IŞIKTAN ESTETİĞE: MUM, II
Bir zamanlar karanlığı aydınlatmak için yakılan mum, bugün çoktan eski görevinden sıyrıldı. Artık yalnızca bir ışık kaynağı değil; sanattan edebiyata, müzikten resme uzanan geniş bir dünyanın içinde romantizmin, hüznün, huzurun ve estetiğin simgesi.
Özdemir Asaf’ın dizelerinde yanan yalnızca mum değildir mesela, zamandır:
“Mum yanıyor, zaman yanıyordu…”
Şair ona bakıp zamanı gördü, ressam ışığı, müzisyen hüznü anlattı. Biz ise onu evlerimizin en güzel köşelerine yerleştirdik. Bazen yemek masasının ortasına, bazen yatak odamızın başucuna, bazen de bir sehpanın üzerine…
Vanilyalısını, tarçınlısını, kahvelisini aldık. Kokusunu huzurla, titreyen ışığını dinginlikle özdeşleştirdik.
Ama bir de muma bilimin gözünden bakalım.
Peki, bu kadar masum görünen bir mum gerçekten ne kadar masum?
Çünkü biz mumun ışığına bakarken bilim, o ışığın ardında gözümüzün göremediği şeylere bakıyor.
Ve işte tam burada şiir bitiyor, araştırmalar başlıyor.
Araştırmalar gösteriyor ki o küçücük alev yalnızca ışık üretmiyor. Mum yanarken bulunduğu ortamın havasına PM2.5 olarak adlandırılan ince parçacıklar, ultra ince parçacıklar ve çeşitli gazlar karışabiliyor.
Kontrollü laboratuvar çalışmalarında mumların yanması sırasında formaldehit, benzen ve başka bazı kimyasal maddelerin de havaya karışabildiği görülüyor. Üstelik ortaya çıkan maddelerin miktarı; mumun türüne, fitiline, kokusuna ve nasıl yakıldığına göre değişebiliyor.
Peki gözümüzün dahi göremediği bu parçacıklar vücudumuz için ne ifade ediyor?
Danimarka’da 58 evde ve 78 orta yaşlı kişi üzerinde yapılan bir araştırmada, evlerin havasındaki çok küçük parçacıkların önemli kaynaklarından birinin mum yakılması olduğu görüldü. Bu parçacıkların daha yoğun olduğu evlerde yaşayan kişilerin akciğerlerinin çalışma kapasitesinin daha düşük olduğu ve vücutta iltihaplanmaya işaret eden bazı değerlerin daha yüksek olduğu tespit edildi.
Yani araştırma, “Mum yakmak bunlara kesin olarak sebep oluyor.” demiyor; fakat mumdan kaynaklanan parçacıklarla bu bulgular arasında dikkat çekici bir bağlantı olduğunu ortaya koyuyor.
Danimarka’da gerçekleştirilen daha geniş kapsamlı başka bir çalışma ise 6.757 kişiyi kapsıyor. Katılımcılar 2009 yılında araştırmaya alındı ve 2018 yılına kadar kalp-damar ve solunum sistemi hastalıkları nedeniyle gerçekleşen ilk hastane başvuruları takip edildi. Araştırmacılar özellikle kış aylarında sık mum yakanlarla seyrek mum yakanları karşılaştırdı.
Sonuç belki de beklediğimizden farklıydı.
Sık mum kullanımı ile kalp-damar veya solunum sistemi hastalıkları nedeniyle hastaneye başvurma riski arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamadı.
Yani bilim bugün bize “Mum yakarsanız hasta olursunuz.” demiyor.
Fakat başka bir gerçeği de görmezden gelemeyiz: Bir mum yandığında yalnızca fitili yanmıyor; yaşadığımız odanın havasının içeriği de değişiyor.
Bir de işin o çok sevdiğimiz koku tarafı var.
Bugün mumları yalnızca ışıkları için değil, kokuları için de satın alıyoruz. Oysa kokulu mumların yanması sırasında çeşitli uçucu organik bileşiklerin iç ortam havasına karışabildiği araştırmalarda gösteriliyor. Burada da bütün kokulu mumları aynı kefeye koymak doğru değil; kullanılan ham maddeye, esansa ve üretim biçimine göre ortaya çıkan maddelerin miktarı değişebiliyor.
Parafin de bu noktada sıkça karşımıza çıkıyor. Petrol kökenli hidrokarbonlardan oluşan parafin, mum üretiminde yaygın kullanılan ham maddelerden biri.
Ancak mesele yalnızca “parafin kötüdür, diğer mumlar iyidir” kadar basit değil. Farklı mum türleri de yanma sırasında havaya parçacık ve gaz salabiliyor.
Asıl mesele ne yaktığımız kadar, ne sıklıkta, ne kadar süreyle ve nasıl bir ortamda yaktığımız.
O hâlde mumları hayatımızdan tamamen çıkarmamız mı gerekiyor?
Bugünkü bilimsel veriler bize böyle kesin bir şey söylemiyor. Ayda yılda bir yakılan bir mumla, her akşam saatlerce kapalı bir odada yakılan mumları aynı değerlendirmek doğru olmaz. Fakat ihtiyacımız olmadığı hâlde onu günlük bir alışkanlığa dönüştürmemek, kullanımını mümkün olduğunca azaltmak ve mum yakılan ortamı iyi havalandırmak en makul yol gibi görünüyor.
Çünkü modern insanın estetik uğruna hayatına aldığı her şeyi, yalnızca güzel göründüğü ya da güzel koktuğu için masum kabul etmemesi gerekiyor.
Belki de mesele mumu tamamen söndürmek değil; neyi yaktığımızı bilerek yakmak.
Bir zamanlar karanlığı aydınlatmak için kullandığımız mum, bugün evlerimizi güzelleştiriyor. Fakat görünen o ki ışığın kendisi kadar, ardında bıraktığı görünmeyenleri de konuşmanın zamanı geldi.
Çünkü bazen en güzel ışık, bize göremediklerimizi gösterendir.
































YORUMLAR