Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Hülya Özyürek
Hülya Özyürek

Hırsız Goncagül

Dünyalar güzeli bir tekir kediydi o.

Adı Goncagül.

Onu ilk kez Eyüp’te, kotta bulunan bir dairenin penceresinden, salonun ortasına atlamasıyla tanımış oldum.

Acı acı bağırmaya başladığında karnı burnunda hamile bir kedi olduğunu fark ettik. Çok aç ve çaresizdi, muhtemelen kendine güvenli bir yer arıyordu.

Alışılagelmiş kedilerin aksine sürekli bir mırıltı çıkarıyor, bir şeyler anlatıyor gibi söyleniyordu. Allah bilir Alibeyköy Emniyettepe’de kaç ev gezmişti ve hiçbirisi umduğu gibi çıkmamıştı. Belki de bunu dile getiriyordu.

Acilen onun yiyebileceği yiyeceklerden hazırladık, karnını doyurdu ve uyudu. Ne de olsa kediler konusunda oldukça tecrübeliydik.

Birkaç gün sonra doğum yaptı. Üç tane yavrusu olmuştu.

Onlara, içine özel bir yatak yaptığımız büyükçe bir kutu hazırladık. Kediler güvenli yerlere yavrularını koymak isterler. Rahat etmeleri için gerekli koşulları hazırlamaya çalıştık. Mamalar aldık.

 

Eve bayağı bayağı yerleştiler. Yavrularını gözü gibi koruyor, onları temizliyor, doyuruyordu. Annelik ne güzel bir vasıftı! İzlerken duygulanıyordum.

İsmini içimden geldiği gibi “Goncagül” koyduğum ve gayriihtiyari kabullendiğim kedimiz, eve ilerleyen günlerde iyice yerleşmişti. Yavrularının güvende olduğunu bildiğinden onları bırakıp çıkarak saatlerce eve dönmediği zamanlar oluyordu. Döndüğünde de sağdan soldan gözüne kestirdiği ne varsa toplayıp eve getiriyordu sevimli dostumuz.

 

Goncagül muhtemelen bize yük olmamak için her gelişinde mutlaka ağzında işimize yarayacağını düşündüğü şeyleri getiriyor, pencereyi açmamız için çok değişik seslerle acı acı bağırıyordu.

Neler getirmedi ki eve?

Bir defasında caddedeki lokantadan çaldığı çok belli bütün kızarmış bir piliç vardı ağzında. Sanırım burada kaldığı için eve katkı sunmak istiyordu.

Başka bir gün ağzında bir tutam yünle geldi. O günü hiç unutamam. Akşama kadar eve yün taşımıştı. Sanırım komşu kadının kapı önüne serdiği yünleri çalıp eve getiriyordu. Bunu sonradan konuştuğumuzda fark etmiştik.

Bir gün ambalaj içinde çaldığı tütünü getirdi.

Sonraki bir gün ağzında yavru bir fareyle geldi.

Daha neler neler getirdi Goncagül! Kendi sevdiği şeyleri bizim de sevdiğimizi varsayarak paylaşmak istiyordu.

 

Oğlum bir gün “Banyoya gireceğim” dediği anda bunu yanında dile getirmiş olmalı ki, ortalıktan kaybolduktan on dakika sonra ağzında bir lifle geldi. Kimin lifiydi bilmiyoruz ama Goncagül, yanında ihtiyaç olan şeyleri, konuştuğumuzda bire bir olmasa da benzer şeyleri getirerek göze girmeye çalışıyordu.

Profesyonel bir hırsız gibi sürekli çalıyordu. Ya çalmayı seviyordu ya da burada kalmak için bize yaranmaya çalışıyor ve eve boş gelmiyor, “kendine çalışıyor” imajı vermek istiyordu.

Poşet içinde ekmekle geldi bir gün.

Gazete, çorap, çamaşır, bedava kola kuponları, pet şişelerin kağıtları, örtüler… Daha neler neler getirdi!

Nereden getirdiğini bilmediğimiz için sahiplerini bulup veremiyorduk da. Emniyettepe artık emniyetli yer olmaktan çıkmış gibiydi. Gizli bir soygun hikayesi yaşanıyordu.

 

Evimize misafir gelenler, durumu bildikleri için Goncagül’e bakarak bana da “Şu lazım, bu lazım” diye espri yapıyorlardı.

Gelenlerden “Akbil lazım” diyen oldu bir defa; Goncagül 10 dakika sonra ağzında bir kuponla geldi. Dedim ya, asla boş gelmiyordu eve. Kendini dışarı atıyor, alakalı alakasız şeyleri eve taşıyordu. Evde bir sürü bir şey birikti.

Eşyaların birilerine ait olduğu düşüncesi, insanda biraz da endişe yapmıyor değil doğrusu.

 

Bir gün karşıma aldım ve tıpkı bir insanla konuşur gibi konuştum:

“Bak Goncagül, biliyorum yavruların burada olduğu için bize yük olmamak adına çalışıyorsun ve her gün eve bir şeyler taşıyorsun. Ama artık çalışman gerekmiyor, bizimle kalman için buna ihtiyacımız yok” dedim. Öylece mahzun mahçup gözlerime bakıp anlamış gibi beni dinledi…

 

Galiba anlamıştı da…

 

Enteresandır…

O günden sonra evden çıkmadı.

Çıktıysa da bir şey getirmedi. Bir gün komşu kadın Goncagül’ü bizim evde görünce “Aaa, bu Nejla ablanın kedisi!” dedi. Demek bizim gibi kaç evin kedisi olmuş, idare etmişti hepsini!

Artık tertemiz bir kedi olmuştu, misler gibi kokuyordu, yavrularıyla oynuyor, evimize neşe katıyordu.

Koca bir kış geçti. Goncagül minnoş bir ev kedisiydi artık.

Yavrulardan sadece birini sahiplendirebildik. Diğerleri maalesef elimizde kaldı.

 

Geçen yaz davetsiz misafirimizin doğumu sebebiyle Ankara’ya gidememiştik. Doğrusu bu seneyi yaz boyu İstanbul’da geçirmeyi gözüm kesmiyordu. Goncagül ve yavrularını da Ankara’ya götürebilecek kedi taşıma çantaları aldık.

Goncagül’ü karşıma aldım, yeni bir konuşma, bir açıklama yapacaktım:

“Goncagül, artık evimize gidiyoruz, bundan böyle Ankara’da yaşayacaksın. Buna kendini alıştır ve yadırgama lütfen” dedim. Yine gözlerime mahzun mahzun baktı. Mutlu görünüyordu.

Bir şeyler söyledi kendince.

Beni anladığını düşünerek rahatlamıştım.

 

Artık yavruları da büyümüştü. Bizimle kalacakları için kısırlaştırma operasyonu da kaçınılmaz olmuştu.

Ertesi sabah uyandık ki Goncagül evden kaçmış!

Sokak sokak her yeri aradım. O kadar alışmıştım ki ona, onu bırakıp gitmeye gönlüm razı gelmiyordu. Çok üzülüyordum.

Arka sokaklarda bir yerde bir arabanın gölgesinde serseri tipli kedi arkadaşlarıyla otururken buldum onu.

Beni görünce tanımamazlıktan geldi, yüzüme bile bakmadı. Eve getirdim, temizleyip pakladım.

Ertesi gün yine kaçtı. Bir duvarın üstünde buldum. İlk fırsatta yine kaçtı. Artık yaz gelmek üzereydi ve sokaklar inanılmaz güzel ve özgürdü onun için.

Bunu anlamama imkan yoktu.

Bir iki defa pencereden bakarken dışarıda gördüm, seslendim; mırıltılı sesler çıkararak bir şeyler söyledi ve gitti. “Beni düşünmeyin, ben böyle mutluyum” diyor gibi hissettim. Söylenerek kaçtı, gitti.

 

Ankara’ya Goncagül olmadan geldik. Yaz sonunda tekrar İstanbul’a döndüğümüzde aklım ondaydı, hep Goncagül’ü aradım.

Hiçbir yerde yoktu. O artık tamamen bizi terketmişti. Yavruları Ankara’da bulunan diğer kedilerimizle yaşamaya başladılar.

Mutluyduk ama Goncagül’ü hiç aklımdan çıkaramıyordum.

 

Bir gün otobüsle Şişli’den geçerken dışarıyı izliyordum. İnanılmaz bir şey oldu: Bir kaldırım kenarında Goncagül’ü gördüm. Kuyruğunun ucundaki beyaz halka şeklindeki izinden tanıdım onu.

Mutlu görünüyordu.

Muhtemelen yeni bir semte taşınmış ve yeni sahipler bulmuştu.

Belki de hırsızlığa tövbe de etmişti, belki de çalmıyordu artık.

Otobüs uzaklaşana kadar bunları düşünüp onu görmeye çalıştım. Galiba sokaklar ona iyi geliyordu.

Özgürlüğüne düşkün Goncagül’ü gördüğüme sevinmiştim. Ama onu çok özleyecektim…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER