GÜÇLÜ KADININ GÖRÜNMEZ YÜKÜ
Bazen insan bir kelimenin hayatına nasıl bu kadar sessizce yerleştiğini çok geç fark eder.
Adalet hassasiyeti…
Bu hafta yaşadığım birçok dinamiğin sonunda kendime şu soruyu sordum:
Bu hassasiyetin alt yapısı nedir?
Adalet hassasiyeti bir insanın hayatında nasıl bu kadar ön plana çıkabilir?
Birçok dinamik var elbette.
Öğrenilmiş olanlar ve yaşamdaki deneyimler…
Hepsinin ışığında kendime sorduğum bir soru vardı:
Tüm bunlar yaşamımda nasıl bir yaşam örgüsü oluşturdu?
Belki de adalet hassasiyetim beni fark etmeden hayatın arabulucusu yaptı.
Yaşam arabulucusu olarak devam etmeyi seçtiğim hayatımda bir şeyi daha fark ettim:
Sorun çıkarmayanın görünmezliği.
Yani güçlü olmanın görünmez bedeli.
Birçoğumuz için, özellikle kadınlar için üzerimize yapışmış bir terim vardır:
Güçlü kadın.
Besler bizi.
Koşarken…
Tüm engelleri aşarken…
Hayatı sırtlanırız.
Sonra bir gün hayat tokadını atar.
Kontrolcüsün.
Güçlü kadın olmanın bedeli kontrolcü olmaktır.
Sorumluluklarını almayan herkes etrafında seni eleştirir.
Sen de kendini açıklamaya çalışırsın.
Aslında öyle değil diye haykırmak istersin.
Sonra ardından şu cümle gelir:
“Sen çok güçlü bir kadınsın.”
Ve sen yine koşarsın.
Beslenirsin güçlü kadın rolünle.
Bir nevi tüm yükünün takdiri gibidir bu söz.
Alkışlanmak gibidir…
Ama fark etmezsin.
O alkış bazen içeri sızan bir zehir gibidir.
Güçlü kadın olmak bazen görünmez bir görev dağılımıdır.
Toplum güçlü kadını çoğu zaman bir övgüyle değil, sessiz bir görev dağılımıyla tanımlar.
Çünkü güçlü olanın kaldırabileceği varsayılır.
Bir süre sonra bu görünmez bir sisteme dönüşür.
Sorumluluk almayanlar geri çekilir.
Duygusal yükler ortada kalır.
Çözülmesi gereken her şey o güçlü kadının önüne bırakılır.
Ve bu durum alkışlarla örtülür.
Oysa gerçekte olan şudur:
Toplum güçlü kadını fark etmeden bir sorumluluk deposu gibi kullanır.
Herkes biraz yük bırakır.
Biraz geri çekilir.
Biraz rahatlar.
Güçlü kadın ise yürümeye devam eder.
Birileri sorumluluk almaz.
Birileri yük bırakır.
Birileri geri çekilir.
Ve birileri güçlü olur.
Peki nedir güçlü kadın olmak ülkemizde?
Sorumluluk almayan herkesin hayatını göğüslemek ve bunun uğrunda alkışlandığını zannetmek mi?
Koca bir kandırmacadır aslında.
Taşıyamadıklarının altında ezilmeye başladığında…
Kendini ihmal edip içinde koskocaman bir öfke büyümeye başladığında…
Aslında ne büyük bir yalanın içinde olduğunu anlamaya başlarsın.
O zaman güçlü kadın olmak değil…
Kadın olmak istediğini fark edersin.
Hiç düşündünüz mü güçlü kadınlar nasıl görünmez olur?
Güç görünür değil midir aslında?
Nasıl olur da güçlü kadın görünmez olur?
İşte bu paradokstan çıkmaya başladığında aynada kendini görmeye başlar insan.
Ve o anda anlar:
Asıl güç kimsenin yükünü taşımamakta saklıdır.
İşte adalet hassasiyeti tam da burada, en hassas haliyle karşına dikilir.
İhtiyacın yok sanıldığında,
aslında çok ihtiyacım vardı diyemediğin için…
Belki de güçlü kadın diye bir şey yoktur.
Sadece yıllarca başkalarının yükünü taşıdığı için güçlü sanılan kadınlar vardır.
Ve belki de güçlü kadın dediğimiz şey şudur:
Adalet hassasiyeti en yüksek kadın.






























Kaleminize sağlık, çok doğru bir bakış açısı, herkesin yükünü alırsın ama kendi yükünü dağıtmadan tek başına taşırsın… Ve güçlü kadın olursun..
Güçlü kadın olmanın alkışlanan ama görülmeyen yükü… Birçok kadının içinde ama söyleyemediği duygular var bu satırlarda.. Kalemine sağlık canımm Elif
Yeniden doğma şansım olsa ,ben bilmiyorum demeyi seçerdim.Yine nokta vuruş bir yazım olmuş.Tebrikler yavrum.❤️
Güçlü kadının, sırtına yapışan o ağır yükü o kadar güzel anlatmışsınızki yüreğinize sağlık.
Kalemine , yüreğine sağlık .Eşit şartlarda varolabildiğimiz bir gün ve gelecek bizim olsun .