Biyolog Birsel’in Seyir Defteri
Çanakkale’nin Biyolojisi Tek Yürek, Tek Gen
“Çanakkale geçilmez.”
Bu üç kelime, bir milletin kader anında dünyaya haykırdığı en güçlü slogandır. Tarihçiler bunu stratejik bir zafer, askerler destansı bir savunma olarak yazar. Ama ben, bir biyolog olarak, Çanakkale’yi farklı bir mercekten inceliyorum. Çünkü burası, sadece bir coğrafya değil; bir milletin “var olma direncinin” en youn yaşandığı bir laboratuvar gibidir.
Bu toprakların kimyasına bakıyorum; barutla, gözyaşıyla ve kanla karışmış olsa da, altında çok daha güçlü bir element yatıyor: Vatan sevgisi. Bir biyolog için vatan, sadece üzerinde yaşanan bir kara parçası değildir. O, bir ekosistemdir. Ve bir ekosistemin çökmesi, içindeki tüm canlıların sonu demektir. İşte Çanakkale’de, bu ekosistemin yok olma tehlikesi, içindeki tüm canlıları tek bir amaç için birleştirdi.
“Kadın, erkek, çocuk, nine… tek yürek.” İşte biyolojide buna “simbiyoz” (ortak yaşam) diyoruz. Farklı türlerin, hayatta kalmak için birbirine kenetlenmesi. Cephede Mehmetçik, cephe gerisinde ise ona mermi taşıyan Nene Hatun’un torunları, kağnısıyla kışa meydan okuyan kadınlar, cephaneliği değil, sırtındaki mermiyi koruyan analar… Hepsi, bu ekosistemin birbirinden ayrılmaz parçalarıydı.
her organizmanın bir merkezi, bir komuta noktası vardır: Beyin Çanakkale Savaşının Beyni LİDER KOMUTAN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK koca yürekli vatan sever Baş Kumandan
Çanakkale’de bu sistemin beyni, Mustafa Kemal Atatürk olmuştur. Tıpkı bir beynin vücuttaki tüm organlara emir gönderip onları uyum içinde çalıştırması gibi, Mustafa Kemal ATATÜRK’te Conkbayırı’nda, Anafartalar’da, Arıburnu’nda sağduyusuyla, dehasıyla, “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” diyerek bu aziz milleti zafere programlamıştır.
Bu destanın biyolojik sırrı belki de şudur: Bir milletin yaşama arzusu, en güçlü mutasyonudur. Düşman, teknolojik olarak ne kadar üstün olursa olsun, bir milletin “tek yürek” olma iradesi karşısında eriyip gider. Çünkü bu irade, adeta bir “süper gen” gibidir; nesilden nesile aktarılır, zor zamanlarda ortaya çıkar ve tüm sistemi hayatta tutar.
Bugün bu boğazın suları hâlâ akıyor, rüzgâr tepelerde ıslık çalıyor. Ama bu doğanın içinde, görünmeyen bir şey daha var: Hatıraların molekülleri. Bu toprağın her zerresine sinmiş o kahramanlık, fedakarlık ve birlik olma duygusu. Bir biyolog olarak bunu ölçemem belki, ama hissederim.
Çanakkale, bir milletin “doku uyumu” testidir. O gün, bu milletin tüm hücreleri birbirine kenetlendi tek bir vücut olarak hareket etti. İşte bu yüzden geçilmedi, geçilemez.
Çünkü Çanakkale, sadece bir savaş değil; bir milletin yeniden dirilişinin, vatan dediği ekosistemi korumak için verdiği en onurlu mücadelenin ve biyolojik olarak en güçlü geninin (hürriyet aşkı) tezahürüdür.
Bu duygularla, bu destanı yazan aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Onlar, bu toprakların ebedi bekçileri, bu ekosistemin ölümsüz kahramanlarıdır.
Seyir Defteri Notu: Bu satırlar, Çanakkale ruhunu sadece tarihi bir olay olarak değil, bir var oluş biyolojisi.

































YORUMLAR