Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Makbule Bilge Demir
Makbule Bilge Demir

Rönesans’ın Simgesi

Rönesans’ın Simgesi

Size yine edebiyatla tarihin el ele verdiği bir yazıyla geldim.

Ama önce bir soru…

Bir defter düşünün.

Sizce bir defterin değeri en fazla ne kadar olabilir?

Siz düşünürken ben cevabını vereyim…

Bundan yaklaşık 32 yıl önce, 1994 yılında bir defter satışa çıktı. Öyle sıradan bir defter değildi bu. On sekiz büyük yapraktan oluşan bu el yazması, tam 30 milyon 800 bin dolara alıcı buldu.

Alıcısı Bill Gates’ti.

Ama asıl dikkat çekici olan, onu satın alan değil; onu yazandı.

O defter, Leonardo da Vinci’ye aitti.

İnsan düşünmeden edemiyor. Bir defter, nasıl olur da milyonlarca dolar eder?

İşte tam da bu noktada insanın aklına onlarca soru üşüşüyor:

O defterin içinde ne vardı?

Bill Gates ne satın aldı?

Kâğıt ve mürekkebi mi, yoksa beş yüz yıl öncesinden bugüne ulaşan bir dehayı mı?

Bugün onu Codex Leicester adıyla biliyoruz. Oysa Leonardo için bu, sadece merak ettiği her şeyi kaydettiği bir not defteriydi. Aradan beş asır geçti; notlar tarihe, defter ise dünyanın en değerli el yazmalarından birine dönüştü.

Leonardo da Vinci bir dâhi miydi, yoksa çağının anlayamadığı bir zihin mi?

Allah bir kuluna bu kadar çok yeteneği, bu kadar büyük bir merakı ve böylesine üretken bir zihni bahşederek adını yalnızca tarihe değil, insanlığın ortak hafızasına da yazdırmış.

Resim yaptı, anatomi çalıştı, mühendislik projeleri çizdi, suyun hareketini inceledi, kuşların uçuşunu gözlemledi…

Tek bir ömre bu kadar çok merak nasıl sığdı?

Eminim bu soruları sadece ben sormuyorum.

Yüzyıllardır insanlar Leonardo da Vinci’ye bakıp aynı hayreti yaşıyor:

Bir insan bu kadar çok yeteneğe, bu kadar büyük bir meraka ve böylesine üretken bir zihne nasıl sahip olabilir?

Evet, bu soruları sadece ben ya da bir avuç insan merak ediyor olamaz. Aradan beş asır geçti; ama hâlâ aynı hayretin içindeyiz.

Ondan bahsedilecek o kadar çok şey var ki…

Bir tabloya sığmayan, bir deftere taşan, tek bir ömre bile zor sığan bir hayat…

Sonra…

30,800.000 milyon dolar verilen deftere bakıyoruz.

Sonra sayfalarına!

Karşımıza altınla yazılmış cümleler değil, merak eden bir insanın zihni çıkıyor.

Meğer Bill Gates’in satın aldığı şey bir defter değil, tarihin en büyük meraklarından biriymiş.

Bilgi;

Codex, Latince kökenli bir kelime.

“El yazması kitap”, “yazma eser” veya “not defteri” anlamına gelir. Orta Çağ ve Rönesans dönemlerinde elle yazılmış kitaplar için kullanılırdı.

Leicester ise defteri yüzyıllar sonra satın alan İngiliz soylusu Thomas Coke, Leicester Kontundan gelir. Defter uzun yıllar onun koleksiyonunda kaldığı için bu adla anılmaya başlanmıştır.

“Leicester El Yazması” veya “Leicester Defteri” anlamına gelir.

Bugün onu Codex Leicester adıyla biliyoruz. Oysa Leonardo için bu, sadece merak ettiği her şeyi kaydettiği bir not defteriydi. Aradan beş asır geçti; notlar tarihe, defter ise dünyanın en değerli el yazmalarından birine dönüştü.

Ve cevabı gerçekten büyüleyici.
Hayır, Bill Gates onu kasasında saklamadı.

Leonardo’nun Codex Leicester adıyla bilinen bu defteri ve içeriği uzun zamandır araştırmacılar tarafından inceleniyor. Defterin büyük kısmı yayımlandı, dijital ortama aktarıldı ve sergilerde de gösterildi.

Peki içinde ne var?

Şaşırtıcı olan şu: Roman yok, şiir yok, günlük yok…

•Suyun hareketleri üzerine gözlemler,
•Ay’ın neden parladığına dair düşünceler,
•Fosiller ve yeryüzünün oluşumu üzerine notlar,
•Astronomi,
•Jeoloji,
•Hidrolik sistemler,
•Çizimler, şemalar ve sürekli sorular…

Yani aslında o defter, Leonardo’nun zihninin içi.

O beynin kıvrımlarına hislerimle dokunuyorum.

“Gayrimeşru bir çocuğun, dünyaya nam salan hikâyesi..

Öyle bir hikâye ki, insan düşünmeden edemiyor…
Hayat ondan bir şey eksiltmişti belki; ama karşılığında sınır tanımayan bir merak, eşsiz bir kabiliyet ve çağları aşan bir zihin bahşedilmiş gibiydi.

Aradan beş asır geçti.
İmparatorluklar yıkıldı, sınırlar değişti, nice isim tarihin tozlu sayfalarına karıştı.

Ama Leonardo da Vinci’nin adı, insanlığın ortak hafızasında yaşamaya devam etti.
Doğduğu çağın en büyük simgelerinden biri oldu. Rönesans onunla anıldı; o da Rönesans’ı ölümsüzleştiren isimlerden biri hâline geldi.

Yazımı burada noktalarken, Leonardo da Vinci’ye atfedilen ve beni en çok düşündüren sözlerden biriyle sizlere veda etmek istiyorum.

“Sadelik en yüksek gelişmişlik düzeyidir.”

Hayatına baktığınızda hüzün de var, yalnızlık da, bitmek bilmeyen bir merak da, insanı hayrete düşüren bir kabiliyet de…

Belki de bütün o karmaşanın içinden süzüp bize bıraktığı en büyük miraslardan biri buydu: Sadelik.

Ben bu sözü her okuduğumda, yalnızca bir yaşam biçimini değil; olgunlaşmış bir zihnin sesini duyuyorum.

Leonardo da Vinci’ye dair anlatılacak daha çok şey var.

Devamı gelecek.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER