Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Makbule Bilge Demir
Makbule Bilge Demir

BİR OK ZEHRİNDEN AMELİYATHANEYE: KÜRAR

BİR OK ZEHRİNDEN AMELİYATHANEYE: KÜRAR

Beyin “hareket et” dediği hâlde bir kas hareket etmeyebilir mi?

Bugün anlatacağım hikâye bir ameliyathanede ya da modern bir laboratuvarda başlamıyor.

Tam tersine…

Yüzyıllar öncesinin Güney Amerika ormanlarında, avlanmak için kullanılan zehirli okların ucunda başlıyor.

Bölgenin bazı yerli toplulukları, çeşitli bitkilerden hazırladıkları ve bugün genel olarak “kürar” adıyla bildiğimiz karışımları oklarının ucuna sürüyordu.
Ama kürarı ilginç kılan yalnızca bir zehir olması değildi.

Vücutta yaptığı şey, yıllar sonra bilim insanlarının da dikkatini çekecekti.

Kürar, sinirlerle kaslar arasındaki iletişimi engelleyebiliyordu.

En sade hâliyle söyleyelim:
Beyin “hareket et” diyordu ama kas hareket etmiyordu.

İşte beni asıl şaşırtan da burası oldu.

Bir insanın zihni ile bedeni arasındaki iletişimin küçücük bir madde tarafından kesilebilmesi…

Peki nasıl?

Normalde beynimizden çıkan hareket emri sinirler aracılığıyla kaslarımıza ulaşıyor. Kürarın bazı bileşenleri ise bu mesajın kasa ulaşmasını engelliyor. Kas emir alamayınca hareket edemiyor.

Yüzyıllar boyunca avcılıkta kullanılan bu etkinin bilim insanlarının dikkatinden kaçması elbette mümkün değildi.

“19. yüzyılda Fransız bilim insanı Claude Bernard, kürarın vücutta nasıl etki gösterdiğini araştırdı. Çalışmaları, kürarın etkisinin sinir ile kasın buluştuğu noktada gerçekleştiğinin anlaşılmasına önemli katkı sağladı.”

Artık ortada yalnızca zehirli bir ok yoktu.

İnsan bedeninin nasıl çalıştığına dair büyük bir ipucu vardı.

“20. yüzyıla gelindiğinde ise bilim insanlarının kürarda gördüğü bu etkinin tıpta çok önemli bir karşılığı olduğu anlaşıldı.”

Çünkü bazı ameliyatlarda yalnızca hastayı uyutmak yeterli değildi. Cerrahın rahat çalışabilmesi için kasların da gevşemesi gerekiyordu. Kasların geçici olarak gevşetilebilmesi bazı ameliyatları kolaylaştırıyor, gerektiğinde solunum tüpünün yerleştirilmesine de yardımcı oluyordu.

İşte bir zamanlar avını hareketsiz bırakmak için kullanılan kürarın bilim dünyasına bıraktığı en önemli miraslardan biri buydu:

Kasların hareketi geçici olarak durdurulabiliyordu.

Bilim, doğada karşılaştığı bu etkinin nasıl gerçekleştiğini anlamış ve zamanla bu bilgiden tıpta yararlanmanın yollarını geliştirmişti.

Düşünün…

Bir zamanlar zehirli bir okun ucunda karşılaşılan etki, yüzyıllar sonra modern ameliyathanelerde hekimlerin yararlandığı bilimsel bilginin parçalarından biri hâline gelmişti.

Ve bütün bunları okurken bir kez daha düşündüm:

Bizden yüzyıllar önce yaşayan, bugünkü laboratuvarlara, cihazlara ve bilimsel imkânlara sahip olmayan insanların doğayı gözlemleyerek edindikleri bilgi hiç de küçümsenecek gibi değil.

Hangi bitkinin ne yaptığını, hangisinin iyileştirdiğini, hangisinin zarar verdiğini deneyimleyerek öğrendiler.

Doğayı yalnızca seyretmediler; onu okudular.

Belki de modern insan olarak geçmişe bakarken kendimizi fazla üstün görüyoruz.

Oysa insanlığın bugün “bilim” dediği büyük bilgi birikiminin bazı ilk soruları, laboratuvarlardan çok önce doğanın içinde soruldu.

Yüzyıllar önce Güney Amerika’da yaşayan yerli topluluklar, doğadan öğrendikleri bu bilgiyi avlanmak için kullanıyordu.

Yüzyıllar sonra bilim aynı etkinin peşine düştü; araştırdı, nasıl çalıştığını anlamaya uğraştı ve sonunda ameliyathanelerde insan hayatına hizmet eden bir bilgiye dönüştürdü.

Doğa gösterdi, insan gözlemledi, bilim geliştirdi.

Fakat hikâye burada bitmiyor.

Çünkü kürarın hikâyesinin peşine düşmeme neden olan şey, bugün modern ameliyathanelerde kullanılan başka bir ilacın adıydı:

Rokuronyum.

Peki yüzyıllar boyunca insanlığın elinde şekillenen ve sonunda tıbbın hizmetine sunulan böyle bir bilimsel imkânın adı, bugün neden genç bir kadının ölümünün ardından ortaya atılan iddiaların arasında geçiyor?

Rokuronyum nedir?

Kürarla ne ilgisi vardır?
Ve insan hayatına hizmet etmesi için geliştirilen bir ilaç, başka ellerde ne anlama gelebilir?

Yarın tam da buradan devam edeceğim.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER