Zıtlıkların Mantığı
Yin ve Yang // Modern Dünyanın Dengesiz Ritmi
Yin; sessizliği, içe dönüşü, gölgeyi ve beklemeyi anlatır. Yang ise hareketi, dışa açılmayı, ışığı ve eylemi. Biri durmayı mümkün kılar, diğeri ilerlemeyi. Ancak bu iki kavram, birbirine karşı duran mutlak kutuplar değil; aynı bütünün sürekli yer değiştiren iki hâlidir.

Yin ve Yang, insanlık tarihinin en eski düşünce sistemlerinden birinin merkezinde yer alır. İlk olarak doğayı ve evreni açıklamak için ortaya çıkan bu yaklaşım, zamanla insanı, toplumu ve modern yaşamı anlamak için kullanılan bir düşünme biçimine dönüşmüştür.
Bu anlayış bize hayatın düz bir çizgi halinde ilerlemediğini söyler. Her yükselişin içinde bir duraksama, her başlangıcın içinde bir son, her gücün içinde bir kırılganlık vardır. Siyahın içinde beyaz, beyazın içinde siyah bir noktanın bulunması da bu yüzdendir. Ancak bu iki alan birbirine tamamen karışmaz; her biri kendi varlığını korur. Yin ve Yang’ın en çok gözden kaçan yönü, birlik fikrini savunurken farklılıkları ortadan kaldırmamasıdır.
Gece ile gündüz gibi… Biri diğerine dönüşür, biri diğerinin varlığını anlamlı kılar; ancak hiçbiri kendi kimliğini kaybetmez. Gece gündüzün, gündüz de gecenin içinde erimez. Aralarındaki sınır bütünüyle yok olmaz; yalnızca birbirlerinin varlığını tamamlarlar. Denge, farklılıkların silinmesiyle değil, farklılıkların kabul edilmesiyle mümkündür.
Hiçbir şey mutlak değildir.
Günümüz insanının bu düşünceye yeniden ihtiyaç duymasının nedeni budur. Birlik ile aynılığı, farklılık ile çatışmayı birbirine karıştırıyoruz. Oysa birlikte yaşamak için aynı olmak gerekmez. Toplumsal hayatı ayakta tutan şey, farklılıkların silinmesi değil, uyum içinde var olabilmesidir.
Modern dünyanın çelişkisi hiç olmadığı kadar görünür hale gelmiştir. Daha hızlı iletişim kuruyoruz ama birbirimizi daha az dinliyoruz. Daha fazla bilgiye sahibiz ama anlam üretmekte zorlanıyoruz. Daha çok bağlantı kuruyoruz ama daha yalnız hissediyoruz.
Bu çelişkiyi anlamaya çalışan düşünürlerden biri MARX’tır. MARX, insanın kendi ürettiği sistemler karşısında yabancılaşabileceğini söyler. Bugün teknolojiye baktığımızda bu düşüncenin hâlâ güncelliğini koruduğunu görürüz. İnsan, kendi emeğinin ürünü olan sistemler içinde zamanla kendisine yabancılaşabilir.
Ancak sorun yalnızca yabancılaşma değildir. İnsan, toplumsal düzenle bağını kaybettiğinde yönünü de kaybedebilir. DURKHEIM’ın “anomi” kavramı tam da bu noktada karşımıza çıkar. Toplumsal normların zayıfladığı dönemlerde birey neye tutunacağını bilemez. Her şeyin mümkün olduğu bir dünyada, neyin anlamlı olduğuna karar vermek giderek zorlaşır.
Yabancılaşan ve yön duygusunu kaybeden bireyin karşısında modern toplumun bir başka yüzü belirir. WEBER, giderek rasyonelleşen dünyanın insanı bir “demir kafes” içine hapsedebileceğini söyler. Kuralların, hesapların ve verimlilik arayışının hâkim olduğu bir düzende insan, özgürleşmek yerine kendi kurduğu sistemin içinde sıkışabilir.
Peki bütün bunlar kendiliğinden mi olur? GIDDENS’a göre hayır. Toplum, dışımızda duran ve bizi yöneten bir yapı değildir. Her gün yaptığımız tercihler, kurduğumuz ilişkiler ve tekrarladığımız davranışlar toplumu yeniden üretir. Yani sistemi kuran da sürdüren de değiştirebilecek olan da biziz.
Toplum da birey gibi çalışır. Bir yandan düzen kurar, bir yandan değişir. Sadece düzen olduğunda hayat donar, sadece değişim olduğunda yön kaybolur. Bu nedenle toplum, tıpkı Yin ve Yang gibi, sürekli bir gerilim ve uyum içinde var olur.
Yin ve Yang’ın en önemli dersi dengeyi bulmak değil, dengeyi sürekli yeniden kurmak zorunda olduğumuzu hatırlatmaktır. Çünkü denge, ulaşılacak bir nokta değil; korunması gereken bir ilişkidir.
ARİSTOTELES’in yüzyıllar önce söylediği gibi:
“Erdem, iki aşırılık arasındaki orta yoldur.”
Doğu’nun Yin ve Yang öğretisi ile Batı’nın denge arayışı farklı coğrafyalarda ortaya çıkmış olsa da aynı gerçeğe işaret eder: İnsan, hayatın yalnızca bir tarafına tutunarak bütün olamaz. Ne sadece duran ne sadece koşan, ne sadece konuşan ne sadece susan…
İnsan, karşıtlıkların bir arada var olabileceğini kabul ettiği ölçüde olgunlaşır. Bilgelik, her şeyi birbirine benzetmekte değil; farklı olanın varlığını kabul ederken uyumu koruyabilmektedir.
Çünkü hayat, bir tarafı seçme meselesi değil; farklı güçler arasında anlamlı bir uyum kurabilme sanatıdır.
Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle…
Yazan : Leyla GÖKER
































YORUMLAR