Parfümün Örtemediği Paris
Fransa denildiğinde akla önce zarafet, moda, sanat ve romantizm geliyor. Paris ise yıllardır dünyanın “medeniyet başkenti” olarak pazarlanıyor. Fakat şehri fotoğraflardan değil de sokaklarında yürüyerek tanıdığınızda, anlatılanlarla karşılaştığınız manzara arasında ciddi bir fark olduğunu görüyorsunuz.
Paris’e gittiğimde beni en çok şaşırtan şey sokakların bakımsızlığı ve temizliğin yetersizliğiydi. Bazı bölgelerde ağır kokular, kaldırımlardaki çöpler ve çevreye karşı gösterilen özensizlik, zihnimdeki Paris imajıyla hiç uyuşmuyordu. Üstelik bu durum yalnızca arka sokaklarla sınırlı değildi. Turistlerin yoğun olarak bulunduğu yerlerde dahi aynı manzaralarla karşılaşmak mümkündü.
Restoranlarda yaşadığım deneyimler de farklı değildi. Dünyaya mutfak kültürü satan bir ülkenin bazı işletmelerinde masa temizliğinden servis düzenine, çalışanların kişisel bakımından tuvaletlerin durumuna kadar hijyen konusunda ciddi eksiklikler vardı. Şık bir tabela, estetik bir sunum veya yüksek bir hesap, ne yazık ki temizliğin garantisi olmuyor.
Aslında Paris’in temizlikle imtihanı yeni değil. Şehrin geçmişi; kanalizasyon, çöp, kötü koku ve salgın sorunlarıyla dolu. Bugün parfümle, ihtişamlı saraylarla ve kusursuz bir estetik anlayışıyla özdeşleştirilen Fransa’nın tarihsel vitrininin arkasında, günlük temizliğin uzun yıllar ihmal edildiği bir yaşam kültürü de bulunuyor. Paris daha sonra büyük şehircilik hamleleriyle dönüştürülmüş olsa da geçmişten kalan bazı alışkanlıkların izleri hâlâ hissediliyor.
Temizlik kadar dikkatimi çeken bir diğer konu ise insan ilişkilerindeki kabalıktı. Elbette milyonlarca insanı aynı kefeye koymak doğru olmaz; her toplumda nazik insanlar da vardır, kaba insanlar da. Ancak Paris’te turistlere karşı sergilenen sabırsız, küçümseyici ve yer yer üstten bakan tavrın münferit birkaç olaydan ibaret olmadığını düşündüren pek çok örnekle karşılaştım. Bir şey sorduğunuzda yüzünüze bakmadan cevap verenler, Fransızca bilmediğiniz için sizi küçümseyenler ve hizmet sunduğu hâlde bunu adeta bir lütufmuş gibi gösteren çalışanlar…
Bugün sosyal medyada paylaşılan videoda da benzer bir tavrın Fransız polisi üzerinden karşımıza çıktığını görüyoruz. Fransız polisine tepki göstermek zorunda kalan , onun söylemlerine kayıtsız kalamayan Türk vatandaşının görüntüleri, aslında birikmiş bir rahatsızlığın dışa vurumu gibi. Olayın bütün ayrıntılarını bilmeden yalnızca birkaç dakikalık görüntü üzerinden kesin bir hükme varmak doğru olmaz. Ancak videoda hissedilen üstten konuşma ve karşısındakini değersiz görme hâli, Fransa’da yaşayan ya da ülkeyi ziyaret eden pek çok kişinin anlattığı deneyimlerle şaşırtıcı biçimde örtüşüyor. Videoya konu olan paylaşımFransa yıllardır dünyaya medeniyet, özgürlük ve zarafet dersi vermeyi seviyor. Fakat medeniyet yalnızca müzelerle, saraylarla, pahalı restoranlarla ya da moda haftalarıyla ölçülmüyor.Medeniyet; sokağını temiz tutmak, hizmet verdiğin insana saygı göstermek, turistin dilini bilmemesini aşağılanma gerekçesi yapmamak ve üniformanın verdiği gücü kibirle kullanmamaktır.
Paris elbette görülmeye değer bir şehir. Sanatı, mimarisi ve tarihi tartışılmaz. Ancak onu kusursuz bir masal şehri gibi anlatmak da gerçeğin yalnızca yarısını söylemektir. Çünkü Eyfel Kulesi’nin ışıkları, sokaktaki kiri; pahalı parfümler kötü kokuları; “Fransız zarafeti” söylemi ise gündelik hayatta karşılaşılan kabalığı her zaman örtemiyor.
Bazen medeniyetin en parlak vitrininin arkasında, hiç de medeni olmayan bir manzara bulunabiliyor.
































YORUMLAR