Bütün Çocukların Annesi: Yasemin Minguzzi
Acı insanı kahramanlaştırır mı?
Çünkü acının tek başına böyle bir kudreti yoktur. Kimi insanı susturur, kimi insanı hayattan koparır, kimini yıllarca aynı yerde bekletir.
İnsanı asıl anlatan, başına gelenlerden ziyade başına gelenlerle ne yaptığıdır.
Bazı insanlar ise acılarının altında kalmak yerine, o acıdan başkalarına uzanan bir yol açar.
Yasemin Minguzzi’nin acısının bir adı vardı: Ahmet.
Henüz 14 yaşındaydı. İstanbul Kadıköy’deki tarihi Salı Pazarı’nda uğradığı bıçaklı saldırının ardından günlerce yaşam mücadelesi verdi. Ancak 9 Şubat 2025’te hayata veda etti. Ahmet Mattia Minguzzi’nin ölümü yalnızca bir ailenin evine ateş düşürmedi; çocukların karıştığı ağır suçlar, ceza sorumluluğu ve çocukların suç örgütleri tarafından kullanılmasına ilişkin büyük bir tartışmayı da beraberinde getirdi.
Fakat bütün bu tartışmaların ortasında bir anne vardı.
Evladını toprağa vermiş bir anne…
İnsan böyle bir acının ardından dünyayla bütün bağlarını koparsa kim ona bir söz söyleyebilir ki?
Yasemin Minguzzi ise oğlunun ardından içine kapanmak yerine meydanlara çıktı, adalet istedi, konuştu, yürüdü, başka mağdur ailelerin sesini duyurmaya çalıştı.
Çünkü bir süre sonra mesele yalnızca Ahmet değildi.
Acının adı Ahmet Minguzzi’ydi; ama mücadelenin karşılığı bu ülkenin çocukları oldu.
Bir annenin kendi evladına artık yetişemeyen elleri, başka çocuklara yetişmeye çalışıyordu.
Belki de Yasemin Minguzzi’nin mücadelesini kıymetli kılan tam olarak budur. Kendi çocuğu için istediği adaleti başka çocuklardan esirgememek… “Benim canım yandı, başkasınınki yanmasın” diyebilmek…
Kişisel bir acıyı toplumsal bir sorumluluğa dönüştürebilmek…
Bu mücadele zamanla Meclis’e kadar ulaştı. Çocukların ağır suçlarda kullanılmasını ve çocuk suçluluğunu ele alan düzenlemeler gündeme geldi; çocukların suç örgütleri tarafından araçsallaştırılmasına karşı cezaların artırılması ve 15-18 yaş grubundaki çocukların işlediği bazı ağır suçlarda yaş indiriminin uygulanmasına ilişkin hükümlerin yeniden ele alınması tartışıldı.
•En önemli değişikliklerden biri 15-18 yaş arasındaki çocuklarla ilgili.
•Mevcut sistemde çocuk olmak, verilecek cezada belirli oranlarda indirim yapılmasını gerektiriyor. Yeni düzenleme ise özellikle kasten öldürme ve sonucu ağırlaşmış yaralama gibi çok ağır suçlarda, suçun nasıl işlendiğine, failin amacına ve geçmişine bakarak hâkime yaş nedeniyle yapılan indirimi uygulamama yetkisi vermeyi öngörüyor. Yani “18 yaşından küçük olduğu için cezası mutlaka şu kadar indirilecek” anlayışı bazı ağır suçlar bakımından otomatik olmaktan çıkarılmak isteniyor.
Yani mesele aslında yalnızca “suç işleyen çocuğa daha fazla ceza verelim” meselesi değil. Bir taraftan çok ağır bir suç işleyen çocuğun sırf yaşı nedeniyle otomatik biçimde daha düşük ceza almasının önüne geçilmek istenirken, diğer taraftan çocukların suç örgütlerinin eline düşmesini, silaha ve bıçağa ulaşmasını engelleyecek önlemler getirilmeye çalışılıyor.
Bir başka ifadeyle devlet, çocuğa yalnızca suç işledikten sonra değil, suça sürüklenmeden önce de ulaşmak zorunda olduğunu kabul ediyor.
Ancak burada üzerinde durmamız gereken çok hassas bir çizgi var.
Çünkü karşımızda bir tarafta öldürülen bir çocuk, diğer tarafta suça sürüklenen çocuklar var.
Bir toplum çocuklarını yalnızca suç işledikten sonra konuşuyorsa, aslında çok geç kalmış demektir.
Çocukları suça iten ailevi, ekonomik ve sosyal koşulları; onları kullanan suç örgütlerini; şiddeti normalleştiren çevreleri ve çocukların ellerine bıçak ya da silah tutuşturan yetişkin dünyasını da konuşmak zorundayız.
Çocuğu korumak yalnızca mağdur olduktan sonra onun hakkını aramak değildir; fail hâline gelmeden önce de onu koruyabilmektir.
İşte bu nedenle Ahmet’in hikâyesini yalnızca bir ceza tartışmasına indirgemek istemiyorum.
Bu hikâye aynı zamanda yetişkinlerin kurduğu dünyanın çocuklara ne bıraktığının hikâyesidir.
Ve bir annenin, o dünyanın değişmesi için verdiği mücadelenin…
Yasemin Minguzzi oğlunu geri getiremez. Çıkarılacak hiçbir yasa, verilecek hiçbir ceza, kurulacak hiçbir cümle Ahmet’i annesine geri veremez.
Adaletin belki de en acı tarafı budur: Hak yerini bulsa bile kaybedileni geri getiremez.
Ama bir başka Ahmet’in yaşamasına vesile olabilir.
Bir başka annenin aynı acıyı yaşamamasını sağlayabilir.
Bir başka çocuğun suç örgütlerinin eline düşmesini engelleyebilir.
İşte o zaman kişisel bir acı, kendisinden çok daha büyük bir anlam kazanır.
Bu yüzden yazının başındaki soruya yeniden dönüyorum:
Acı insanı kahramanlaştırır mı?
Acı ama öyle böyle bir acı değil; evlat acısı. Ve evet, Yasemin Minguzzi’yi kahramanlaştırdı.
Ama insanın o acının ardından ne yaptığı, onu nereye taşıdığı ve kendi yarasından başkalarına nasıl bir merhem çıkardığı bazen kahramanlaştırabilir.
Yasemin Minguzzi’nin acısının adı Ahmet.
Ama bugün verdiği mücadelenin adı, bu ülkenin çocukları.
Ve belki bir gün bu ülkenin çocuklarından biri, hiç haberi bile olmadan Ahmet’in ardından verilen bu mücadele sayesinde evine sağ salim dönecek.
O zaman Ahmet’in adı yalnızca bir acının değil, başka çocukların yaşam hakkının da hafızasında kalacak.
Sağ olun var olun Yasemin Minguzzi. Işıklar içinde uyu Ahmet Minguzzi!
































YORUMLAR