İstanbul’dan Ankara’ya taşınmak üzere bir nakliyeci aramaya başlamıştım. İlk kez taşınacaktım ve bu konuda çok tecrübesizdim. İstanbul’da bu konuda yardım alabileceğim hiç kimsem yoktu. Tabii, ben de bunu Google’a yazmış bulundum. Keşke yazmasaydım.
Google’a sadece “nakliye” yazmıştım. Nasıl olduysa, gayriihtiyari, bilgilenmek üzere baktığım bir nakliyeciyi telefonum otomatik olarak aradı. Telaşla fark edip kapattığım numara, bana hemen geri döndü ve hizmet kalitesinin sonsuzluğundan, İstanbul’da eşsiz bir firma olduklarından bahsetti. Fiyat da oldukça uygundu. Bu şartlarda bir firmayı asla kaçırmamalıydım.
Anlaşmaya göre, kot 3’teki evimizden eşyaları kendileri alacak, Ankara’daki evimize teslim edeceklerdi. Ödemeyi teslim sırasında yapacaktım. “Adresinizden alındıktan sonra eşyanız bizim güvencemiz altındadır,” diyordu telefondaki ses. “Sizden çıkmıştır eşya, artık bizimdir,” diyordu firma yetkilisi.
Nasıl bu kadar şanslı olabilmiştim? İnanamıyordum. Düşündüğüm fiyatın yarısına taşınacaktım. Hem de evden eve, hiç yorulmadan…
Taşınmamıza iki gün kala nedense biraz kafam karıştı. Diğer firmalara bakmadığım için de biraz hayıflanmaya başlamıştım. Yerini bilmediğim, tanımadığım, bütün elverişli imkânları sunan bu firma ne kadar güvenilirdi acaba?
Nedense içimde anlamadığım tuhaf bir sıkıntı oluşmuştu. Hem de çok…
İsmini yazmayacağım firmanın sitesini inceledim. İyi görünüyordu. Neyse, biraz rahatladım. Sonra telefon beklemeye başladım. Arayacaklarını söyledikleri hâlde son güne kadar arayan soran olmadı.
Eşyaları topladım, bekledim, bekledim. Dediğim gibi, ne arayan vardı ne soran. “Ben arayayım bari,” dedim.
Telefondaki esas adam, şivesi ve kendine güvenli tavrıyla kafamı iyice bulandırdı.
“Kaçıncı kattı sizin daire?” dedi, sanki daha önce hiç konuşmamışız gibi.
“Kot 3,” dedim.
“Birileri yardım edebilir mi bize?”
“Kimse yok,” dedim.
“Neler vardı taşınacak?” diye sordu.
Kafam iyice bulandı. Tekrar saymaya başladım.
“Emin misin bunun nakliyeci olduğundan?” diye kendime sordum.
Emindim canım.
“Ankara’da yardım edecek kimse var mı?” sorusuna “Yok,” dedim, mahcup bir şekilde.
Ama fiyat uygundu ya… Sesimi çıkarmadım.
Ertesi gün eşyalar alınacaktı ama akşama kadar yine hiç ses yoktu bizim nakliyeci Bayram Abi’den. Artık dayanamayarak yine aradım.
“Abla, sizin neler vardı?” dedi.
Yeni baştan listeyi saydım, WhatsApp’tan resimlerini gönderdim. Hemen aradı. Çünkü eşyalar kolay taşınacak şeylerdi.
Biraz sonra mesaj geldi:
“Yalnız parayı peşin alırım.”
Bütün şartlar değişmiş, bizim mütevazı Bayram Abi ile aramızdaki tüm duygusal bağlar kopmuştu.
Bütün şefkatimin yerini şüphe, kararsızlık, güvensizlik ve benzeri duygular almıştı. Çok da değerli eşyalar değildi taşınacaklar ama iki bavul kitap, özel eşyalar ve birkaç kişisel şey vardı. Yine de bir kez soğumuştum ya ondan… Artık hiçbir şey eskisi gibi olamıyordu.
“Nerelisiniz?” diye sordum.
Üç defa geçiştirdi sorumu. Benim tahmin ettiğim yeri nedense söylemedi. Başka bir şehir ismi söyledi.
Nakliyeci Bayram Abi son mülakatı da kaybetmişti.
Böylesine yalan dolan bir nakliye işi için ona güvenmek çok büyük riskti. Keşke ona başta bu kadar fazla anlam yüklemeseydim. En azından bu kadar acı çekmezdim.
Taşınmama iki saat kala bütün bağlarımı kopardım.
“Kalsın,” dedim. “İstemiyorum. Taşınmaktan vazgeçtim.”
Demez olaydım…
Beni telefonla aradı.
“Lütfen, nasıl diyorsanız öyle yapalım. Tamam, adam getireceğim, taşıtacağım, kendim alacağım. Fatura keseceğim, tek tek liste yapacağım…” diye bir sürü avantaj sundu.
Bitmişti benim için her şey.
“Yok,” dedim. “Başka nakliyeci bakacağım.”
Mesaj yazdı:
“Siz bana güvenmiyorsunuz. Ben sizin eşyanızı mı çalacağım? Kırk yıllık firmayım.”
Bir defa kararımı vermiştim. Bu defa sesli mesajlar göndermeye başladı. Arka arkaya gönderiyordu.
Birini açamadan diğer mesaj geliyordu. Korkutuyordu beni Bayram Abi.
İlişkimiz ironik bir hâl almıştı.
“Bak, ne derseniz öyle olur. Tamam, parayı Ankara’da ödeyin. Eşyalara dokunmayacaksınız. Sapasağlam teslim edeceğiz,” diyordu.
Duygusal bağlarımız kopmuş, varlığı nefrete dönüşmüştü. Duymak istemiyordum artık.
Bu defa destan gibi mesajlar yazdı. Tarzı değişmiş, beni tehdit etmeye başlamıştı:
“Siz beni hırsız yerine koydunuz. Ben size hakkımı helal etmiyorum. Benim hakkım sizden çıksın.”
Hangi ara hak sahibi olmuştu? Kim kimi kandırmıştı?
Gülüyordum artık.
Çaresizce Nakliyeci Bayram Abi’yi engelledim, bağrıma taş basarak.
Aradan bir saat geçmeden başka bir numara aradı beni. Arayan kişi özür diliyordu. Pazartesi yeni bir seferlerinin olacağını, istersem eşyaları ona verebileceğimi söylüyordu.
Uzatmamak adına, “Düşüneceğim,” dedim. Üslubun yanlış olmasından dolayı güvensizlik oluştuğunu, bu nedenle nakliyeden vazgeçtiğimi anlattım.
Adam tekrar özür dileyip kapattı.
Pahalı ama güvenilir olduğunu düşündüğüm başka bir firmayı aradım. Hemen gelip evden eşyaları aldılar ve neredeyse benimle aynı saatlerde Ankara’ya ulaştılar. Eşyaları tastamam eve teslim ettiler.
Diğer yandan, sapık bir nakliyecim olmuş; bu vesileyle nakliye hakkında bayağı deneyim kazanmıştım.
Kendi kendime gülerken, Nakliyeci Bayram Abi’ye işinde başarılar dileyerek telefonumdan numarasını siliyordum.
Anılarımda yerini aldığı için ona minnettardım.
































YORUMLAR