Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Hülya Özyürek
Hülya Özyürek

İSTANBUL’UN KALP Atışları

Boğaz köprüsünün Anadolu ayağındayım.

Nakkaştepe yokuşuyla devam eden yoldan aşağıya doğru inerken ne zamandır buralara gelmediğimi düşünüyorum.

 

Kimbilir buralardan kaçıncı geçişim bu.

 

Daha da aşağılara doğru indiğinizde renkli karakterde mahalleliler rastlar size.

 

Tanıdıktır genelde…

 

Cıvıl cıvıl sokaklar soluklanmaya heveslendirir insanı…

 

Ağaçlar dar sokaklara sarkıt yapıp, gölgelikler hazırlamıştır en doğalından.

 

Tahtadan masa ve sandalyeler sıra sıra, sokak aralarını doldurur. Oturmak, çay içmek bir kahve yudumlamak istersiniz. Kahve fikri ne güzeldir. Adı geçince bile hissedebileceğiniz mis kahve kokusu, sokaklarda pek aşina. Yanında minik lokumlar olursa daha da keyiflenir. Dem olur, mekanlar..

Nereden gelmiş olursanız olun, kendinizi memleketinizde gibi hissedersiniz burada.

 

Yabanlık kaybolur, bostanlıkta.

 

Yeşilliklerle bezenir etraf. Salatalık, domates, kabak köklerine yakın yetişmiştir. Bakmaya doyamazsınız turfanda sebzelere. İşte o zaman pek aşina yerlere ulaştığınızı, yabancılamadığınızı anlarsınız.

 

Ayrı filmlerden birleştirilmiş, tanıdık sahneler gelir akla, bildik mahalle dizilerini anımsatır. Orijinalliğine dokunulmamış mekanlar iç içedir, bu sevimli yerde.

 

Küçük alanlara inşa edilmiş, her katındaki odaya bitişik duvar aralarında inşa edilmiş dar merdivenler ile üst katlara ulaşılan cumbalı evler.

 

Sanki taptaze konulmuştur yerine. Renkleri büyüler insanı.

 

Paşalimanı farklıdır…

 

Uzaklaştığınızda da mağrur olur görüntü.

 

Kibirli bakar taş, ahşap binalar.

 

Kıyı boyunca komplike dizili konaklar dikkat çekicidir.

Düzensizleştikçe, zenginleşen girintili çıkıntılı kıyılara yerleşmiş görüntülerde, konaklar, yalılar ne muhteşem, mükellef yaşantılar gizler içinde.

 

Vapurlar geçer önünden…

 

Bitmeyen sahil yolunu sıkılmadan izlerim…

 

Beylerbeyi, Çengelköy, Küçüksu, Kanlıca, Kandilli, Paşabahçe…

 

Taa Beykoz’a kadar. Hepsini pek merak ederim. Üzerime vazife olmadan.

 

Merak ettiğimden o kadar gidip gelmişimdir vapurla hiç bilmeden bu yolları… Bütün iskelelerde inmişimdir.

 

Bu yalıları, binaları izlemek için. Acaba kimler var içerilerde ve neler yaşanıyor? Acaba insan olmanın en gizemli yönü mü bu? Merak etmeden yaşayamıyor muyuz?

 

Bilir misiniz kendini ve hayatını sorgularken insanoğlu hep mucizeyi aramıştır. Bilinmeyeni, görünmeyeni merak etmiştir.

 

Üstad der ya: “İnsanoğlu aptaldır, mucize içinde mucize arar bilmez ki mucizenin tam da içindedir zaten”, onların içinde yaşıyordur zaten..

 

İşte bu izlediklerimin hepsi bir mucize…

 

İstanbul, kadim kent bir mucize.

 

Resme dalarak, izleyerek karşılara takılırım vapur hareket etmeye başlayınca.

 

Galata küçülür ilerledikçe uzaklaşan, Dolmabahçe, Çırağan…

 

Yan tarafımda şahane yalılar, ağaçlar doğa her şey mucize…

 

Benim şu anım da buraya tekrar dönmem de bir mucize işte: Bir koru yolumun üstü. Bazen Engin’le kahvaltımızı burada yapardık. Şimdi ise yalnız gitmeye çekindiğim parkın yanındayım.

 

Boğaz seyrine erguvanlar eklenince baharda farklı bir uyum katar ortama.

 

Bir koru ki boğazı seyre sunar.

 

Yazın defne ağaçları, gövdesinden sızan meşhur kokulu reçinelerle devasa sakız ağaçları buram buram…

 

Ve sıcak yaz geceleri kokusu evlerimize kadar dolan, şifa veren ıhlamur ağaçları ne güzeldir.

 

İstemezseniz de onunla bütünleşirsiniz. Ah ıhlamurlar… Sedir ağaçları..

 

Korulukta yürürken yerleri süsleyen çam dikenlerini bazen kurumuş görüp hüzne kapılırsınız.

 

Bazen bir toprak kokusu buram buram yayılır ormana yağmur çiselemesi de.

 

Başınızı döndürür karışan bu efsanevi kokular.

 

Çok uzaklarda bıraktığım memleketimde hissederim kendimi.

 

Hasretlerim biter.

 

Çamın reçinesi boğazımı yakar, hafiften genzimde duyar, yutkunurum.

 

Sızılarım gelir aklıma.

 

Özlemle sarılırım İstanbul şehrime.

 

Sıcaklık duyarım, çok uzaklardaki annem babam olur bu ağaçlar onlarla konuşurum, sarılırım onlara dertleşirim.

 

Anladıklarını biliyorum.

 

Hatta cevap verdiklerinde…

 

İstanbul’un kalp atışlarını dinlerim gönlümde.

 

Hülya Özyürek

 

(Hülya Özyürek’in “Tılsım” romanından alınmıştır)

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER