Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Kezban Kardak
Kezban Kardak

Bırakın Çocuklarınız Biraz Sıkılsın!

Bırakın Çocuklarınız Biraz Sıkılsın!

Yine o malum mevsim geldi. Okulların kapanmasıyla birlikte sokaklarda neşeyle koşan çocuk sesleri duymayı beklerken, şehri tanıdık bir telaş kaplıyor. Anneler, babalar hummalı bir arayış içinde: “Yaz okuluna mı göndersek, yüzmeye mi yazdırsak, yoksa robotik kodlamaya mı?” Kış boyunca okul, dershane ve sınav maratonunda adeta bir yarış atı gibi koşturulan o yorgun çocuklar, şimdi de “yaz etkinlikleri” adı altında başka bir kulvarda koşturuluyor. Dakikası bile boş kalmasın, programı aksamasın diye çocukların peşinde helak olan ebeveynler, aslında farkında olmadan onlara en büyük kötülüğü yapıyor.

Çünkü bu çocukların koşturulmaya değil; durmaya, dinlenmeye ve en önemlisi biraz sıkılmaya ihtiyacı var.

Bizler şefkat duygusunu biraz yanlış anlar, hor kullanır olduk. Çocuğumuz evde beş dakika kendi başına kalsa, “Canım sıkıldı” dediği an bir suçluluk psikolojisine kapılıyoruz. “Aman canı sıkılmasın” diye ya ellerine bir ekran tutuşturuyoruz ya da hemen yeni bir kurs planı yapıyoruz. Oysa rahatlık icadı bozarsa, sıkıntı icat doğurur. İnsan sıkıldıkça üretir, sıkıldıkça hayal kurar, sıkıldıkça kendi iç dünyasını keşfeder. Evde boş boş oturan çocuk bir süre sonra sıkıntıdan kurtulmak için ya taşlardan bir oyun kurar, ya resim yapar ya da kendi kendine bir şeyler keşfeder. Siz onun önünü her an hazır aktivitelerle doldurduğunuzda, o yaratıcılık kasını daha doğmadan körletmiş oluyorsunuz.

Üstelik sürekli steril, her anı büyükler tarafından planlanmış bir hayat yaşayan çocuklar, kendi duygularını tanıma fırsatı da bulamıyor. Sıkıntıyı tatmayan, hayal kırıklığıyla baş edemeyen, canı acımayan bir çocuk; ileride hayatın gerçek bir zorluğuyla karşılaştığında ne yapacağını bilemiyor. Duygularını regüle etmeyi, yani kendi kendini sakinleştirmeyi öğrenemiyor. En ufak bir sarsıntıda yıkılıyor, savruluyor ve adına hemen “travma” dedikleri o girdaba kapılıyorlar. Halbuki düşmek, kalkmak, canının yanması ve o acıyı tolere etmeyi öğrenmek insanı hayatta güçlü kılar. Biz şefkat göstereceğiz diye çocukların duygusal bağışıklık sistemini çökertiyoruz. Duygularını nasıl yöneteceklerini bilemedikleri için de ya ekran bağımlılığının pençesine düşüyorlar ya da ilerleyen yaşlarda daha tehlikeli bağımlılıklara savruluyorlar.

İşin bir de acımasız bir sosyal boyutu var ki, artık bir yarış halini aldı. Bu kurs furyası, ne yazık ki aileler arasında bir “kendini ispat etme” tavrına dönüştü. Kıymeti kendinden menkul bir statü yarışı bu… “Benim çocuğum şu kursa gidiyor, seninki nereye gidiyor?” kıyaslamaları, bütçesi yeten yetmeyen tüm aileleri bir cendereye sokuyor. Zar zor bütçe ayıran aileler suçlulukla kıvranırken, gidemeyen çocuklar ise kendilerini arkadaşları arasında “ezik” hissediyor, değerlerini sorguluyor.

Oysa tatil dediğimiz şey, adı üstünde tatildir. Akraba ziyaretidir, anneanne-babaanne yanında geçirilen dingin günlerdir, eş dostla kurulan samimi bağlardır. Bugün parklara baktığımızda içimiz acıyor; çocuklar dışarıda, toprakta oynamayı bile bilmiyor. Parkta bile gözler ekranlarda. Ekran bağımlılığı arttıkça, çocuğun kendi hayatı üzerindeki kontrol mekanizması da yok oluyor.

Sevgili ebeveynler, özellikle de anneler… Biraz durun ve çocuklarınızı serbest bırakın. Bırakın sokağa çıksınlar, koşsunlar, terlesinler. Dizleri kanasın, üstleri başları çamur olsun. Arkadaş edinsinler, kavga edip barışmayı sokakta öğrensinler.

Aslında dürüst olalım: Çocukları o kurstan bu kursa koştururken, bazen sırf onlarla vakit geçirmemek, o sorumluluktan kaçmak için kendimizden de uzaklaştırıyoruz onları. Kurs salonlarının serinliğine çocukları emanet edip kendi konforumuzu mu arıyoruz, bunu bir düşünmek lazım.

Unutmayın; o çocuğun bu çağı bir daha asla geri gelmeyecek. Ne o bugünkü yaşında olacak ne de siz bugünkü enerjinizde kalacaksınız. Bu yaz radikal bir karar alın. Kurs broşürlerini bir kenara bırakın. Çocuğunuzla birlikte yürüyüş yapın, gökyüzünü seyredin, sadece yan yana oturun.

Bırakın çocuklarınız sıkılsın. Ama en çok da bırakın çocuklarınız, çocukluklarını yaşasın.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER