların neresindeyim?”
Zamanın değerini anladıkça seçimlerimiz değişiyor. Her davete yetişmek, her yanlış anlaşılmayı düzeltmek, herkesi memnun etmek eskisi kadar önemli gelmiyor. Bizi dinleyen birkaç insan, samimi bir sohbet ve huzurlu bir akşam daha kıymetli oluyor.
“Hayır” demenin kabalık olmadığını öğreniyoruz. Kendimizi sürekli açıklamaktan, değerimizi kanıtlamaya çalışmaktan yorulduğumuzu kabul ediyoruz. Neyi sevdiğimizi, neye tahammül edemediğimizi ve kimlerin yanında kendimiz olabildiğimizi daha iyi biliyoruz.
Aynadaki çizgiler çoğalıyor belki ama onlara bakışımız da değişiyor. Yüzümüzde yalnızca geçen yılları değil, kahkahaları ve atlattığımız zorlukları görüyoruz.
Hayat kolaylaşmıyor; sorumluluklar sürüyor. Fakat her tartışmaya girmek, her söze cevap vermek zorunda olmadığımızı anlıyoruz. Ertelediğimiz isteklere bugünün içinde yer açmaya başlıyoruz.
Belki de insan kırkına geldiğinde yaşlanmıyor; nihayet kendine yetişiyor.
































Cok güzel yazmışsınız,. Kaleminize sağlık.