Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Hülya Özyürek
Hülya Özyürek

Berlin 1

 

Yıkık Berlin Duvarı’nın doğu cephesine düşen Prenzlauer Berg semtindeyim. Burası, bizdeki Cihangir’e denk gelen bir semt.

 

II. Dünya Savaşı’nda hasar görmüş ve aslına dokunulmadan restorasyon geçirmiş, bakımlı, yüksek tavanlı, zengin alçı kabartmalı, süsleme ve bezemeleriyle dikkat çeken evlerin içi bana tarihi okulları anımsatıyor. 1900’lerden kalma Wilhelm tarzı apartmanlarda savaşın izleri yer yer hâlâ duruyor.

 

Devasa, yüksek ve geniş pencereler aydınlatma görevini tam anlamıyla yerine getirirken, çift katmanlı camlarıyla ses geçirmeyen bir özellik sunuyor. İç mekânlardaki kapılar tamamen orijinal olarak bugüne kadar sağlam gelmiş. Kapı tutacakları, hatta anahtarları bile orijinal.

 

Pencerelerin iç kısmının neredeyse bir-iki insanın oturabileceği derinlikte olması, duvarların kalınlığını anlamanızı mümkün kılıyor.

 

Apartmanların dev çelik gövdeli, çift kanatlı ana kapılarından yapılan girişler, binanın içinden geçilerek çıkılan arka kapıyla tekrar üstü açık bir avluya ulaşıyor. Blok binaların oluşturduğu kenar kanatlar, üstü açık alanı hem çevreliyor hem de koruyor. Mimari unsurlarına dokunulmadan günümüze uyarlanmış, üst galerili tarzı andıran, balkon korkuluklarıyla çevrili yapının geçiş katları da ilgi çekici.

 

Üstü açık avlunun içinde yer alan, harikulade korunaklı bu mekânlar; ağaçlara, bisiklet park yerlerine ve çöp ayrıştırma konteynerlerine de alan oluşturuyor.

 

Mimariyi sabote etse de orijinal yapılara sonradan eklenmiş asansörleri orta avluda görmek oldukça sıradan.

 

Caddedeki tramvay için ayrılmış demiryolu iki ana yolun tam ortasında. Evden çıkınca yol boyunca ağaçlar iki yanı kaplıyor. Manzara yazın ve kışın farklı; her iki mevsimde de muazzam.

 

Yapıların sokağa bakan dış yüzeylerinde Neoklasizm izleri fark ediliyor. Bu cadde ve sokakları hayranlıkla izlerken binaların en üst katlarında Paris’te görülen Rönesans-Klasizm tarzı teraslar, küçük olsalar da zengin süslemeli balkonlar göz kamaştırıyor. Kenar detayları belki de sonradan tasarlanmış; dantel kıvrımlı ferforje korkuluklar çok alımlı. Markete giderken bile bu sanat eserlerini incelemem, kültürel mirasa ve sanat tarihine olan aşırı merakımdan.

 

Kışın rutin olarak karlı olan Prenzlauer Berg’de bugün de kar var.

 

Ramazan ayındayız. Alışveriş için evden çıkıyorum. Hava birden kar yağışına evriliyor. Yağdıkça artıyor; yüzüm, gözüm, üstüm başım hep kar oluyor. Göz gözü görmüyor. Kısa zamanda kardan adama dönüyorum.

 

Eve dönmeyi gözüm kesmiyor. En iyisi bir mağazaya, bir yere sığınmak fikri daha cazip geliyor. Kar yağışı insanları pek etkilememiş. Cadde oldukça kalabalık. Ortadan geçen tramvay, çift yönlü geçişleriyle kar altında muazzam seyirlikler sunuyor.

 

Büyük bir mağazaya giriyorum. Bir şeyler alıp kar yağışı daha da artmadan eve dönmek fikri cazip geliyor. Alışveriş için bakınırken çantamın elimde olmadığını ve kaybettiğimi fark edip panikliyorum. Mağazanın her yerini tekrar tekrar gezerek çantamı arıyorum. Ama yok.

 

Aşırı paniğe kapılıyorum.

 

 

 

İçinde evin anahtarları da var. Korkmaya başlıyorum. Nerede düşürdüm acaba? Kara aldırmadan yol boyunca yürüyerek eve tekrar dönüyorum.

 

Evde olmadığını anlayınca bu defa sokaklarda, geçtiğim yerleri arıyorum. Mağazaya girip çalışanlara soruyorum. Kameralara bakılmasını rica ediyorum. Şeflerini çağırıyorlar. Böyle görüntüleri izleyemeyeceğimi söylüyorlar. İyice panikliyorum.

 

Çaresiz, tekrar tekrar aynı yerleri arıyorum. Neredeyse hava kararıyor. Sokaklar, karların birikmesine hiç direnmeden bembeyaz oluyor. Anahtarlar önemli olduğu için çok üzgünüm. Bütün duaları okuyorum. Aramaya devam ediyorum.

 

Umudum tükenip de dönmeye karar vermişken telefonum çalıyor. Oğlum arıyor.

 

“Anne, garip bir şey oldu.” diyor.

 

“Ne oldu?” deyip heyecanlanıyorum.

 

Dış kapının hemen yanında, merdiven kenarında çantayı bulduğunu söylüyor. Muhtemelen anahtarın üzerinde yazan adrese göre getirip bırakmış olmalılar. İnsanların dürüst ve etik davranışı beni oldukça sevindiriyor, gülümsetiyor.

 

Evet…

Almanya’nın başkenti Berlin’deyim.

 

Dünyanın sayılı gözde şehirlerinden birinde olmak bende bir farklılık oluşturmayacaktır, eminim.

 

Ama anılar, onları biriktirenleri zengin kılabilir. Kendimi her zamanki gibi zengin hissediyorum.

 

Ankara’da doğmuş, İstanbul’u deneyimlemiş biri olarak beni Berlin’de en çok etkileyen şey; önemli teknolojik hamleleri, devasa ve sistematik tren ağlarıyla güvene dayalı ulaşımı oldu. Üstelik Dünya Savaşı’nın yıkımından sonra küllerinden doğan bir ülkenin her yönüyle yeniden yapılanması takdire şayan.

 

Berlin Brandenburg’a inişe geçmeden gördüğüm uçsuz bucaksız, dev rüzgâr güllerinden bile elektrik üretmeleri, ekonomilerini nasıl bu kadar iyileştirebildiklerini anlamam için yalnızca bir detay.

 

Yazımın ikinci bölümünde Berlin’den devam edeceğim.

 

Sevgiyle kalın…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER