Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Hülya Özyürek
Hülya Özyürek

FARKETMEK

Eyüp’ te bir sonbahar sabahında, otobüs bekliyoruz. Taksim Gezi parkının arkalarında biten yolculuğumuz, parkın hemen ortasında kurulmuş sahaflar fuarında mola verdiyor bize…

Eski kitaplar…

Ne kadar çok şey anlatsalar da okuyanın donanım ve kişiliğiyle daha çok değer kazanır kanımca.

Bazılarına nazikçe dokunuyorum.

Dokunmak nasıl bir eylem? Hissetmek değil mi? Onlara birer insan gibi davranıyorum. Hisli, duygulu…

Bana adeta cevap veriyorlar.

Okunmadıkça farkedilemeyecekler diye ürküyorum.

Bazılarını açıp bir iki satırını alelacele okuyorum.

Taksim’in arka sokaklarındaki, mimarisi zengin, tarihi binalarını, bazıları harap halde olmasına rağmen ilgiyle, ağzım açık izliyorum.

Ara sokaklardan Harbiye’ye doğru yürürken, ağaçlıklı, yeşillikler içinde ki gizemli bahçenin kapısından içeri geçiyoruz. Köşelemeli olarak birleşen iki binanın, bahçeye dönük yüzünde, tam ortada ki cümle kapısına, hayranĺıkla bakıyorum. İnce işlenmiş, kabartmalı bezemelerin, minik fresklerin yer aldığı duvarları, aynı figürü sergileyen dansçılara benzetiyorum. Ne kadar senkronize.

Muazzam bir uyum.

                                                                                                                                                                  Yüksek kaidelerinden fırlamış, gül pencerelere sonradan eklenen demirlerin üzerlerine yayılmış sarmaşıķların tozlu yaprakları …

Bir müziğin melodisine kapılmış gibiyiz. Durup dinliyorum…

Orkestranın sesi son ayarda. Şef yönetirken müziği, bedeniyle yükselerek yaptığı hareket komutlarıyla “nocturn”de yağmur vaktini işaret ediyor. Komutlar alçalıyor, yavaşlıyor ve ses inceliyor..

Artık sadece dinliyorum.

Duyuyorsunuz değil mi sizde yağmuru? Dinleyin lütfen!

Hissedeceksiniz, sizde benim gibi büyüleneceksiniz.

Bu binaların taş olduğunu söyleyenler onları dilsiz mi sanırlar? Onların da bilinci olduğu artık bilinen bir gerçek…

Değişen dünyamızda hissetmeye çalıştığımız her şeyin tepki verdiğini biliyoruz. Bir defasında perdeyle konuştum desem?

 

İnanmıyorsunuz, biliyorum.

Evdeki kedimle konuşmak benim için çok sıra dışı ama perde diyince, insanlar biraz terellelli olduğumu düşünmüyor değil. Olsun…

Hoşuma bile gidiyor. “Sosyolojik bakış” diyorum ben buna. Herkesin göremediğini, görebilmek.

Yıllarca yerinden oynamamış bir taşı kaldırınca altından neler çıkacağını merak etmek…

Solucanların yatağından endişeyle uyandırılması ve “ne oluyoruz” demesi ile bir şaşkınlık anı…

“Merhaba solucan kardeş”. “Kusura bakma perdeleri açtık” der gibi.

Gözlerin farkedemediği, akılların alamadığı yaşamlara şahit olmak gibi.

Gıcırtıyla açtığımız demir kapının sesiyle ürküyoruz. Terkedilmiş gibi duran merdiven aralıkları bizi döne döne en yukarıya taşıyor. Ağır rutubet kokuları çok tanıdık.

Her kapı ardında bir yaşam saklıyor.

Nasıl da merak ederim nedenini hiç bilmeden.

Kapıları çalıp kaçmak isterim. Uzanan bir başın “kim o ?” demesini.

Uzaktan gülerek izlememizin bencilliğini hiç anlamam.

Her katta başka bir yaşamla rastlaşıyoruz. Elektrik kablolarının sonradan geçirililerek tarihi eserlerin sabote edildiği , tavanların resmini cekiyorum. Gizlice kimseye görünmeden.

Nefes nefese çıktığımız, son katta genç bir kadın açıyor kapıyı. Üzerinde sabahlık. Saçlar biraz dağınık.

Diplerde ki beyazlar biraz aceleci davranmış, haksızlık etmiş galiba ona. Yaşı 28 gibi, sormaya çekiniyorum önce. Sonra sohbete geçince, herşey ortaya dökülüyor.

 

Bir kahve içelim diyor.

Kahve fikri güzel. Mis gibi kahveler kokmaya başlayınca sorular soruyorum, yine etrafımı inceleyerek.

Giriş genişçe bir holden oluşuyor.

Kocaman bir masa etrafında dizili sandalyeler, toplantı salonu havası katmış mekana. İş yerine benziyor. Üstünde bilgisayar ve bir takım iş malzemeleri, ofis havasında.

Odaları görmek icin sağıma soluma bakıyorum. Tam karşıda oturma odası var. Pencereler Fransız tasarımı, yerlere kadar. Yatak odası, görebildiğim kadarıyla, sade mağaza vitrinlerinde bulunan sistik tarz.

Eskitme .

 

Kösede mutsuzmu mutsuz duran “british shorthair” bir kedi var. Gri renkli. Sahibine çok kırgın bakıyor. Oyun malzemelerine dokunmak istemiyor.

Pencereden düştüğünü, acilen veterinere yetiştirdiklerini, Allahtan iç kanama geçirmediğini anlatiyor sahibi. Yine de müşahade altında olduğunu anlıyoruz konuşmadan.

Pencereden dışarıyı izlerken genç kadın hikayesini anlatıyor.

Ünsüz bir bir ressam…

Farkedilmemiş bir yetenek olduğunu anlayabiliyoruz. Bir iki sergisi olmuş. Gözlerimle evi inceliyorum. Duvarda duran kendi elinden çıkmış tablolara hayranlıkla bakıyorum. Köşedeki boyalar, kokularını buram buram yayıyor. Renk renk guaj boyalar içinde kurumuş bir palet… Hemen yanında, ortasından sıkılmış, kırmızı, beyaz, yeşil, mavi boya tüpleri. Kurumuş tabaka üzerinde, ince kalın fırçalar…

Tamamlanmayı bekleyen tuvaldeki resim pek manalı.

Sokağa taşan kahkahalı sohbet, hoş bir sada sunuyor görüşmemize.

Saatin nasıl geçtiğini anlamadan ayrılmak üzere izin istiyoruz.

Başka mekan ve hayatlara şahitlik etmek üzere oradan ayrılıyoruz.

Sanatın ve mimarinin muazzam işlendiği o gizemli binalara hayran kalarak usulca ayrıliyorum Pera dan …

 

Yeniden görüşmek üzere.

Hülya Özyürek

YORUMLAR

2 adet yorum var

  1. Okumaya başladığım an düşüncelerim; Sahaflardaki kitapları yalnızca eşya gibi değil, “yaşayan” varlıklar gibi görmek.Bana adeta cevap veriyorlar” yaklaşımı, geçmiş ve kültürümüzü canlandırmak.Taş duvarların bile bir ruhu olduğunu düşündüren bu yaklaşım, bende hayranlık ve merak duygusu çağrımı oluşturuldu. Eski merdivenler, rutubet kokusu, kapılar, terk edilmiş hissi veren binalar, kedinin bakışı, ressamın kurumuş boya paleti… Bunlar yalnızca bir mekânı değil, orada yaşanmış hayatları eşya olarak değil hikayesi olan bir varlık gibi anlatmış olmak .Herzaman olduğu gibi Hülya hanım harikalar yaratmışsınız elinize ,emeğinize sağlık .

  2. Yazınızı okurken kendimi Eyüp’ten başlayıp Pera’nın eski sokaklarında dolaşıyor gibi hissettim. Mekânları sadece tasvir etmemiş, onlara bir hafıza ve karakter kazandırmışsınız. Eski binalar, sahaflar ve ressamın evi aynı hikâyenin parçaları gibi birbirine bağlanmış. Yer yer bilinç akışına yaklaşan bölümler vardı; bu da metne samimi bir hava katmış. Keyifle okudum ve okurken yavaşlamayı ve etrafı yeniden fark etmeyi hatırlattı bana. Kaleminize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER