DİLİN HAFIZASI
Türk Dil Kurumu binasının önündeki dijital ekranda paylaşılan kelimeleri bir süredir yakından takip ediyorum. Türkçeyi yeniden hatırlatan, unuttuğumuz bazı anlamları gün yüzüne çıkaran bu çalışma bana oldukça değerli geliyor. Türk Dil Kurumu’nun her gün bir kelime paylaşması ve özellikle özel günlerin anlamına uygun ifadeler seçmesi bence oldukça ince ve anlamlı bir düşünce. Çünkü bazen tek bir kelime bile insanı uzun uzun düşünmeye yetiyor.

Bugün 13 Mayıs Türk Dili Bayramı olduğu için paylaşılan kelime ise “Resmî Dil”di.
Kırmızı bir zemin üzerinde beyaz harflerle yazılmış bu iki kelime bana yalnızca bir tanımı değil, bir milletin hafızasını düşündürdü.
Çünkü dil dediğimiz şey yalnızca konuşmak değildir. İnsan; annesinin sesini, çocukluğunu, yaşadığı şehri, türküsünü ve duasını da diliyle taşır. Bu yüzden bir millet dilini kaybetmeye başladığında yalnızca kelimelerini değil; geçmişini, kültürünü ve düşünce biçimini de kaybetmeye başlar.
Bugün 13 Mayıs Türk Dili Bayramı…
13 Mayıs 1277 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından yayımlanan:
“Şimden gerü divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmaya.”
fermanı aslında yalnızca bir dil kararı değildir. Bu sözlerle anlatılmak istenen şey; Türkçenin devlet yönetiminde, halkın arasında ve toplum hayatının her alanında ortak dil hâline gelmesidir. Çünkü o dönemde Arapça ve Farsça eğitimde, edebiyatta ve resmî alanlarda oldukça baskındı. Türkçeye sahip çıkılması ise yalnızca dil meselesi değil; kültürel kimliği, birlik duygusunu ve halk ile devlet arasındaki bağı koruma meselesiydi.
Türkçe adına atılan önemli adımlardan biri de 26 Eylül 1932 tarihinde gerçekleştirilen Birinci Türk Dil Kurultayı’dır. Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde düzenlenen bu kurultay, Türkçenin korunması, geliştirilmesi ve özüne dönmesi adına büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle 26 Eylül tarihi de Türkiye’de Türk Dil Bayramı olarak kabul edilmektedir.
Düşündükçe insan şunu da fark ediyor: Türkçe yalnızca günlük konuşmaların dili değildir. Aynı zamanda yüzyıllardır yazılan şiirlerin, romanların, türkülerinin ve ağıtların da dilidir. Yunus Emre’nin dizelerinde, Karacaoğlan’ın türkülerinde, Nazım Hikmet’in şiirlerinde yaşayan bir hafıza aslında Türkçe. Belki de bu yüzden bazı kelimeler yalnızca anlam taşımaz; duygu, dönem ve insan taşır.
Bugün günlük hayatta yapılan yazım yanlışlarına baktığımızda bile dil konusunda ne kadar özensizleştiğimizi görebiliyoruz. “Herkez”, “yalnış”, “yanlız”, “herşey”, “orjinal”, “eşortman”, “süpriz”, “egsoz”, “traş”, “şöför”…
Belki birçok insana küçük ve önemsiz gibi geliyor. Oysa bir kelimeyi doğru yazmak bile dile duyulan saygının göstergesidir. Çünkü bir dil bir anda bozulmaz; küçük ihmaller, alışılmış yanlışlar ve zamanla normalleşen özensizliklerle yavaş yavaş aşınır. İnsan nasıl konuşuyorsa zamanla öyle düşünmeye başlar.
Ben Türkçeye karşı yapılan özensizliği gördüğümde gerçekten üzülüyorum. Çünkü Türkçe sıradan bir dil değildir. Kelime derinliği oldukça güçlüdür. Bazen tek bir kelimeyle sayfalarca anlatılabilecek bir duygu anlatılabilir.
TDK’nin yaptığı “Her Güne Bir Kelime” çalışmasını bu yüzden çok değerli buluyorum. Çünkü unutulan bazı kelimeleri gördükçe insan şunu fark ediyor: Biz yalnızca kelime kaybetmiyoruz, aynı zamanda anlam da kaybediyoruz.
Bugün “resmî dil” kelimesini görünce aklıma doğrudan 1982 Anayasası Madde 3 geldi:
“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.”
Bu cümle bana her zaman güçlü gelir. Çünkü burada yalnızca bir dil tanımı yapılmıyor; aynı zamanda ortak bir hafıza korunuyor.
Belki de bu yüzden Türkçeyi korumak yalnızca bir edebiyat meselesi değildir. Bu; biraz karakter, biraz aidiyet, biraz da vefa meselesidir.
Bazı toplumlar toprağını kaybedince dağılır, bazıları ise dilini kaybedince…
Türk Dili Bayramımızın 749. yılı kutlu olsun.
Dilerim Türkçeyi konuşurken de yazarken de daha özenli davranırız. Çünkü bir dili korumak, aslında bir milletin hafızasını korumaktır.
Sağlıcakla kalın…
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.
































YORUMLAR