IŞIKTAN ESTETİĞE: MUM
Modern hayat, ihtiyaçlarımızı azaltırken tükettiğimiz şeyleri çoğalttı. Üstelik modern insanın estetiğe olan düşkünlüğü, bir zamanlar yalnızca işlevi için kullandığımız eşyaları bile yeniden biçimlendirdi. Kimi eşyalar başka renklerle, başka kokularla, daha gösterişli hâlleriyle yeniden evlerimize girdi. Bu kez ihtiyaç olarak değil; güzellik, koku, huzur ve biraz da estetik haz vadederek…
Bazen bir sehpanın üzerinde, bazen yemek masasının tam ortasında, bazen de yatak odamızın en güzel köşesinde duruyorlar. Rengârenk, çeşit çeşit… Vanilya, tarçın, kahve, çiçek, sandal ağacı kokulu olanları; bir çiçeği, bir heykeli, hatta küçük bir sanat eserini andıranları var.
Mumlardan bahsediyorum.
Çocukluğumuzun o uzun, ince, beyaz mumlarını hatırlıyor musunuz?
Onlar evimizin aksesuarı değildi. Çoğu zaman bir çekmecenin içinde, elektriklerin kesileceği günü beklerlerdi. Elektrik gider, ev karanlığa gömülür, bir mum bulunur, yakılır ve küçücük alevinin etrafında hayat kaldığı yerden devam ederdi. Ondan güzel kokmasını, salonumuza yakışmasını ya da bizi sakinleştirmesini beklemezdik.
Tek bir görevi vardı: Karanlığı aydınlatmak.
Sonra elektrik kesintileri azaldı, teknoloji ilerledi, evlerimiz hiç olmadığı kadar aydınlandı.
İnsanın artık muma ihtiyacı kalmamıştı.
Ama ilginçtir ki mum hayatımızdan çıkmadı. Tam tersine, başka bir kimlikle geri döndü.
Bir zamanların zorunlu ihtiyaç maddesi, modern dünyanın dekorasyon ve yaşam tarzı ürünlerinden birine dönüştü. Artık karanlıkta görebilmek için değil; evimiz güzel görünsün, güzel koksun, ortam değişsin, biraz huzur versin diye yakıyoruz.
Değişen yalnızca mum değildi; bizim mumdan beklentimiz de değişmişti.
Aslında bu değişimi anlayabilmek için mumun çok eski hikâyesine bakmak gerekiyor.
Çünkü insan, beş bin yılı aşkın süredir gecenin karanlığına küçücük bir alevle karşı koyuyor.
Eski toplumlarda eldeki imkân neyse mumun hammaddesi de oydu; hayvansal yağlar, balmumu, çeşitli bitkisel maddeler…
Orta Çağ Avrupa’sında hayvansal yağdan yapılan mumlar halkın gündelik hayatında kullanılırken, daha temiz yanan ve hoş kokan balmumu mumlar pahalı olduğu için daha çok kiliselerde ve varlıklı insanların evlerinde görülüyordu.
Devamı yarın! Keyifli okumalar diliyorum.
Mumun kaderini asıl değiştiren ise 19. yüzyıl oldu.
1834’te Joseph Morgan’ın geliştirdiği makine, kalıp mumların daha hızlı ve sürekli üretilmesini mümkün hâle getirdi. Böylece mum yalnızca elde yapılan bir ürün olmaktan çıkıp seri üretilebilen ve daha geniş kitlelerin ulaşabildiği bir ihtiyaç maddesine dönüşmeye başladı.
Ardından 1850’lerde parafin geldi.
Petrolün rafine edilmesiyle elde edilen parafin; renksizliğe yakın görünümü, kokusuz oluşu ve ekonomik üretime elverişliliği nedeniyle mum yapımında hızla önemli bir yer edindi. Böylece bugün zihnimizde yer etmiş o sade, beyaz mumun modern biçimi de giderek yaygınlaştı.
Fakat tam mum üretimi kolaylaşmış, ucuzlamış ve yaygınlaşmışken insanlık başka bir ışığın peşindeydi.
1879’da elektrik ampulünün geliştirilmesiyle birlikte mum, yüzyıllardır sürdürdüğü en önemli görevini yavaş yavaş kaybetmeye başladı. Artık gecenin karanlığını yenmek için küçücük bir aleve mahkûm değildik.
Bir düğmeye basmak yeterliydi.
Mumun hikâyesi burada bitebilirdi.
Bitmedi.
Belki de hikâyenin en ilginç tarafı tam burada başlıyor. İnsan, artık ihtiyaç duymadığı mumu hayatından çıkarmak yerine ona yeni bir görev verdi.
Özellikle 1980’lerin ortalarından itibaren mumlara dekorasyon, hediye ve ortamın havasını değiştiren bir ürün olarak ilgi belirgin biçimde artmaya başladı.
1990’lara gelindiğinde ise bu ilgi daha da büyüdü. Mumların renkleri, biçimleri ve kokuları çeşitlendi; soya ve palm gibi yeni ticari mum hammaddeleri de kullanılmaya başlandı.
Ve böylece binlerce yıl ışık vermek için kullanılan mum, modern insanın elinde his vermek için kullanılan bir ürüne dönüştü.
Bugün bir mum satın alırken ne kadar iyi aydınlattığına bakmıyoruz. Nasıl koktuğuna, hangi renkte olduğuna, evimizin dekorasyonuna uyup uymadığına, hatta kavanozunun ne kadar güzel olduğuna bakıyoruz.
Bir zamanlar karanlığı gidermek için ihtiyaç duyduğumuz o küçük alev, bugün evlerimizin aksesuarı, sofralarımızın süsü, dinlenme ritüellerimizin bir parçası…
Fakat tam da burada başka bir soru çıkıyor karşımıza:
Mumu daha güzel, daha kokulu ve daha gösterişli hâle getirirken içine neler koyduk?
Çünkü modern mum artık yalnızca bir fitil ve onu çevreleyen mum maddesinden ibaret değil. Kokuların, renklendiricilerin ve farklı mum karışımlarının dâhil olduğu çok daha farklı bir üründen söz ediyoruz.
Peki bütün o güzel kokunun, loş ışığın ve estetik görüntünün ardında görmediğimiz ne var?
Yanan bir mum evimizin havasına gerçekte ne bırakıyor? Soluduğumuz havaya karışan maddeler neler ve bunların sağlığımız üzerindeki etkileri ne ölçüde önemli?
Bir zamanlar yalnızca karanlığı aydınlatmasını beklediğimiz mumun bugün bize sunduğu güzellikleri uzun uzun konuşuyoruz. Belki artık, o güzelliğin görünmeyen tarafını ve sağlığımıza olası etkilerini de konuşmanın zamanı gelmiştir.
Devamı gelecek…
Keyifli okumalar diliyorum.
































YORUMLAR