Ücret Tam, Hizmet Yarım: Eve Yardımcı Bulmanın Görünmeyen Bedeli
Ev temizliği için güvenilir ve işini özenle yapan birini bulmak, giderek içinden çıkılmaz bir hâl alıyor. Ücret konusunda en başta anlaşıyorsunuz; fakat daha iki ay geçmeden yeni bir zam talebiyle karşılaşıyorsunuz. İlk zamanlarda “Piyasa şartları değişti” denildiğinde anlayış gösteriyor, makul bulup kabul ediyorsunuz. Ancak bu talepler sıklaşınca, aldığınız hizmetin karşılığını gerçekten alıp almadığınızı sorgulamaya başlıyorsunuz.
Bir süre sonra yapılan işi daha dikkatli kontrol ettiğimde temizliğin özensizleştiğini, bazı yerlerin gelişigüzel geçildiğini ve hatta eşyalarımın zarar gördüğünü fark ettim. Bir gün süpürgenin sapı kırılmış, başka bir gün evdeki farklı bir eşya zarar görmüş… Üstelik bunlar çoğu zaman açıkça söylenmiyor, sonradan sizin fark etmeniz bekleniyordu.
Ben ise iyi niyetli davranmak adına elimden geleni yapıyordum. Bir dönem temizliğe gelen kişiyi evinden alıyor; kahvaltısını, kahvesini ve yemeğini hazırlıyordum. Bir noktadan sonra hizmet alan kişi olmaktan çıkıp adeta hizmet eden tarafa dönüştüğümü fark ettim. Hem zamanımı ayırıyor hem ücretini ödüyor hem de ayrıca onun rahat etmesi için çabalıyordum. Sonunda kendime, “Burada ters giden bir şey var,” dedim.
Ne yazık ki nezaket ve tevazu, bazı insanlar tarafından karşılıklı saygının göstergesi olarak değil, sınırların esnetilebileceği bir fırsat olarak görülebiliyor. Oysa iyi davranmak; yapılan işin savsaklanmasını, sorumlulukların unutulmasını veya eksik bırakılan işlere sürekli bahane bulunmasını kabul etmek anlamına gelmemeli.
Bir süre eve temizlik için kimseyi çağırmadım. Ancak yoğun çalışma hayatım nedeniyle ev işlerine yeterince zaman ayırmam mümkün olmadı. Daha sonra yeniden denemeye karar verdim. Bu kez yabancı uyruklu bir hanımla anlaştım. Gün boyunca kendi imkânları ölçüsünde bir şeyler yapmaya çalıştı; ancak çalışma hızı ve temizlik anlayışı benim beklentimden oldukça farklıydı. Günün sonunda, daha temizlenmesi gereken iki oda dururken, “Çok yoruldum, bunları yapmadan gitsem olur mu?” diye sordu.
O anda içimden yalnızca şu geçti: “Allah’ım, nedir benim bu insanlarla sınavım; bu gerçekten bir şaka mı?” Çünkü insan bir işi kabul etmişse o işi sahiplenmeli ve tamamlamayı sorumluluğunun bir parçası olarak görmelidir. Günlük ücretin tamamını talep ederken işin bir kısmını hiçbir mahcubiyet duymadan bırakmak bana hâlâ anlaşılır gelmiyor. Ücret konusunda gösterilen hassasiyetin, işin hakkını verme konusunda da gösterilmesi gerekmez mi? Talep ettiğiniz parayı hak etmek istiyorsanız, “Yetiştiremedim, kalanını yapmadan gideyim,” demeden önce en azından bir kez düşünmelisiniz.
Açıkçası, yaşadığım örneklerden sonra bu meslek grubundaki çalışma anlayışını anlamakta zorlanıyorum. Elbette işini titizlikle yapan, girdiği eve özen gösteren ve aldığı ücretin karşılığını fazlasıyla veren insanları tenzih ediyorum. Ancak benim karşıma çıkan kişilerin neredeyse tamamı, eksik bıraktığı iş için mutlaka bir bahaneye sığındı. Biri çok yorulduğunu söyledi, biri zamanın yetmediğini, diğeri ise yapılacak işin fazla olduğunu… Fakat en başta konuşulan ücret söz konusu olduğunda hiçbirinin aynı tereddüdü yaşadığını görmedim.
Burada hizmet alan bizlere de bir görev düşüyor: Temizlik hizmetini sanki karaborsaya düşmüş, bulunmaz bir nimetmiş gibi görmemek ve makul sınırlarımızı korumak. İyi niyet göstermek başka, alınan hizmet karşısında sürekli taviz vermek başka şeydir. İşini özenle yapan bir çalışanın emeğine elbette hakkıyla karşılık verilmelidir; ancak hizmet eksik kaldığında bunu söylemekten çekinmek de kimseye iyilik değildir.
Bir de işin toplumsal gösteriş tarafı var. Bizim toplumumuzda, yeterli zamanı olduğu hâlde sırf “Eve temizlikçi çağırıyorum” diyebilmek uğruna bunu bir statü sembolüne dönüştürenler de bulunuyor. Sanki insanın kendi evini temizlemesi bir eksiklik, başkasına temizletmesi ise ayrıcalık göstergesiymiş gibi… Oysa bir eve yardımcı çağırmak ne üstünlük ne de prestij meselesidir; yalnızca ihtiyaç ve zaman meselesidir.
Benim vaktim olsa evime temizlik için kimseyi çağırmam. Çünkü ev, insanın en özel ve en mahrem alanıdır. Mecbur olmadıkça üçüncü bir kişinin enerjisini, alışkanlıklarını ve özensizliğini neden yaşam alanıma dâhil edeyim? İmkânım ve zamanım elverse kendi düzenimi kendim kurmayı, eşyalarıma kendi özenimle dokunmayı tercih ederim.
Mesele kimsenin emeğini küçümsemek değil; ödenen ücret karşılığında güvenilir, özenli ve sorumluluk sahibi bir hizmet alabilmek. Çünkü hizmet ilişkisi tek taraflı fedakârlık üzerine kurulamaz. Çalışanın emeğine saygı duyulması gerektiği kadar ev sahibinin zamanına, parasına, eşyalarına ve sınırlarına da saygı gösterilmelidir.
Bütün bu deneyimlerden sonra vardığım sonuç şu oldu: Yardım almak hayatı kolaylaştırmalı; insana yeni bir iş, yeni bir stres ve sürekli denetleme zorunluluğu çıkarmamalı. Eğer aldığınız hizmet sizi rahatlatmak yerine daha fazla yoruyor, bir de üzerine kendinizi mahcup hissetmenize neden oluyorsa insan ister istemez şu eski söze hak veriyor:
“Paranla rezil olacağına, kendi işini kendin yap.”
































Bütün söylediklerine katılıyorum evini kendin temizlemek gibisi yok.
Özellikle çalışan ve çocuk vs gibi durumlarda vakti olamayan kadınların çilesi. Özensiz ve umursamazca yapılan iş neticesinde hem parayı veren hem de üzülen taraf biz oluyoruz .
Çok doğru bir konuya deginmişsiniz yapılan hizmet karşılığı verilen ücretler yanliz yüksek değil adeta cep takacak derecede.Kaleminize sağlık