Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Leyla Göker
Leyla Göker

Bazı Yollar Ait Olmak İçin Değil, Öğrenmek İçindir

Bazı Yollar Ait Olmak İçin Değil, Öğrenmek İçindir

Bir gün bir mandalina diliminin, sarımsağın bir dişinin yerine konulduğu bir fotoğraf görmüştüm. Altında tek bir cümle vardı:

 

“Bir şeye benzeyebilirsin ama o şey değilsindir.”

 

O gün yalnızca güzel bir söz gibi gelmişti. Zaman geçtikçe, insanın hayatına dokunan cümlelerden biri olduğunu anladım.

 

Çünkü insan da zaman zaman kendisine ait olmayan bir yerde, oraya aitmiş gibi yaşayabiliyor.

 

Bir işin içinde yıllar geçirebiliyor, bir evde yaşayabiliyor, bir ilişkinin içinde bulunabiliyor. Dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerinde görünüyor. Fakat insanın içinde, tarif etmesi güç bir huzursuzluk büyüyor.

 

Çünkü bir yerde bulunmakla, oraya ait olmak aynı şey değil.

 

Nietzsche’nin “Olduğun kişi ol.” çağrısı da tam burada anlam kazanıyor.

 

İnsanın kendini tanıması yalnızca ne istediğini bilmesi değildir. Neye dönüşmek istemediğini, hangi ortamda kendi sesini kaybettiğini ve nerede ruhunun daraldığını fark edebilmektir.

 

Bu farkındalık bazen insanı kalmaya değil, uzaklaşmaya götürür.

 

Çünkü kendini korumak her zaman mücadele etmek değildir. Bazen hiçbir açıklama yapmadan bir ortamdan çekilmek, bir ilişkiye mesafe koymak, sana iyi gelmeyen bir düzenin içinde kalmayı reddetmektir.

 

Ruhunu korumak, kendini kaybetmeye başladığın yerde durmamayı bilmektir.

 

Bunu öğrendiğinde her kapıyı açmak istemezsin.

 

Her kalabalığa karışmak, her fırsatı değerlendirmek, herkes tarafından anlaşılmak zorunda olmadığını anlarsın.

 

Çünkü insanın hayatındaki her deneyim kalıcı olmak için gelmez.

 

Kimi insanlar sana ne istediğini öğretir, kimileri neyi istemediğini.

 

Bir iş sana mesleğini değil, hayatındaki önceliklerini gösterir.

 

Bir şehir sana ait olmayabilir; ama yalnızlığını, özgürlüğünü ya da kendine olan yakınlığını fark ettirebilir.

 

Bir yolculuk planladığın gibi sonuçlanmayabilir; yine de sana hiç beklemediğin bir şey bırakabilir.

 

İnsan geleceği kontrol edebilmek için planlar yapıyor. Nereye gideceğini, kimlerle yürüyeceğini, nerede duracağını önceden bilmek istiyor.

 

Sonra hayat, bütün hesapların arasına kendi cümlesini ekliyor.

 

Bir yere gitmek isterken başka bir yola sapıyorsun.

 

Kalacağını düşündüğün bir insan hayatından çıkıyor.

 

Yıllarca süreceğini sandığın bir dönem bitiyor.

 

İlk anda bunu bir kayıp olarak görüyorsun. Sonra geriye dönüp baktığında, yaşadıklarının sana başka bir şey kazandırdığını fark ediyorsun.

 

Bazen plan gerçekleşmez; fakat yolun öğrettiği gerçekleşir.

 

Bu yüzden bir yerde uzun süre kalmış olmak, oraya ait olduğunun kanıtı değildir.

 

İnsan yanlış yerde de yıllar geçirebilir.

 

Fakat o yıllar, doğru yeri fark edebilmesi için gerekli olabilir.

 

Mandalina dilimini düşünün.

 

Sarımsağın yerine konulabilir. Bir süre orada durabilir. Görüntü, onu bulunduğu yere aitmiş gibi gösterebilir.

 

Ama özü değişmez.

 

Sen de bulunduğun yer değilsin. Bir başkasının sana biçtiği rol değilsin. Yaşadığın bir dönemden ibaret hiç değilsin.

 

Bütün bunların içinden geçerken kim olduğunu unutmamaktır mesele.

 

Aitlik önce insanın kendi içinde başlar.

 

Kendini tanıdığında, sana iyi gelmeyen bir yerde sırf alıştığın için kalamazsın. Çünkü artık orada neyi kaybettiğini görürsün.

 

Ve insanın kendisini kaybetmesi, herhangi bir yeri kaybetmesinden daha ağırdır.

 

Bu yüzden gitmek her zaman vazgeçmek değildir.

 

Bazen gitmek, kendine sadık kalmaktır.

 

Bazen bir kapıyı kapatmak, hayatı reddetmek değil; ruhuna yeniden yer açmaktır.

 

Hayat bizi hiç beklemediğimiz insanlarla, mekânlarla ve deneyimlerle karşılaştırıyor. Her karşılaşmanın ömrü aynı olmuyor. Kimi hayatımızda kalıyor, kimi yalnızca bir iz bırakıp geçiyor.

 

Fakat geçip giden her şey anlamsız değil.

 

Çünkü bazı yerlerden bir adresle değil, bir farkındalıkla ayrılıyoruz.

 

Bir gün geriye dönüp baktığımızda şunu söyleyebiliyoruz:

 

“Orası benim kalacağım yer değildi. Ama oradan geçmem gerekiyordu.”

 

Hayatın asıl planı burada saklı.

 

Bize her zaman kalacağımız yeri göstermiyor; bazen yalnızca kendimizi kaybetmememiz gereken yeri gösteriyor.

 

Hayatın bize sorduğu soru “Burada ne kadar kalacaksın?” değil.

 

Asıl soru:

 

“Buradan ne öğrenip çıkacaksın?”

 

Çünkü insan her yere ait olmak zorunda değil.

 

Bazen bir yerden geçmek, orada kalmaktan daha anlamlıdır.

 

Ve insanın kendine verebileceği en büyük sadakat, ait olmadığı yerde kendini tüketmek yerine, öğrendiğini yanına alıp yoluna devam edebilmektir.

 

Bir sonraki yazımda buluşmak üzere…

Keyifli okumalar dilerim.

 

Yazan: Leyla GÖKER

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER