Bir Yudum Hatır
Değerli okuyucular,
Bu hafta sizleri hepimizin severek tükettiği Türk kahvesinin pek bilinmeyen yönleriyle buluşturmak istiyorum. Sadece lezzetiyle değil; tarihi, kültürü, gelenekleri, ilginç kullanım alanları ve dikkat çekici hikâyeleriyle de Türk kahvesinin ne denli zengin bir mirasa sahip olduğunu birlikte keşfedeceğiz.

Bir soru sormama izin verin…
Aranızda Türk kahvesini sevmeyen var mı?
Sabah güne başlarken ilk aklına kahve gelenler… Yemekten sonra “Bir kahve olsa da içsek.” diyenler… Dost sohbetlerini bir fincan kahveyle taçlandıranlar… Hatta kahvesi gelmeden önce fincanını özenle yerleştirip fotoğrafını çekmeden ilk yudumu almayanlar… Eminim bu satırlarda hepimiz kendimizden bir parça buluyoruz.
Türk kahvesi yalnızca bir içecek değildir. O; kimi zaman yoğun bir günün ardından verilen küçük bir mola, kimi zaman uzun sohbetlerin vesilesi, kimi zaman da yıllar geçse bile unutulmayan dostlukların sessiz tanığıdır.
Peki hiç düşündünüz mü? Her gün tükettiğimiz Türk kahvesini gerçekten ne kadar tanıyoruz?
Bugün sade, az şekerli, orta şekerli ya da şekerli olarak tükettiğimiz Türk kahvesinin ham maddesi aslında Türkiye’de yetişmez. Kahve çekirdeği; Brezilya, Etiyopya, Kolombiya ve Yemen gibi ülkelerde yetişir. Türk kahvesini dünyada özel kılan ise çekirdeği değil; çekirdeğin çok ince öğütülmesi, cezvede ağır ağır pişirilmesi ve telvesiyle birlikte servis edilmesidir. Bu nedenle dünyanın dört bir yanında “Turkish Coffee” adıyla tanınmaktadır.
Osmanlı sarayında padişahın kahvesini hazırlayan Kahvecibaşı, en güvenilir kişiler arasından seçilirdi. Kahvenin yanında ikram edilen su ise çoğu kişinin düşündüğü gibi yalnızca bir gelenek değildi. Misafir önce suyu içerse aç olduğu anlaşılır, ev sahibi de ikramını buna göre hazırlardı.
Pek bilinmeyen bir diğer ayrıntı ise kahvenin bir dönem maaşın bir parçası olarak değerlendirilmesidir. Osmanlı’nın bazı dönemlerinde bazı görevlilere maaşlarının bir bölümü kahve olarak verilirdi. Bu durum, kahvenin o yıllardaki değerini ve önemini açıkça göstermektedir.
Türk kahvesinin hikâyesi fincanda da sona ermez. Geçmişte kahve telvesi çöpe atılmaz, doğal bir peeling olarak cilt bakımında kullanılırdı. Günümüzde ise bu gelenek, kahve peelingi ve kahve masajı gibi uygulamalarla yaşamaya devam etmektedir.
Kahve kültürümüz yalnızca klasik Türk kahvesiyle sınırlı değildir. Günümüzde damla sakızlı, menengiç, dibek, sütlü, kakuleli ve portakal aromalı Türk kahvesi gibi birçok farklı çeşidi de ilgi görmektedir. Geleneksel lezzet korunurken farklı aromalarla hazırlanan bu kahveler, Türk kahvesinin zenginliğini ve gelişen damak zevkine uyumunu da göstermektedir.
Türk kahvesi aynı zamanda geleneklerimizin de vazgeçilmez bir parçasıdır. Özellikle kız isteme merasimlerinde gelin adayının hazırladığı kahve, ailelerin ilk resmî buluşmasına eşlik eder. Damada ikram edilen tuzlu kahve ise sabrı, samimiyeti ve tebessümü simgeleyen, yıllardır yaşatılan güzel bir gelenektir.
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK de Türk kahvesine değer veren isimler arasındaydı. Çankaya Köşkü’nde misafirlerine sıkça Türk kahvesi ikram edilir, önemli görüşmeler ve sohbetler bir fincan kahve eşliğinde gerçekleştirilirdi.
Türk kahvesinin ünü yalnızca ülkemizle sınırlı değildir. NATO Zirvesi kapsamında Türkiye’yi ziyaret eden Japonya Dışişleri Bakanı Motegi TOŞİMİTSU da Türk kahvesini deneyimlemiştir. Kahveyi tattıktan sonra, “Türk kahvesi yalnızca hazırlanışı ve içilmesiyle değil, içildikten sonra da keyif vermeye devam etmesiyle benzersiz.” sözleriyle beğenisini dile getirmiştir. Ardından kahve falı geleneğini öğrenince, “Uluslararası gelişmeleri bundan sonra fal bakarak tahmin etmeye çalışacağım.” diyerek esprili bir yorumda bulunmuştur.
Peki, kahvenin faydaları var mı?
Bilimsel araştırmalar, ölçülü kahve tüketiminin içerdiği antioksidanlar sayesinde vücudu destekleyebileceğini, dikkat ve odaklanmayı artırabileceğini ve bazı hastalıkların görülme riskinin azalmasıyla ilişkili olabileceğini ortaya koymaktadır. Elbette ben bir sağlık uzmanı değilim.
(Burada paylaştığım bilgiler, bilimsel araştırmalarda yer alan genel bulguların bir özeti olarak değerlendirilmelidir. Sağlığınızla ilgili konularda mutlaka doktorunuza ve uzman görüşlerine başvurmanızı tavsiye ederim.)
Öte yandan her güzel şeyde olduğu gibi kahvenin de aşırı tüketimi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Fazla tüketim; çarpıntı, uykusuzluk, mide rahatsızlıkları ve tansiyon sorunlarına neden olabileceğinden, dengeli ve ölçülü tüketilmesi önerilmektedir.
İyi bir Türk kahvesinin sırrı ise öncelikle tazeliğinde saklıdır. Bayatlamış, nem almış ya da defalarca kaynatılmış bir kahve gerçek lezzetini kaybeder. Köpüğü bol, taze çekilmiş ve özenle pişirilmiş bir Türk kahvesi ise damağınızda unutulmaz bir tat bırakır.
Bugün dünyanın dört bir yanında “Turkish Coffee” adıyla tanınan Türk kahvesi, 2013 yılında UNESCO tarafından İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi’ne alınmıştır. Bu durum yalnızca kahvenin değil; onu hazırlama, sunma ve paylaşma kültürümüzün de dünya çapında kabul gördüğünün en önemli göstergelerinden biridir.
Yazımı, çocukluğumuzdan beri duyduğumuz o anlamlı sözle noktalamak istiyorum:
“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.”
Türk kahvesinin kırk yıl hatırı olmasının sebebi, kahvenin kendisinden çok kiminle içildiği ve o fincanın etrafında edilen sohbetlerdir. Çünkü bazı sohbetler bir fincan kahveyle başlar, ömür boyu hatırlanır.
Bugün kendinize bir fincan Türk kahvesi hazırlayın. İlk yudumu almadan önce fincanınıza bir kez daha bakın. Elinizde tuttuğunuz şey yalnızca bir kahve değil; yüzyıllardır yaşayan bir kültür, bir gelenek ve bir yudum hatırdır.
Peki şimdi söyleyin bana… Siz Türk kahvesini neden içiyorsunuz? Bir alışkanlık olduğu için mi, sohbetin bahanesi olduğu için mi, yoksa kırk yıl hatırı olsun diye mi?































YORUMLAR